Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 3

Harun Yahya’nın Evrimcilerin İtirafları isimli kitabından faydalanılarak hazırlanan bir sitede Evrim Teorisinin Geçersizliği Hakkındaki İtiraflar bölümünde şöyle bir alıntı var (Aynı alıntıyı Evrimcilerin İtirafları kitabının 20. sayfasında da bulabiliriz):

Dr. Albert Fleischman (Zoolog):
Çöküşte olan Darwin’in teorisi doğa aleminde ispatlanması gereken tek gerçek değildir. Bilimsel araştırmaların bir sonucu değildir, ama kesin olarak hayal gücünün bir ürünüdür.33

33. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, (URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/sites/sbs777/vital/evolutio.html) (http://www.pathlights.com/ce_encyclopedia/01-evol1.htm, Scientists Speak About Evolution -1)

Şimdi bu alıntı ile ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum:

1. Bahsi geçen bilim adamının soyadı Fleischman değil Fleischmann’dır. (Önemsiz bir ayrıntı gibi gözükse de bunun bilimsel ciddiyet açısından önemli olduğunu düşünüyorum.)
2. Kaynak olarak bir internet sitesi verilmiş ama o sitelerdeki yazılarda ayrıca kaynak belirtilmemiş. Yani Harun Yahya bahsi geçen cümlenin aslında nerede geçtiğini, Albert Fleischmann’in bunu ne zaman nerde söylediğini bilmiyor, hatta söyleyip söylemediğini bile bilmiyor. Ayrıca verdiği adreste başka bir yazımda da belirttiğim gibi bir Hristiyan okulunun evrim karşıtı mücadele için hazırladığı dokümanlar var. Ama nedense onlar da bu sözler için bir kaynak vermemişler.
3. Ronald Numbers’ın The Creationists yani Yaratılışçılar adlı kitabında Albert Fleischmann ile ilgili şöyle bir bölüm var:

The one lone biologist [on the list] was Albert Fleischmann (1862 – 1942), a reputable but relatively obscure German zoologist who taught for decades at the University of Erlangen in Bavaria. In 1901 he published a scientific critique of organic evolution, Die Descendenztheorie, in which he rejected not only Darwinism but all theories of common organic descent. (Numbers, Ronald L., The Creationists: The Evolution of Scientific Creationism, New York: Knoph, 1992, p. 51 – 52.)

Ronald Numbers Yaratılışçılar kitabında, Albert Fleischmann’ın kimsesiz ve pek tanınmamış bir Alman zoolog olduğunu söylüyor. 1901 yılında organik evrimi eleştiren bir kitap yazdığını ve sadece Darwinizmi değil ortak organik soyu savunan tüm teorileri reddettiğini söylüyor. Yani Albert Fleischmann aslında evrimci falan değil tam tersine bir yaratılışçı.

Görüldüğü gibi Harun Yahya ne sözünü aktardığı bilim adamının adını doğru yazabiliyor ne de aktardığı söze ilişkin doğru bir kaynak gösterebiliyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de yaratılışçı birini evrimci diye tanıtıp onun sözlerini “evrimcilerin itirafları” adı altında sunmaya çalışıyor. Sizce bu yapılan gerçeklerin bilinçli olarak çarpıtılmasından başka nedir?

45 Yanıt

  1. gecenlerde bir web sitesinde harun yahya ismini kullanan kisinin fotografini gordum. ve saka bir yana
    bu fotografi gorunce, evrim teorisinin dogru olabilecegine dair kanaatim guclendi. saniyorum bu sahsin
    kendisi cok iyi ve yasayan bir “ara gecis formu” olabilir. butun bilim adamlarinin dikkatine……..

  2. bilimsel bir kurami bu tip suclamalarla yipratmaya calisan bu tip bagnaz dincilere o halde ben de birkac soru sorayim
    ve karsiliginda kisa ve somut bazi cevaplar isteyeyim:

    a) Kuranda meleklerin inkarcilarin yuzlerine ve sirtlarina vurarak canlarini aldiklari yazilidir. (8.Sure) Buna gore
    sizin kafanizda inkarci olarak vasiflandirdiginiz kisilerin -ki bunlarin sayisi epeyce fazla olmali- yuzlerinde
    ve sirtlarinda olusmus darp izlerini herhangi bir otopsi raporuyla bize bilimsel olarak kanitlamaniz
    mumkun mudur?
    b) cinlerin uzayin her tarafinda oturduklari ve dunyayi gozetledikleri yazilidir. (72.Sure) bu cinlerin -hepsinin ya da
    birkacinin- herhangi bir fotograf ya da ses kaydini insanliga sunmaniz mumkun mudur? Ya da dunyanin en gelismis
    telekosplariyla butun uzayi gozetleyen bilim adamlarindan herhangi biri bugune kadar bunlardan herhangi tek birini
    dahi tesbit edebilmis midir?
    c) meleklerin butun insanlarin sag ve sol yanlarinda oturarak soyledikleri herseyi kaydettikleri yazilidir. (50.sure)
    bu meleklerin vucut agirliklarini, ve insanlarin omuzlarina yaptiklari basincin miktarini, ve insanlarin neden
    bu agirliklarin farkinda olamadiklarini bilimsel verilerle izah edebilir misiniz?
    d) evrendeki butun maddelerin Allahi ovup-tesbih ettikleri yazilidir. (17.Sure) Bugune kadar hicbir bilim adami
    herhangi bir nesneyi Allahi ovup-tesbih ederken gorup isitmis midir? Bu konuda bize sunabileceginiz sesli ve
    goruntulu bilimsel bir kanitiniz var midir?
    Eger bu konularda somut bilimsel belgeleriniz varsa, lutfen hemen bildirin ki, irsad olalim. Eger yoksa, artik lutfen
    bilimsel arastirma dallarina saygisiz ve cahilce saldirmayi birakip, din ile bilim arasindaki farki farkedin.
    ve yanlis yorumlariniz uzere, bilimsel arastirma dallarina dusmanlik etmeyin.

