Akıllı Tasarım: Bilim mi din mi?

Akıllı Tasarım (AT) hareketinin neyi savunduğunu, hangi iddialarda bulunduğuna geçmeden önce bu hareketin kökenleri, nasıl ve ne zaman ortaya çıktığıyla ilgili biraz bilgi vermek istiyorum.

Akıllı Tasarım hareketi, merkezi ABD’de Washington eyaletinin Seattle şehrinde bulunan DI (Discovery Institute yani Keşif Enstitüsü)’nin CSC (Center for Science and Culture yani Bilim ve Kültür Merkezi) bölümünü tarafından ortaya koyulmuştur. DI, 1990 yılında Hristiyanlığı savunma amacıyla, kâr amacı gütmeyen bir düşünce (think tank) kuruluşu olarak kurulmuştur. CSC bölümü ise 1996 yılında Akıllı Tasarım hareketiyle ilgili araştırmalar yapmak ve yayılmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. CSC’nin kısa ve uzun dönemli planlarını ve hedeflerini anlatan Kama Belgesi (Wedge Document)’nde Kama Stratejisi anlatılıyor. Bu belgede temel hedef olarak şu iki madde yer alıyor:

  • To defeat scientific materialism and its destructive moral, cultural and political legacies.
  • To replace materialistic explanations with the theistic understanding that nature and human beings are created by God.

Türkçe’ye çevirmek gerekirse aşağı yukarı amaçlarını şöyle ifade edebiliriz:

  • Bilimsel materyalizmi ve yıkıcı manevi, kültürel ve politik mirasını yenilgiye uğratmak
  • Materyalist açıklamaları, doğanın ve insanların Tanrı tarafından yaratıldığı teistik (tanrısal) anlayışı ile değiştirmek.

Ayrıca bu belgede temel hedeflerin dışında 5 yıllık ve 20 yıllık hedefler de koyulmaktadır. Bunların arasında Akıllı Tasarımın; “bilim dünyasında baskın olarak kabul gören bir teori haline getirilmesi”, “dini, manevi, kültürel ve politik hayatın içine iyice işlemesi” gibi bazı hedefler de mevcut. Daha ayrıntılı bilgi isteyenler bu Kama Belgesine buradan ulaşabilir. Bu arada bu stratejinin adının neden “kama” olduğunu merak edenler olabilir. Kama belgesinde bu şöyle açıklanıyor: “Materyalist bilimi dev bir ağaç kabul edersek stratejimiz bir kama gibi görev görmesi için tasarlandı. Bir kama görece küçük olmasına rağmen, en zayıf noktasına vurulduğunda bir ağaç gövdesini ikiye ayırabilir.”

Bu strateji belgesi DI’nın temel amacının bilimde hakim olduğunu söyledikleri materyalist bakış açısının yok edilmesi ve yerini dinsel, tanrısal bir bakış açısının alması olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Burada materyalist bakış açısı olarak gördükleri şey aslında doğada olmuş veya olmakta olan olayların doğal sebepleri olması gerektiği görüşüdür. Bu görüşün yerine doğal olaylara doğaüstü açıklamalar getirilmesini yani ‘tanrı’ kavramının bilimin içine girmesini istiyorlar. Yani kısaca DI’nın temel amacı evrenin ve canlıların tamamının tanrı tarafından aniden yaratıldığı fikrinin bilim tarafından kabul edilmesidir. Bu fikilerin lise ve üniversitelerde öğretilmesi de bu hareketin en önemli ve kritik amaçlarından biridir. Ama önlerinde Birleşik Devletler Anayasa Mahkemesi’nin 1987 yılında yaratılış bilimine (creation science) karşı aldığı “belli bir dini inancı empoze etmeye yönelik eğitim yapılamaz” kararı bir engel teşkil etmektedir. Bu sebeple Akıllı Tasarım hareketini anlatırken ‘tanrı’ kelimesini kullanmamaya özen gösteriyorlar. İşte zaten bu sebeple hareketin adı ‘Akıllı Tasarım’dır. Bu tasarımı yapan şeye de ‘Akıllı Tasarımcı’ diyorlar ve bu tasarımcının tanrı olmak zorunda olmadığını söyleyerek yaratılışçılıktan farklı bilimsel bir hareket olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Bu sayede Akıllı Tasarımın ortaokul, lise ve üniversitelerde öğrencilere anlatılmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Of Pandas and People (Pandalar ve İnsanlar)

İşte bu noktada sahneye “Of Pandas and People” kitabı çıkıyor. Bu kitap ilk baskısı 1989, ikinci baskısı ise 1993 yılında yapılmış, okullarda biyoloji ders kitabı olarak okutulmak için yazılmış bir kitaptır. Kitabın içinde akıllı tasarım düşünceleri anlatılıyor. Canlıların bir anda bugünkü halleri ile ortaya çıktıkları ve akıllı bir tasarımcı tarafından tasarlandıkları anlatılıyor. 15 yıl boyunca bu kitabın okutulduğu birçok eyaletteki okullarda tartışmalar oldu. Bazıları bu kitabın okutulmasını kabul ederken bazıları tepkiler nedeniyle bu kitabı değiştirdiler.

Bu tepkilerin en büyüğü ise 2004 yılında Pennsylvania eyaletindeki Dover kasabasında bölge okul kurulunun “Of Pandas and People” kitabını referans kitap olarak onaylaması ve 9. sınıftaki öğrencilere okutmasıyla ortaya çıktı. Başını Tammy Kitzmiller’in çektiği 11 ebeveyn okul aleyhine dava açtı. Dava 26 Eylül 2005′te başladı. Davaya 2002 yılında George W. Bush (bilindiği gibi kendisi önemli bir AT destekleyicisidir) tarafından görevlendirilmiş olan Yargıç John E. Jones baktı. Davada 21 gün boyunca iki tarafın tanıkları da dinlendi (davadaki tüm ifadelere buradan ulaşabilirsiniz). Dava sırasında ilginç bazı şeyler ortaya çıktı. “Of Pandas and People” kitabınının basılmadan önceki taslakları davada delil olarak sunuldu. Kitabın önceki taslak versiyonlarının adları şöyle:

  • Creation Biology (1983)
  • Biology and Creation (1986)
  • Biology and Origin (1987)
  • Of Pandas and People (1987, yaratılışçı versiyonu)
  • Of Pandas and People (1987, akıllı tasarım versiyonu)

Tüm bu kitaplar incelendiğinde çok ilginç bir şekilde ‘yaratılış’ ile ‘akıllı tasarım’, ‘akıllı yaratıcı’ ile ‘akıllı tasarımcı’, ‘yaratma’ ile ‘tasarlama’ kelimelerinin yer değiştirdiği görülüyor. En son basılan versiyonların ise tüm ‘yaratma’, ‘yaratıcı’ gibi direk olarak dini çağrıştıran kelimeler ‘tasarlama’ kelimesi ve türevleriyle değiştirilmiş olarak karşımıza çıkıyor (bununla ilgili dokümanlara buradan ve buradan ulaşabilirsiniz).

Henüz davanın sonucu belli olmadan 8 Kasım’da Dover okul kurulu seçimi yapıldı ve AT yanlıları kurula seçilemedi. Böylece kuruldaki 9 kişiden tamamı AT yanlısı olan 8′i değişti. Daha sonra 20 Aralık 2005′te Yargıç Jones kararını 139 sayfalık oldukça ayrıntılı bir metin olarak açıkladı (açıklamanın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz).

Yargıç Jones’un kararındaki bazı önemli noktalar şöyle özetlenebilir (aşağıdakiler tam çeviri değildir):

  • Savunma tanıklarının itirazlarına rağmen AT dini bir argüman olarak tanımlanıyor.
  • Davadaki kanıtlar AT’nin yaratılışçılığın soyundan olduğunu göstermektedir.
  • Davada elde edilen kanıtlar ezici bir şekilde AT’nin dini bir görüş, yaratılışçılığın yeniden etiketlenmiş hali olduğu ama bilimsel bir teori olmadığını göstermektedir.
  • AT’nin bilim olup olmadığı sorusuyla da ilgilendik ve bilim olmadığı, kendini yaratılışçı yani dini seleflerinden ayıramadığı sonucuna vardık.

Akıllı Tasarımın Argümanları Nelerdir?

Aslında yukardaki bölüm tahminimden çok uzun sürdü. Zor da olsa AT’nin argümanlarına gelebildik. Bu bölümde AT’nin başka bir savunucusu olan Intelligent Design Network yönetim kurulu üyelerinden Mustafa Akyol’un sitesinde yazmış olduğu bir yazıdan alıntılar yaparak AT’nin argümanlarını anlatmaya çalışacağım:

[...] Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde “tasarlayıcı bir aklın” olduğunu savunuyorlar.

Bu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: “Akıllı Tasarım” (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD’de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım’ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm’in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar.

Bu teori, 1990′lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania’daki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimya profesörü Michael J. Behe’nin “Darwin’in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı” adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir “kara kutu” olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir “tasarım” bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe’ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin “bilinçli bir şekilde tasarlandığını” gösteriyordu.

[...] Akıllı tasarım teorisini savunanların en çok vurgu yaptıkları kavramlardan biri, “indirgenemez komplekslik” (irreducible complexity).

[...] Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri, kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiş durumda. Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm’in başvurduğu kavram, “indirgenebilirlik” kavramı. Teori, sözkonusu sistemlerin çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabilecekleri iddia ediyor.

[...] Ancak Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu klasik hikayede çok önemli bir yanılgı olduğunu savunuyorlar. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya) doğru giden aşamaların hepsinin tek tek “avantajlı” olmasını öngörüyor. A’dan Z’ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D… U, Ü, V ve Y gibi tüm “ara” kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor. Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere “indirgenebileceği” varsayımına dayanıyor.İşte Darwin bu nedenle “eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır” demişti.

Akıllı Tasarım teorisyenleri, işte bu noktayı vurguluyorlar ve 20. yüzyıl biliminin, Darwin zamanında yeterince bilinmeyen pek çok “indirgenemez kompleks” yapı ortaya çıkardığını belirtiyorlar. Michael Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks sistemlere verdiği ilginç örneklerden biri, bakteri kamçısı.
“Kamçı” olarak Türkçe’ye çevrilen “flagella” isimli organ, bazı bakteriler tarafından sıvı bir ortamda hareket edebilmek için kullanılır. Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

[...] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.(4) Çünkü kamçı hiç bir şekilde basite indirgenemeyecek bir yapıdadır. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiç bir faydası olmaz. Bakteri kamçısının ilk var olduğu andan itibaren eksiksiz olması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında evrim teorisinin “kademe kademe gelişim” modeli anlamsızlaşmaktadır.

[...] Peki bir yapının tasarım ürünü olduğu nasıl anlaşılıyor? William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8)Dembski’ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte “imkansız”ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50′de 1′den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, “tasarlanmış” bir yapı olduğunu gösteriyor.

Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif “imkansız” olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer “tasarım kanıtı” olduğunu savunuyorlar.

İşte AT argümanlarını yukardaki gibi özetlemek mümkün. Bu argümanlar bilim dünyasında çok önemli eleştiriler almaktadır. Özellikle Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği yapıların aslında Behe’nin tanımladığı şekilde indirgenemez kompleks olmadıkları iddia ediliyor. İndirgenemez komplekslik ve indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bazı yapıların evrimi ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için bazı linkler vermek istiyorum.

Bunların dışında genel olarak AT düşüncesini eleştiren yazıları incelemek isteyenler olabilir, onlar için de bazı linkler vermek istiyorum:

Bunlar şimdiye kadar yapılmış eleştirilerin ve verilen bilimsel yanıtların sadece ufak bir bölümü. Elbette AT savunucularının da bunlara verdikleri cevaplar ve dönüşünde aldıkları cevaplar var. İnternette bunların hepsine ulaşmak mümkün. Ama eğer bu yazıları ve bunlara verilen cevapları incelerseniz aslında karşı cevapların pek de içi dolu şeyler olmadığını görürsünüz.

Akıllı Tasarımı savunmak için ortaya koyulan argümanlara baktığımızda hep Darwinizme karşı eleştiri olduğunu görüyoruz. Yani sanki sadece Darwin’in ortaya koyduğu düşünceleri çürütebilmek için argüman üretiliyormuş gibi görünüyor. Bu özelliğiyle AT, Darwinizme karşı bir negatif argüman olarak karşımıza çıkıyor. Yani yaşamın veya canlı türlerinin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışmaktan çok Darwinizme dayalı evrimin yanlışlığını göstermeye çalışma amaçlı ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Aslında canlıların nasıl ortaya çıktığı, tüm canlı türlerinin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışmak yerine çok karmaşık oldukları için ancak tasarlanmış olabileceklerini ve bu tasarım işini de akıllı tasarımcının yaptığını iddia ediyor. Ama bu tasarımcının tasarlama işini nasıl, ne zaman, niçin yaptığıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Sadece canlılığın ve canlı türlerinin doğal olaylarla yani hiçbir doğaüstü gücün etkisi olmaksızın oluşamayacağını iddia ediyor. Ayrıca bu akıllı tasarımcının kim veya ne olduğuyla ilgili de hiçbir tez ileri sürmüyor. Ama hepimiz AT’yi savunan herkesin akıllı tasarımcı olarak “Tanrı”yı düşündüğünü biliyoruz.

Kısaca şunu söyleyebilirim: Akıllı Tasarım “neo-yaratılışçılık”tır. Yani yaratılışçılığın evrim geçirmiş halidir diyebiliriz. Mevcut çevre koşullarında “Tanrı yarattı” argümanı ile bilimsel platformda yaşayamayan yaratılışçılık yıllar içinde evrim geçirerek “akıllı tasarımcı tasarladı” argümanı ile karşımıza çıkmaya başladı. Ama buna rağmen, yazımın ortalarında anlatmış olduğum Pennsylvania’daki davada, dini görüşlere dayandığı gerekçesiyle yenilgi almış olması pek de başarılı olmadıklarını gösteriyor diye düşünüyorum. Ama bu konu burda kapanacak gibi durmuyor çünkü AT savunucuları pes edecek gibi gözükmüyor. Belki de bu hareket de evrim geçirerek yeni argümanlar üretir ve kendini geliştirir kim bilir. Herşeyi zaman gösterektir. İzleyelim ve görelim.

32 Yanıt

  1. amerikada ulusal bilimler akademisinin hazirladigi “science and creationism” isminde cok ozlu ve her
    tabakadan insanin anlayabilecegi sadelikte hazirlanmis harika bir kitapcik var. bu kitabcikta evrim teorisinin nicin bilim
    adamlarinin cok buyuk bir cogunlugu tarafindan kabul gordugu anlatiliyor ve evrim ile ilgili en net deliller cok cesitli
    bilim dallarinca ortaya konuluyor. Ayrica evrim karsiti bir takim hristiyan dogmacilarin iddialarina kisa ve ozlu
    cevaplar veriliyor. eger bu kitabcigi aynen turkceye cevirip yayinlayabilirsen, sanirim cok cok faydali olur.
    iste bu kitabciga ulasabilecegin adres: http://www.nap.edu/html/creationism/ calismalarinda basarilar dilerim.

  2. amerikada su an akilli tasarim fikrine ilimli bakan bircok insan dahi, ayni zamanda bu akilli tasarimcinin evrim
    mekanizmasini kullanarak yeryuzundeki butun canlilari uretip yaymis olabilecegi fikrini benisemekte ve dolayisiyla
    evrim karsiti kati bir tutum sergilememektedirler. evrim teorisi ogretiminde kullanilan “tesaduf” ve “dogal secim”
    terimleri yerine “vahiy” ve “ilahi secim” terimleri konulursa, ve bu durum ilahi iradenin tecellisi olarak
    algilanirsa, din ile bilim arasinda catisma kalmaz sanirim. fakat burada onemli olan “vahiy” ve “ilahi secim” gibi
    kavramlarin deney ve gozlemle sinanamayacak ve dolayisiyla belki de hicbir zaman bilimsel olarak ispatlanamayacak
    kavramlar oldugunu idrak etmek ve dolayisiyla bunu sinif derslerine sokmamaktir. bilimsel dersler sadece gozlem ve
    deneye dayali sinanabilir dusuncelerin ogretildigi bir merkez olmali, sonra herkes bu bilimsel dusunceleri kendi
    inanci dogrultusunda yorumlayip ona gore hareket edebilmelidir. Amerikada son zamanlarda yapilan anketler halk
    arasinda yukarida aktarmaya calistigim dusuncenin agirlikta oldugunu gostermistir. Insallah bu anlayis amerikada
    oldugu gibi ulkemizde de ve diger butun ulkelerde de git gide agirlik kazanir ve kendisini “bilimsel” pozunda
    saklamaya calisan –ve evrim fikrine hicbir platformda soz hakki tanimayan– bu kati uclemeci zorba dinci anlayis
    husrana ugrar. Eger bu basarilirsa, bundan butun insanlik –inanclari her ne olursa olsun– fayda gorecektir.

  3. Sayın Semih’in de dedigi gibi ve birçok yazısında sayın Da Vinci’nin de dedigi gibi evrim yaratıcı vardır ya da yoktur demez. Sonucta bu tum bilim alanları icin gecerlidir. Atomlar, protonlar, elektronlar ve subatomik parcacıklar neden varlar? Bunu bilmiyoruz ama nasıl degişime ugradıklarını biliyoruz. Evrim de oyle, canlının nasıl ortaya cıktıgı hala belirsiz ama canlılardaki degişimler gozlemlenebiliyor. Sanırım olayı Adem ile Havva karıstırıyor, birçok musluman da bundan dolayı inanmak istemiyorlar evrime. Sonucta canlılar mukemmel yaratılmıs olsalardı mutasyonlar olusmazdı, iyi veya kotu, hiçbir mutasyon olmazdı. 20lik azı disleri sorun olmazdı… Zaten ilginctir genetik ozellikler canlılarda ne kadar cok benzesirse yapısal ozellikler de benzesiyor. Ornegin maymunlarla insanların genetik benzerligi diger canlılardan cok daha fazladır. Zaten sayın Da Vinci birçok konuya yonelik olarak gayet bilimsel cevaplar vermiş ve bundan dolayı tekrar tekrar cok tesekkur ediyorum kendisine.

    Saygılarımla…

  4. ***** Bilim Araştırma Vakfı (BAV), dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ABD’de de bu konuda konferanslar düzenlemiştir. Ayrıca Harun Yahya’nın kaleme aldığı Darwinizm’i bilimsel olarak çökerten yüzlerce eser ABD’de de okurlarıyla buluşmaktadır. Harun Yahya’nın eserleri, özellikle bu ülkenin bilim çevrelerinde büyük yankı uyandırmış, ABD’nin ünlü bilim dergilerinde geniş yer almıştır.

    Amerikan Bilim Eğitimi Ulusal Merkezi (National Center for Science Education) tarafından yayınlanan Reports Dergisi, 10 Kasım 1999 tarihli sayısının kapağını, Harun Yahya’nın “Evrim Aldatmacası” kitabının resmine ve derginin 30 sayfasını Harun Yahya’nın evrim teorisini çökerten ve yaratılışı ortaya koyan çalışmalarına ayırmıştır.

    22 Nisan 2000 tarihli New Scientist dergisi ise, “Burning Darwin” başlıklı bir makalede, dünyada evrim teorisine karşı yürütülen entelektüel kampanyada yazar Harun Yahya’nın eserlerinin önemli bir yeri olduğunu şöyle vurgulamıştır: “Harun Yahya uluslararası bir kahraman. Kitapları İslam Dünyası’nın her yanına yayılmış durumda.”

    Ünlü bilim dergisi Science’ın, 18 Mayıs 2001 tarihli ve “Yaratılışçılık Asya ve Avrupa’nın Birleştiği Yerde Kök Salıyor” (Creationism Takes Root Where Europe, Asia Meet) başlıklı bir makalesinde ise; Harun Yahya’nın kitaplarının pek çok yerde ders kitaplarından bile daha etkili olduğu belirtilmiştir.

    Bir başka çarpıcı gelişme ise geçtiğimiz günlerde yaşanmıştır. Amerika’dan yayın yapan http://www.pitch.com adlı internet sitesindeki bir haberde, Truman Üniversitesi’nden evrimci Taner Edis, BAV’ın başarısının sırrı olarak Harun Yahya’nın kitaplarının büyük popülaritesini göstermiş, “Bu kitaplar oldukça iyi kalite kağıda basılmış, renkli resimlerle dolu ve bu kitaplar her yerdeler…” diyerek sözlerine şu şekilde devam etmiştir: “Batı Dünyası’nda bulabileceğiniz her türlü bilimsel yayınla rekabet ediyorlar, Türkiye’de Harun Yahya kitapları birçok bilimsel yayından çok daha iyi basılmış kitaplar olarak görülüyor.”

    Ayrıca Taner Edis, 2001 yılında Science dergisinin BAV’ı dünyanın en güçlü evrim karşıtı kuruluşlarından olarak tanımladığının altını çizerek, Harun Yahya’nın kitaplarının İngiltere ve Endonezya’da olduğu gibi dünyanın her yerinde popülarite kazandığını da sözlerine eklemiştir.

    Haberde görüşüne yer verilen ünlü evrimci Profesör Ümit Sayın ise, evrimciler adına fikri yenilgilerini kabullenerek, “Artık Yaratılışçılara karşı bir savaş yok. Savaşı onlar kazandılar, 1998’de Türkiye Bilimler Akademisi’nden altı profesörü yaratılışçılara karşı konuşmaları için motive etmiştim. Artık, bugün bir kişiyi bile motive etmek imkansız” açıklamasını yapmıştır.

    Haberin devamında ise; Türkiye’den, evrim teorisini savunanların neredeyse tamamen yenilgiye uğradığı bir ülke olarak bahsedilmiştir. Ve BAV’dan; “kendi ülkesinde o kadar başarılı oldu ki, şimdi Kansas Davalarında kendisinden uzman bir temsilci göndererek ABD’li yaratılışçılara yardım etmesi isteniyor.” açıklaması yer almıştır.

  5. Bilgiç Bey,

    HY’nin sitesinden aldığınız bu yazıyı bütün yazıların altına yapıştırmanıza hiç gerek yoktu. Bir yere koymanız yeterliydi.

    İlk olarak keşke böyle bir haberi araştırma gereği duysaydınız da bu yazılanlar gerçek mi veya gerçeğe ne kadar yakın diye merak edip doğruluğunu araştırsaydınız.

    http://www.pitch.com sitesindeki habere http://www.pitch.com/Issues/2005-05-05/news/feature_full.html adresinden ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı girip okuduğunuzda (tabi İngilizce biliyorsanız) HY’nin sitesindeki sahtekârlığı açıkça görürsünüz.

    Daha önce bu yazıya cevap olarak bir yazıyı başka bir sitede yazmıştım. Şimdi ordaki yazıyı aynen alıp buraya kopyalıyorum:

    ****************************************************************

    evet bu haberi tahmin ettiğim gibi harunyahya.org’dan almışsın. haberin yayınlandığı söylenen http://www.pitch.com sitesine girdim ve bu haberi aradım. haberi buldum. oldukça uzun bir haber. okudum ve tahminlerimde yanılmadığımı gördüm. yine Harun Yahya her zaman yaptığı gibi uzun yazılar içinden işine gelenleri alıp insanları kandırmayı deniyor. ama beyni olan ve araştırmayı bilen insanlar bu palavralara kanmıyorlar. şimdi o haberdeki başka bazı bölümlere bakalım. ilk önce haberin linkini vereyim.

    http://www.pitch.com/issues/2005-05-05/news/feature.html

    haber burada. isteyenler girip bakabilir. şimdi o haberde yukarıdaki yazılardan bir paragraf önce ne yazdığına bakalım.

    Alıntı başı://////
    Turkey is a secular country that aspires to join the European Union and boasts several institutions of higher learning on a par with good Western universities. But beginning in 1998, BAV spearheaded an effort to attack Turkish academics who taught Darwinian theory. Professors there say they were harassed and threatened, and some of them were slandered in fliers that labeled them “Maoists” for teaching evolution. In 1999, six of the professors won a civil court case against BAV for defamation and were awarded $4,000 each.
    Alıntı sonu:\\\\\\

    burda ne demek istediğini aşağı yukarı yazmaya çalışacam:

    Türkiye AB’ye girmeye çalışan ve iyi batı üniversitesinleriyle eşit düzeyde birçok yüksek öğretim kurumuna sahip seküler (laik) bir ülkedir. Ama 1998′de başlayarak BAV (Bilimsel Araştırma Vakfı) evrim teorisini öğreten akademisyenlere yapılan saldırıya öncülük etti. Bu Profesöler taciz edildiklerini, korkutulduklarını söylediler, bazıları dağıtılan el ilanlarında evrim teorisini öğrettikleri için Maoist olarak gösterildi (iftira atıldı). 1999 yılında 6 Profesör BAV’a karşı kendilerine karşı haksız saldırı gerekçesiyle açtığı davayı kazandı ve herbiri 4000 dolar kazandı.

    bundan sonra yazıda serdengec’in yazısındaki bölüm geliyor. bir de oraya bakalım.

    Alıntı başı://////
    But seven years after BAV’s offensive began, says Istanbul University forensics professor Umit Sayin (one of the slandered faculty members), the battle is over.

    “There is no fight against the creationists now. They have won the war,” Sayin tells the Pitch from his home in Istanbul. “In 1998, I was able to motivate six members of the Turkish Academy of Sciences to speak out against the creationist movement. Today, it’s impossible to motivate anyone. They’re afraid they’ll be attacked by the radical Islamists and the BAV.”
    Alıntı sonu:\\\\\\

    burda Ümit Sayın’ın sözlerini özetlemeye çalışayım şimdi de:

    Artık yartılışçılara karşı savaş yok. Savaşı onlar kazandı. 1998′de Türkiye Bilimler Akademisi’nin 6 üyesini yaratılışçı harekete karşı konuşmaları için motive edebiliyordum. Bugün herhangi birini motive etmem imkansız. Çünkü Radikal islamcılar ve BAV tarafından saldırıya uğrayacakların korkuyorlar.

    görüldüğü gibi durum evrim teorisinin doğruluğu veya bilimselliğiyle ilgili değil. senin yazındaki imkansızlık evrim teorisini doğruluğunu ispatlamakla ilgili bir imkansızlık değil gözleri korkutulan bilimadamlarını radikal dincilerin korkusu nedeniyle yaratılışçılara karşı konuşmaları için motive etmek imkansız. ayrıca kazanılan savaşta evrim teorisinin bilisellğinin tartışıldığı bir savaş değil. kaba kuvvet ve göz korkutmayla bilimadamlarının yıldırılması sonucu yaratılışçıların kazandığı bir savaş.

    ayrıca bu 6 bilimadamının BAV’a karşı açtığı ve yukardaki haberde de geçen mahkemenin gerekçeli kararına http://www.geocities.com/evrimkurami/basin/gerkarar.html adresinden ulaşabilirsiniz.

    burda da harun yahyanın yazıları nasıl çarpıttığını ve kendini haklı göstermek, evrim teorisi zayıflatmak için çarpıttığını görüyorsunuz. adamın işi bu. evrim teorisini destekleyen bir yazının içinden öyle bir cümle bulup çekebiliyor ki o cümleyi gösterip insanlara bilimadamlarının evrim teorisinin çöktüğünü düşündüğünü inandırmaya çalışıyor. bu çarpıtmalara çok ufak bir örnek göstereyim bu yazıdan. çok ufak birşey ama yine de yazacağım. verdiğim linkteki yazıda “Truman State University physicist Taner Edis…” diye geçiyor ama bizim harun onu “Truman Üniversitesi’nden evrimci Taner Edis…” olarak çeviriyor (işte link de burda http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/basinda_19mayis.htm ). çünkü harunun işi bu. yazıları çarpıtarak ve içinden cümleleri cımbızla çekerek insanları kandırmaya çalışmak.

    umarım bu yazdıklarımın hepsini okumuşsunuzdur ve olaya objektif olarak bakabilirsiniz.

    ****************************************************************

    Daha fazla birşey yazmaya gerek var mı Bilgiç Bey? İsterseniz gelecek hafta devam da edebilirim ama pek ihtiyaç duyacağınızı sanmıyorum.

  6. Bir ayagı kilisede bir ayagı camide deyimi sanırım bu kadar ayan beyan anlatılabilirdir…

    Birçok carpıtma ve dezenformasyonlarla belki milyonlar kandırılabilir ama gercekler er gec ortaya cıkmaya mahkumdur. Sayın Da Vinci arkadasımız carpıtmaları guzel bir sekilde ortaya koymaktadır, baska soze gerek yok ama iste agzı olan konusuyor, onlar konustukca da bizler de konusmak zorundayız, cunku yasamı yalanlarda yok etmeye hakkımız yok, eger kaybedersek bu kadar yalanı yasam kaldıramayacak, kaldıramıyor da zaten, belki de insanoglu artık yasamayı hakketmiyor da olabilir. Neyse, zaman her seyi gosterendir.

  7. 1]Toplama kemiklerle oluşturulan “sözde ata”: Piltdown Adamı
    2]”Nebraska Adamı” diye tanıttıkları diş, bir domuza ait çıktı
    3]Ernst Haeckel’in Sahte Çizimleri
    4)Archeoraptor skandalı
    5)Atın evrim çizgisindeki tutarsızlıklar
    6)Kettlewell’in “Yapıştırma” Kelebekleri
    Zamanında evrimin vazgeçilmezleri, olan bunlara inanılmıyor.senin dediğin gibi gerçekler er geç ortaya çıkacaktır ve zaman her seyi gösterendir

  8. bunlara karsılık,

    a) arı peteginde “Allah” yazıyor yalanı (sonradan anlasildi ki adamin kendi manipulasyonu imis olay)
    b) agac kovugunda “Allah” yazıyor yalanı
    c) kecinin sirtinda “Allah” yazıyor yalanı ve buna benzer yuzlerce yalan……

    her nerede yamuk yumuk bir sekil gorseler, adamlar o kadar sartlanmıs ki “Allah” yazdıgını zannediyorlar.
    tabii ki bunlar benim Kuran’ın iyi bir din ve ahlak kitabı oldugu inancımı ve Kuran’a inanan milyonlarca iyi insan oldugu
    inancimi etkilemiyor. ayni sekilde yukarida arkadasin aktardigi ornekler de benim evrim kuraminin cok cesitli sinanabilen
    ve gozlemlenebilen somut delillerle desteklenmis gercek bir bilim dali olduguna olan inancimi etkilemiyor. bu konuyu objektif
    olarak inceleme cesareti gosteren butun medeni ve inanclı insanlar da bu konuda hemfikir saniyorum. yeter ki Kuran mota mot bir
    bilim kitabi olarak algilanip da bilimsel konulara yaklasimda boyle korkunc bir hata ve bagnazligin icine dusulmesin.

  9. http://www.kuranmucizeleri.com/.http://www.mucizeler.com/.http://www.kuranvebilim.com/k_mucizeleri/kuran_mucizeleri.htm.http://www.kurandaceliskiyoktur.com/?cat=1.http://www.kuranca.com/index.htm ALLAHI ve Kutsal dinleri inkar etmenin çagının gereği olarak görenlerden olma.bu sitelere inceledikten sonra kimin korkunc bir hata ve bagnazligin icine düştüğünü göreceksin

  10. Neyse, siz cinsel hayatını duzene sokan ayetler indiren bir peygamberin yolunda gitmeyi secebilirsiniz.
    Ayrıca Bilgic arkadas sayın Da Vinci’nin yazdıgı bircok iletiyi okuyabilseydi verdigi orneklere karsılık cevaplar bulabilirdi. Bilimde sahtekarlık yapılmıstır ama bunlar yine bilimadamlarınca ortaya cıkarılmaktadır ve ayrıca hakemli bilim dergilerinde verilen ornekler yer almamıstır, bunu yapan national geographicti ve onay beklemeden uydurma modeli dergide yayınlamıstır ama diger hakemli dergiler bu uyduruk fosili yayınlamamıslardır.

    Sadece mutasyon ile ilgili yaklasık olarak 600 sayfalık bilimsel kaynaklar mevcuttur, biraz arastırın ve okuyun. Size sadece mutasyonlarla ilgili bir kaynak vereyim, gerci bulabilir misiniz bilemiyorum, kutuphaneleri arastırın biraz: Mutation and Evolution, Ronny C. Woodruff, James N. Thompson, jr. editors, KLUWER ACADEMIC PUBLISHERS. Ozellikle bu kaynakta yararlı, zararlı ve etkisiz mutasyonlarla ilgili cok detaylı bir sekilde bilimsel arastırmalar ve ornekler gosterilmektedir. Ayrıca google’dan “beneficial mutations” olarak aratırsanız birçok yazıya da ulasabilirsiniz yararlı mutasyonlar hakkında. Adamlar hatta mutasyonları matematiksel formullere dokerek ozellikle bakteri populasyonlarındaki degişiklikleri tahmin eder hale gelmişler ve bu konularda basarı gosteren bilim adamları oduller de almıs bulunmaktadır.

    Yasamdaki anlayıslar degiştikce Kur’an’daki bazı ayetlerin gecersizlesmesi kacınılmaz olmaktadır. Ornegin cariyelik ve kolelik gibi, miras hukuku gibi(ozellikle toplumlarda rolu degisen kadınların hakları). Gunumuz anlayısı degiştikce(ozellikle bilim sayesinde) bu inansılar da gecersizlesecektir. Elbette biraz sancı cekecegiz cunku koru korune inanmıslar hep inkar edecek ve saldıracaklardır. Bu sancıyı cekecegiz ama kazanan yasam olacak.

    Saygılarımla…

  11. futurex arkadasım, ben de bilimsel bir arastırma dalına bu sekilde art niyetli olarak yapılan saldırılara karsı
    ofkelenmeni cok dogal karsılıyorum. fakat lutfen sen kendin Kurana inanmasan da, buna inanan ve bilime ve herkese karsı saygılı
    kalan ve herkesin diledigi inanc altında yasamasını arzulayan bircok medeni ve inanclı insanlar oldugunu unutma, ve incitici ifadelerden
    ozellikle kacınmaya calis. aksi takdirde hepimiz kaybederiz. nasil ki su an “elkaide terorune” karsı butun insanlık
    –yahudisi, hristiyani, muslumanı, ateisti vs– elele mucadele veriyorsa, bilim terorune karsi da aynı sekilde
    elele mucadele verebilmeliyiz. bunu basarabilirsek, hepimiz kazanırız. ayrica bilime olan ilginden ve verdigin guzel
    bilgiler ve kaynaklardan oturu seni tebrik etmek isterim.

  12. Sayın Bilgiç,

    Bir konuyla ilgili yazdığınız sahtekârlık ürünü yazı çürütülünce hemen konuyu diğer noktalara çekip ortalığı bulandırmaya çalışıyorsunuz. Yazdığınız konuların tamamı veya tamamına yakın bir bölümü zaten daha önce tarafımdan açıklanmış şeyler. Bu tip ucuz kandırmacalarla insanların aklını bulandırmaktan vazgeçin artık. Dürüst olun ve evrim karşıtlarının bilimsel verileri manipüle ederek insanları kandırmaya çalıştığını kabul edin.

  13. Neden tum omurgalılar yapısal olarak birbirlerine benzerler?

  14. Da Vinci Arkadaşımız özene bezene hazırlamış maşallah. Akıllı Tasarım haerketini anlayabilmesi mümkün değil.Sebebi ise şu;Bütün boyutlarıyla modern bilimin de, modernizm ve postmodernizmin de dayandığı küllî paradigmalar vardır. Modernist, postmodernist ve bilimcilerin bunlara bağlılığı, bu paradigmalar bir antitez, teori, zan ve iddia olduğu halde ve paradoksal bir biçimde böyle oldukları için dogmatik ve din mensuplarının dine bağlılığından daha katı ve daha dogmatik bir bağlılıktır.Bu blogda da açıkca görülen bu.Yorumun yayınlanması umuduyla…

  15. bence “akilli tasarim” hareketinin dogmasina sebeb olan en buyuk ‘gizli neden’ evrim kuraminin Isanin “Allahin oglu” ya da “Allahin tecellisi” oldugu inancini temelden sarsmis olmasidir. Cunki bir insanin Allahin oglu ya da tecellisi olabilmesi icin bedenen en gelismis ve mukemmel bir yapida olmasi umulur. Fakat eger evrim kurami dogru ise ve insan turu de bu kuram geregi halen gelismesini surduruyorsa, bu durumda bu inanis buyuk hasar gormus olacaktir. Nasil ki bundan once de dunyanin “evrenin merkezinde” olmadigi bilimsel olarak ortaya konuldugunda, bu Isaperest insanlar yine yukarida bahsettigim sebebten oturu buyuk bir endise ve panik icine girmisler ve bilime karsi uzun zaman direnmislerse, simdi onlarin torunlari da yine benzer bir sebeb ve endiseden oturu aynen atalarinin izinde yuruyorlar sanirim. Fakat bu hareketin kuruculari ve ozellikle Phillip Johnson saniyorum bu asil ‘gizli nedeni’ arka planda tutup yukarida Da Vinci arkadasimizin sundugu sebebleri daha cok ileri surerek evrim kuramina karsi savas aciyor ki, diger topluluk ve dinlerden de olabildigi kadar saf ve cahil insanlari kendi safina cekebilsin. Cunki Isanin Allahin oglu, ya da tecellisi oldugu inancina pek sicak bakmayan bircok hristiyan, ve diger dinlerden bircok insanlar evrim kuramini ilahi yonlendirme sonucu olusan buyuk bir dogasal mucize olarak gorup kabul edebilmektedirler. Fakat Phillip Johnson ve taraftarlari ise bu yaklasimdan yukarida bahsettigim sebebten oturu nefretle uzak durmaktadirlar……..

  16. Evet ben de yukaridaki atilla arkadasin yorumuna katiliyorum. Ve bence bu AT hareketinin kurucusu olan Phillip Johnson’un
    bunun otesinde de cok gizli bir acendasi ve dunya capinda yuruttugu buyuk bir plani olabilir. Bildigim kadariyla bu Phillip Johnson ve taraftarlari yakin bir zaman sonra Allahin oglu ve tecellisi olarak gordukleri Isanin tekrar yeryuzune donusunu bekliyorlar.
    Ve bu donuse hazirlik yapmak icin var gucleriyle evrim kuramini dunya capinda yipratmaya calisiyorlar. Ve bu kisilere gore Isanin gelisinden once Yahya Peygamber gibi kisilerin cikip onun gelisine ortam hazirlamalari gerekiyor. Bilindigi gibi Yahya ismi ingilizce incillerde “John” olarak gecer.
    Dolayisiyla bu ismin yukaridaki sahsin soyadinda kullaniliyor olmasi da bu acidan ilginc gercekten. Ve ayrica bu kisiler “Yahya” kod ismini kullanarak bu zihniyete ajanlik ve yataklik yapacak olan bircok kisileri de saniyorum oteki butun dinlerin icine salmaya calisiyorlar. Bu ajanlarin birinci gorevi evrim kuramini Phillip Johnson’un gosterdigi metotlarla yipratma faaliyetine girmek ve ikinci gorevleri de Isa’nin yakin bir zamanda yeryuzune donecegi mesajini vermek olabilir. Ve bu ajanlar saniyorum oncelikle evrim kuramina saldirarak cahil dindar insanlar arasinda sempati toplamaya calisacaklar. Daha sonra eger bu taktikle guc ve etkinlik kazanabilirlerse, sonra zamanla tevil yoluyla oncelikle islam dini icindeki mezhep ve gelenekleri yipratip ortadan kaldiracaklar ve daha sonra da garip ve elastik tevillerle bol sarap icilmesini mubah kilacaklar (cunki sarab incilde Isanin kanini ve ahdini temsil ediyor) Ve daha sonra da iyice zivanadan cikip Kuran da Isanin Allahin oglu ve tecellisi olduguna dair ayetler oldugu seklinde yorumlarda bulunacaklar…… Her turlu tuzaga karsi her zaman tedbirli ve uyanik olmak eni iyi yoldur saniyorum.

  17. sn. korkut bey yukarida yaptiginiz yorumlar
    normal kulturlu ve medeni bir insandan cok HY tipi yazarlarin kullanmaya calistigi ucuz manipulasyon taktiklerine benziyor. lutfen bu tip kisilere karsi ayni bagnazligi iceren bu tip karsi tezler ureterek ahlaki seviyemizi dusurmeyelim. unutmayin ki hepimizin bu dunyada istedigimiz seye inanma ve yasama hakkimiz var. o halde bu tip yaklasimlarla birbirimizi yipratmak yerine karsilikli saygi, sevgi ve hosgoru icinde herseyi tartisalim ve farkli inanclar altinda beraberce ve ozgurce elele birlikte yasamayi ogrenelim. bu hepimiz icin daha iyi olmaz mi……

  18. Sn. kubilay arkadas, yorumun ve tavsiyen icin cok tesekkur ederim. Benim yukaridaki yorumum ise sadece inancima olan bagliligimdan ve bununla ilgili olarak duydugum bazi endiselerden kaynaklanan onsezilere dayali bir takim goruslerdi. Herkes durust ve acik olduktan sonra elbette benim de hickimsenin dini veya dunyevi inanci ile hicbir alip veremedigim olmamalidir. Dolayisiyla, yorum ve tavsiyeni candan dikkate aldigimi bilmeni isterim.

  19. ( Ama bu tasarımcının tasarlama işini nasıl, ne zaman, niçin yaptığıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Sadece canlılığın ve canlı türlerinin doğal olaylarla yani hiçbir doğaüstü gücün etkisi olmaksızın oluşamayacağını iddia ediyor. Ayrıca bu akıllı tasarımcının kim veya ne olduğuyla ilgili de hiçbir tez ileri sürmüyor. Ama hepimiz AT’yi savunan herkesin akıllı tasarımcı olarak “Tanrı”yı düşündüğünü biliyoruz.)
    DAVİNCİ nin soruları muhtemelen

    SN daRvinci sitenizin bir dini site olmadığını idda ediyorsunuz ama Allah ın varlığını tartışıyorsunuz!!!o ayrı bir tezat
    Sorduğunuz soruya AT ciler belki cevap verememiş olabilir ama MUHİDDİN İ ARABİ bak nasıl cevap veriyor
    “Sonra mevcudadı yaratmasındaki hikmetde:bir ihtiyacına mebni değildir.Ancak isim ve sıfatlarının izharı içindir
    Düşünki,onun bir adıdadur.Elbette bu isme bir zuhur yeri gerek.. Dolayısıyla mahrifete uğrayacak bir varlık lazım..
    Bir ismide >DİR..Bunun gereğide rahmettir.Elbette bu sıfatı için,rahmete uğrayacak bir varlık lazım..
    Keza: de onun bir sıfatı..Bunun içinde, bir varlık gerektir ki:kerem göre…
    …. İşte ..
    Gerak insanlar gerek işleri değişiktir.
    Esma ve sıfatlarının adedi kadr..Ta ki,her bir isim ve sıfatın gereği yerine gelsin
    Şöyle anlatmak mümkün:
    GAFUR isminin sırı zuhura gelsin .. günahkarlar için marifet olsun
    İyilik edenler rahmete nail olsun ..
    Taat sahiplri fazilet bulsun..
    Asiler de ADİL sıfatının tecelli şeklini görsün..
    Mü’minler nimete ersin..
    Kafirler cezalarını çeksin..
    Büün bunlar la anlatılmak istenen odurki;yüce Allah icad edip meydana getirdiğişeylerle birleşmekten,am onlardan uzak olmaktan da..Keza onlarla bitişmek ve ayrılmaktan da..münezzehdir..Hemde mukaddes
    ŞECERET’ÜL-KEVN kitabı

  20. DUSUNCELERIN KOKENLERI
    H.B. Paksoy
    (Florence: Carrie/European University, 2006)

    “Alın Yazısı” mı, “Kişi seçimi” mi?
    İnançlar ve Düşünce Özgürlüğü

    H. B. PAKSOY, DPhil*

    Önce, bir denklemi ele alarak tanımlara yaklaşalım: E=MC2. Bu denklemin varlığını nereden biliyoruz? Gökten zembil ile mi inmiştir? Yoksa, kişinin (ya da kişilerin) egemen düşüncesi sonucu olarak mı ortaya konulmuşur? Denklemin var olduğu nasıl saptanır? Doğruluğu “Tanrı vergisi” midir, yoksa belirli yöntemlerle yinelenerek gösterilebilir mi?
    Bu soruyu bir basamak daha ileri götürebiliriz: Bu denklemin varlığı alın yazısı mıdır? Yoksa, kişi usu ile mi bu yasanın varlığını ortaya koymuştur?

    Alın yazısını kim yazar? Tanrı bu denklemin var olduğunu daha önceden biliyor muydu? Yoksa, bir kişinin bu gizi kendi başına bulmasını mı bekliyordu?

    Egemen atılımın bir tanımı: Bir kişi, kendi seçimindeki bir anda, herhangi bir atılıma girişmek yeteneğindedir. Eş anlamda, bu tanımın tersi olarak, herhangi bir atılımdan da kaçınabilir.[1] 15ci yüzyılda, dünyaya insancıl açıdan bakmakla ün yapmış olan Erasmus (1466?-1536), Hıristiyan Askerlerinin Kılavuzu başlıklı kitabında yazar: “‘Bir Hıristiyan askeri, her an için tetik durmalıdır. Bu nedenle, görevini yerine getirebilmek için, silahlara gerek duyacaktır. Ne gibi silahlar gereklidir? Iki silah kaçınılmaz: dua etmek ve bilim.’ Erasmus bu görüşlerini sürdürür iken, dua üzerine bir, bilim üzerine ise on sayfa yazar.”[2]
    Bu konu, eş yaşlarda olan Erasmus ve Martin Luther arasında da büyük yazılı tartışmaya yol açmıştı.[3] Tartışma, 17ci yüzyılda, Thomas Hobbes (1588-1679) ve Derry Piskoposu John Bramhall arasında süregelmiş.[4] Daha önce, Martin Luther’in (1483-1546) devrimciliğine önayak olan ilk düşünceleri ileri süren John Wycliff (c.1330-1384) tarafından da kaleme alınmış.[5] John Locke (1632-1704)[6], John Stuart Mill (1806-1873)[7] gibi düşünürlerce de olduğu gibi, günümüzde de, Mortimer Adler ve Isaiah Berlin gibi kişilerce tartışma yaşatılmaktadır.[8]

    Leibnitz’in (1646-1716) ‘nedenler’ ve ’seçimleri’ arasındaki ilişkiler üzerine görüşü, tanımların açıklık kazanmasına yardımcı olabilir: “Herhangi bir seçim yapmadan önce, bu seçimi yapmayı sağlayacak olan veriler, seçim yapacak kişiyi başlangıçta kendi yönünde etkilemeye yeterli olmalı. Ya da, tam ters seçimi yapacak olursa, sonuç ne olursa olsun, bu sonuç alın yazısı olmamalı.”[9]

    Bu arayış, arayanları düşüncelerin varlığı kökenleri üzerine yazılmış verilerle karşı karşıya getirir. Gerekircilik:[10] Herhangi bir değişikliğin yer alabilmesi için, yalnızca geçmişteki olay karmaşımlarının zaman içinde ve doğa yasalarına uygun olarak düzenli düşüncesel gerekler gereği yer almasına bağlıdır.

    Ek olarak Düşünce ve Atılım Özgürlüğü üzerine bir tanımı da ele alabiliriz:

    (i) özgürlük ve alın yazısının eşit olmadığını savunur
    (ii) alın yazısının doğru olmadığını savunur.[11]
    İslamiyet içinde de bu tür tartışmalar da eksik değildir. 10cu yüzyılda yaşamış olan Farabi (ca. 870-950) düzenli düşünceyi savunur, bu yoldan en düzenli seçimlerle en uygun sonuçlara varılacağını önerir.[12] Özellikle, “Bey” lerin “doğruyu arama bilimine” (“felsefe”nin ilk bilinen tanımı) önem vermelerini, bu bilim içinde derin eğitim görmüş olmalarını öngörür. Farabi’ye göre, Türkçe’de “inanç” olarak bilinen “din” kavramı, bu “doğruyu arayış bilimi” olan felsefe’nin, toplumlar için “kolaylaştırılmış” bir yüz’ünden başka bir şey değildir. Buna karşılık, 11-12ci yüzyıl arasında yaşayıp, özellikle Farabi’ye çatmayı kendine görev sayan Al-Gazali (1058-1111), yalnızca “duyguların” geçerli olduğunu, “inanmanın” da tek yol olduğunu vurgular.[13] Farabi ve Gazali, konu üzerine daha önce (örneğin, M.Ö. 5ci yy da) yazılmış (ve Arapça’ya çevrilmiş) düşüncelerle de tanışık idiler. M.S. 4 ve 5ci yüzyılda yaşayan St. Jerome, St. Augustine (354-430) ve diğerleri, M.Ö. beşinci yüzyılda yaşamış olan Eflatun’un (M.Ö 427-347) yaklaşımı ile, Hıristiyanlığın öğretileri arasındaki ayrıcalıkları uzlaştırmak için M.S. 4-5ci yüzyıl sürecinde çabalanıyorlardı. Farabi, bu uzlaştırmayı söyle ele almıştı: bir bey, doğruyu arama bilimini kökünden, başlangıcından öğrenmeli ve bütün yaptığı işlerde, özellikle yönettiği toplum yararına kullanmalı. Toplumun her bir bireyi bu yönde eğitilemeyeceği için, bu düşünce düzenini kolaylaştırmak gerekir. Farabi’ye göre, Din, bu kolaylaştırmanın bir yönteminden başka birşey degildir.
    Roma’lı Cicero’nun (M.Ö 106-43) günümüzden yirmibir yüzyıl önce dediği gibi “Tarih, doğruluğun ışığıdır.”[14] Bu gözlem üzerine, İtalyan Veronalı Guarino bir yorumda bulunur: “Doğru’yu söylemek, tarihçinin başının kesilmesine neden olur.”[15] Diğerleri gibi, bu yorum ve görüşleri sınamak ve denemek gerekebilir.

    Farabi yerine Gazali’nin soruna yaklaşımının önde tutulması sonucu, İslamiyet içinde “içtihat kapılarının kapanması”öngörülmüştür. Böylelikle “inanç,” geçmişin belirli kalıpları içinde dondurulup kalmıştır. Günün gereklerini bünyesine alamadığı gibi, eğitimini bile kişilerin izleyebilmelerini olanak dışı bırakacak bir düzeye getirmiştir. Bu katılık da medreselerin bile içlerine dönmelerine neden olmuş, Uluğ Bey[16]döneminde en yüksek ve başarılı düzeyine varmış olan eğitim düzenlerinin en sonunda üç tek kitabın ezberlenmesine kadar inmiştir. Ayrıntılı örneklerini 19cu yüzyıl sonlarında ve 20ci yüzyıl başlarında Gaspıralı İsmail Bey[17] ve Şevket Süreyya Aydemir’in[18] yazılarında görebiliyoruz.

    Orantılı ve karşılaştırmalı olarak düşünüldüğünde görüleceği gibi, Katolik kilisesi bile Vatikan Kurultaylarını (özellikle 1961 yılında) toplayarak, inançlarını —o güne dek süregelen toplumsal ve kurumsal bütün tutuculukları aşmayı başararak— gelişen dünyanın gereklerine uydurabilmeyi başarmıştır.

    Diğer düşünürler, dikey olarak birbirlerinin düşünceleri üzerine konuyu derinleştirirlerken, 11ci yüzyılda yaşamış Balasagunlu Yusuf’un soruna yaklaşımı ise genellikle çok daha özgündür.[19] Önce, kişinin düşünce yetenekli bir varlık olduğundan söz ile yola çıkar. Bu özelliğin, diğer yaratıklardan ayıran en büyük ayrıcalık olduğunu savunur. Sonra da, kişinin bu yeteneğini ne gibi yöntemlerle kullanabileceğini ve kulanmakta olduğunu örnekleri ile ele alır. Nedenlerini vurgular. Balasagunlunun örnekleri, dünyada kişilerin karşılaştıkları sorunlara getirilebilecek çözümler üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte, belirli bir kişisel ve toplumsal davranış yönteminin varlığını da ortaya koyar. Bu davranış yönteminin ilkeleri nedir? Bir Türk atasözü, bu yaklaşımı anlamamıza yardımcı olabileceği gibi, özetlememizi de sağlayabilir: “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Kişi, başkalarını ilgilendirecek bir girişime kalkarken, sözü edilen girişim kendi başına gelse idi, ne denli sevinir idi?

    Ancak, bu düşünce yaklaşımı da bir yerde yetersiz kalır. Çünkü, her kişi bu düşünce yaklaşımı ile girişimlere başlamaz. Örneğin, yalnızca kişisel çikarlarını düşünerek atılıma başlayan bir toplumu ele alalım. Geçmişte örneği çok olan bu toplum, elinde olmayan varlıkları vuruş ve çarpma yolu ile elde etmek isteyebilir. Yağmalanmaktan kurtulmak için, baskına uğramak üzere olan diğer toplum da kendini savunmak isteyebilir. Balasagunlu, bu durumda “beylerin ellerini kılıçlarına dayamaları gerektiği” ni savunur. Bu görüş, Balasagunlu’dan beş yüz yıl sonra yaşayan Erasmus’un yazılarında da yer alır; 20ci yüzyılda da”savaş gereği” (haklı savaş) olarak Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Batı uygarlıklarının baş dayanağı olur.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik Ulusundur” (ya da, ilk söylediği gibi “hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir”) seslenişi ile yalnızca yurdu dört koldan saran dış yağılara karşı ileri sürülmüş bir yön gösteriş değildir. Öncelikle, toplumun düşüncelerinde düzenli ve yöntemli olmaları gereğini vurgulamaktadır. Diyebiliriz ki, Atatürk, toplumun egemen olarak yaşayabilmesi için “alın yazısı-kişi egemenliği” yaklaşımları arasında seçim yapması gerektiğini ileri sürüyordu.

    ——————————————————————————–

    KAYNAKLAR:

    1. R. Kane, Free Will and Values (SUNY, 1985). Pp. 20-21. D1 (Freedom of the Will): A rational agent (person or self) S is (was) free at a time t with respect to a choice or decision J, if and only if, S has (had) the power at t to make J at t and S has (had) the power at t to do otherwise at t (i.e to refrain from making J and or to make some choice or decision other than J at t).
    Free will, so defined, is a dual power; the power to choose (or, “efficacy” as we shall call it) and to do otherwise (or, “avoidability”). The latter, as indicated, may involve either refraining or making a a contrary or contradictory choice or decision.

    2. Erasmus Rotterdamus, Enchiridion militis christiani (Handbook of a Christian Soldier) (St. Omer/Louvain, 1503).

    3. Discourse on Free Will: Erasmus vs Luther (New York, 1961).

    4. John Bramhall, The Works of John Bramhall (Oxford: John Henry Parker, 1844); Thomas Hobbes,The English Works of Thomas Hobbes, W. Molesworth, Ed. (Scientia Aalen, 1962). P. 39: “I acknowledge this liberty, that I can do if I will: but to say I can will if I will. I take to be an absurd speech.”

    5. John Wyclif, On Universals (Tractatus de Universalibus) Anthony Kenny, Tr. (Oxford, 1985); John de Wycliffe, D.D. Tracts and Treatises Robert Vaughan, Tr. (London, 1845).

    6. “I leave it to be considered whether [these claims] may not help to put an end to the long agitated, and I think, unreasonable, because unintelligible question, viz. whether man’s will be free or no… the question itself is altogether improper. For.. when anyone well considers it, I think he will as plainly perceive that liberty, which is but a power, belong only to agents, and cannot be an attribute or modification of the will, which is also but a power.” John Locke, An Essay Concerning Human Understanding A. C. Fraser, Ed. (New York: Dover, 1959). Pp. 319-320.

    7. John Stuart Mill, On Liberty (New York, 1956).

    8. Mortimer Jerome Adler,The Idea of Freedom: A Dialectical Examination of the Conception of Freedom (New York: Doubleday, 1958); Isaiah Berlin,Four Essays on Liberty (Oxford, 1969).

    9. G. W. F. Leibniz, Selections P. Weiner, Ed. (New York: Scribners, 1951). Thesis of Leibniz: In the relation between reasons and choice, the reasons which the agent has prior to choice must in some sense incline the agent toward the choice, or the doing otherwise, whichever occurs, without necessitating what actually occurs, i.e. without determining what occurs in the sense of determinism (See Kane D2 P. 30).

    10. D2 Determinism: The occurrence of a state or change E at a time t is determined if and only if there is some combination of past circumstances relative to t, or past circumstances relative to t and laws of nature, whose joint existence is a logically sufficient condition for the occurrence of E at t (where “X is a logically suficient condition for Y” means “it is logically necessary that if X then Y”). See, Kane, P. 30.
    Libertarian view of Freedom: (i) denies that freedom and determinism are compatible (ii) (as a consequence of ascribing an incompatibilist freedom to humans, if for no other reason) denies that determinsm is true.

    11. (Libertarian view of Freedom) Bernard Berofsky,Free Will and Determinism (New York, 1966).

    12. Alfarabi’s Philosophy of Plato and Aristotle, (ca. 870-950) Muhsin Mahdi, Tr. (Free Press/Macmillan, 1962).

    13. The Faith and Practice of AL GHAZALI, W. Montgomery Watt, Ed. (London, 1953).

    14. “History is the Light of Truth.” Cicero,De Oratore II.9.36.

    15.”Telling the truth will cost the historian his head.” Guarino de Verona, Epistolario R. Sabbadini, Ed. (Venice, 1915-1919) 3 vols.

    16. Kevin Krisciunas, “The Legacy of Ulugh Beg”,CENTRAL ASIAN MONUMENTS (H. B. Paksoy, Editor) (Istanbul: Isis Press, 1992).

    17. Kirimli Cafer Seydiahmet,Gaspirali İsmail Bey (Istanbul, n.d [1934]); H. B. Paksoy, Chora Batir: A Tatar Admonition to Future Generations.Studies in Comparative Communism, VOL. XIX Nos. 3 and 4; Autumn/Winter 1986. Pp. 253-265.

    18. Makedonya’dan Orta Asyaya Enver Paşa (3 Vols.) (Istanbul, 1970-1972) [several printings were made], utilizing Enver’s autobiography;Tek Adam [Mustafa Kemal]. (3 Vols.) (Istanbul, 1963-1965); and Ikinci Adam [Ismet Inönü] (3 Vols.) (Istanbul, 1966-1969).

    19. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig Çeviri: R.R. Arat. (Ankara: TTK, 1974).

  21. vrimin isbati oarak sunulan bircok iddialarin curutuldugunu gostermek isteyen bir yorumcu soyle demis:

    1]Toplama kemiklerle oluşturulan “sözde ata”: Piltdown Adamı
    2]”Nebraska Adamı” diye tanıttıkları diş, bir domuza ait çıktı
    3]Ernst Haeckel’in Sahte Çizimleri
    4)Archeoraptor skandalı
    5)Atın evrim çizgisindeki tutarsızlıklar
    6)Kettlewell’in “Yapıştırma” Kelebekleri
    Zamanında evrimin vazgeçilmezleri, olan bunlara inanılmıyor.senin dediğin gibi gerçekler er geç ortaya çıkacaktır ve zaman her seyi gösterendir

    Comment by bilgiç — June 14, 2006 @ 5:37 pm ” (bilgic)

    Karsi taraftan diger bir yorcu ise cevaplamis:

    “bunlara karsılık,

    a) arı peteginde “Allah” yazıyor yalanı (sonradan anlasildi ki adamin kendi manipulasyonu imis olay)
    b) agac kovugunda “Allah” yazıyor yalanı
    c) kecinin sirtinda “Allah” yazıyor yalanı ve buna benzer yuzlerce yalan………” (kenan)

    Benim cikarimim: Evrimin isbati olrak sunulan deliller yalan, uydurma tipki “koyunun sirtinda, ari peteginde Allah yazmasi gibi. Yani tamam evrim bir uydurma, bir hurafe, ama sizin “koyun sirtinda Allah yaziyor” demeniz de hurafe. Tamam ben ikna oldum. Mevzu boylece kapanmi oluyor. Degilmi?

  22. Sayın Yıldırım,

    bilgiç rumuzlu katılımcının mesajında geçen argümanların çoğunun açıklaması tarafımdan gerek yazılarımda olsun gerekse yazılarıma gelen yorumlara verdiğim cevaplarda yapılmıştır. Bugün hala bu modası geçmiş argümanları kullananlara gülmekten başka birşey yapamıyorum.

  23. sn. Da Vinci,

    Degerli yazi ve yorumlarinizdan isifade etmerk isterdim ama cevabinizin tamamin okuyunca buna gerek oldugundan emin degilim. Belki acelenize geldi, belki ciddi bir idrak probleminiz var.

    Benim yorumum BILGIC’e cevap veren EVRIMCI yorumcunun bu argumanlari “kecinin sirtinda Allah okunmasi ” vb gibi delilleri sizin “evrim delilleriniz” ile esitlemesi. Yani Evrimci dusunur “tamam sizinki de bizimki de hurafe” diyor. Yanlismi anladim yoksa? Ee, yorumcu evrimci olduguna gore, herhalde dogru soyluyordur dedim. Yani ben masumum!

  24. Sayın Yıldırım,

    Benim idrak problemim yok sadece sizin evrimle dalga geçme amaçlı tavrınız böyle algılamanıza sebep oluyor. Ben diyorum ki orda sizin evrimin hurafesi olarak yorumladığınız şeyler zaten açıklaması olan şeyler. Bunları ciddiye almamak lazım diyorum. Piltdown Adamı, Nebraska Adamı, Ernst Haeckel’in Sahte Çizimleri, Archeoraptor skandalı gibi şeyler açıklanmış şeyler. Bunlara evrimin hurafesi demek doğru olmaz tam tersine bunlar evrim karşıtı hurafelerdir. Yani evrim karşıtları bunları hurafeleştirmiştir. Umarım anlatabilmişimdir.

  25. Esitleyen ben degilim kardesim, yorumcu; ona kizin bence. Ben hala adamin yorumunda “ya, sizin de hurafeniz var, koyununun sirtinda…” diyor. Aciklamanizi okumamis olacak. Kizini dovemeyen, anti-evrimci yorumcusunu dover hesabi..

  26. Bekir bey,

    Ben burada başkalarının söylediklerinden sorumlu değilim sadece kendi söylediklerimden sorumluyum. Ben diyorum ki kenan’ın belirttikleri dindeki hurafelerdir ve bunlar dinciler tarafından çıkarılmıştır, bilgiç’in belirttikleri ise tersine evrimin hurafeleri değildir, bunlar zaten evrimci bilimadamları tarafından açıklanmış şeylerdir ve bunlar evrimin hurafesi olarak düşünülemez. Tam tersine bunları kullananlar evrim karşıtlarıdır. Yoksa hiçbir bilimadamı yanlışlığı ortaya çıkarılmış bir şeyi sırf evrimi destekliyor diye savunmaz. Ama tam tersine evrim karşıtları ve dinciler çürütülmüş olmasına rağmen birçok saçma sapan argümanı dini görüşlerini ve evrim karşıtı görüşlerini desteklemek için kullanmaktadır. Umarım aradaki farkı anlatabilmişimdir.

  27. Bu sitenin yapiminda kimlerin emegi gectiyse,kutlarim! Akilli tasarim safsatasini bilim diye halka yutturmaya calisanlarin ipligini pazara cikarmislar. Dunyada hic bir ciddi bilim adami bu safsatayi bilimsel anlamda ciddiye almiyor. Zaten hareketin ortaya cikisi bile bilimsel bir teori olmadigini gostermeye yeter (bakiniz konu uzerine Taner Edis’in bir cok yazisi). Test edilemeyen hipotezler silsilesi nasil bilim olabilir, onceden bir tasarimcinin olduguyla yola cikanlarin yaptiklari nasil bilim olabilir? Bu cagda egitimli insanlarin bunun bilim olduguna inanabilmesi agzimi acik birakti. Bunlari en basit bilim metodunu bilen herkes bilir. Bence bizim dinciler oncelikle bilimsel teori nedir, hipotez nedir, gozlem nedir onlari ogrenmekle ise baslasinlar.

  28. Tesekkuler Ulas bey.

  29. İKİ DOĞUNUN VE İKİ BATININ VE KAİNAT’IN RABB’İ OLAN, YÜCE ALLAH (C.C) KUR’AN DA ŞÖYLE BUYURUYOR;

    Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)

    Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
    (Müminun Suresi, 12-14)

    ALLAH’TAN BAŞKA BİR İLAH’MI?

  30. [...] Tasarım Hareketinin amacı nedir? Yazım tarihi 25 Mart 2006 yazan: Da Vinci Daha önce Akıllı Tasarım: Bilim mi din mi? başlıklı yazımda Kama Belgesi’ne değinmiştim ama sadece bu konuyla ilgili yeni bir [...]

Yorum Yapın