  3. A)Kuran’a baktığımızda bu ilginç gerçekle karşılaşırız. Çünkü Kuran’da haber verilen ve tarif edilen ölüm, “tıbbi ölüm”den, yani diğer insanlar tarafından gözlemelenen ölümden çok farklıdır.
    Öncelikle, bazı ayetler de ölüm anında, ölecek kişi tarafından görülen, fakat diğer insanlar tarafından gözlemlenemeyen olaylar yaşandığı bize haber verilir. Vakıa Suresi’nde şöyle buyrulmaktadır:
    Hele can boğaza gelip dayandığında,
    Ki o sırada siz (sadece) bakıp, durursunuz,
    Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi, 83-85)
    ^^Astronomik gözlemlere göre kara madde evrendeki kütlenin yüzde 90 ını oluşturmakla birlikte, insanoğlu bu yüzde 90 ın ne olduğunu bilmemekte ve tespit edememekte.. ^^ . Bu B ,C ,D için cevap…

    ALLAH VAR.

  4. seni tebrik ederim bilgic yazdigin paragraftaki “fakat diger insanlar tarafindan gozlemlenemeyen olaylar” ifadesini
    kullandigin icin. benim de anlatmaya calistigim buydu zaten. bilim butun insanlar tarafindan “sinanabilen ve gozlemlenebilen”
    cesitli deliller ortaya koyarak cesitli fikirler, teoriler uretme ve buna gore cevremizdeki nesnelerin ve butun evrenin
    isleyis mekanizmasini anlama uzerine kuruludur. Evrim teorisi de bu prensib uzere uretilmis ve burada Da Vinci arkadasimizin
    da sergiledigi bir cok “sinanabilir ve gozlemlenebilir” somut delillerle desteklenmis, fakat bircok yonleri de henuz tam
    olarak aydinliga kavusmamis bilimsel –dinsel degil– onemli bir teoridir. Bu teori bugun dunya capinda bu olaya objektif
    olarak yaklasabilen cok cok buyuk bir cogunluktaki bilim adamlari ve aydin din adamlari arasinda da onemli destek bulmustur,
    ve bu destek daha da artmaktadir. Bugun Amerikada ve oteki butun gelismis ulkelerde ve (mutlulukla belirteyim ki)
    yurdumuzda da evrim teorisinin “materyalist bir din” degil, gercek manada bir “bilim dali” oldugu yuksek ogrenim gormus
    bircok ilahiyatcilar tarafindan da kabul edilmistir. Fakat bu demek degildir ki, herkes evrim teorisine inanmak zorundadir.
    Hayir, aksine butun bilim dallarinda oldugu gibi –yercekimi teorisi, rolativite teorisi vs.– evrim teorisi de her zaman
    iyi niyetli olarak yapilan her turlu bilimsel elestiriye aciktir, her turlu modifikasyona, hatta eger somut deliller
    bulunursa tamamen reddedilmeye dahi aciktir. –su an butun bilim adamlarinin gorusu ise (bilim adami pozunda saklanan
    bazi koyu hristiyan dogmacilar haric) boyle delillerin olmadigi yonundedir– Sozun kisasi burada onemli olan meseleler
    sunlardir:
    a) “din” ile “bilimin” arasindaki farki farketmek. ve bilimsel bir teoriye yalan yalnis saldirarak –ve insanlari
    psikolojik ve fiziki metotlarla sindirmeye calisarak– dinci bir anlayis kurma sevdasinin insanliga, ahlaka ve Kurana
    tamamen zit ve haksiz bir davranis oldugunu kavramak. (Kuranda yapilan mucadele daima Allahci motiflerle hareket eden
    cahil ve dinci arap zorbalara karsidir, medeni insanlara karsi degil. Bkz. 23.Sure 84-89, 7.Sure 28, 6.Sure 23)
    b) evrim teorisine inanmak Kurani inkar etmek anlamina gelmez. bugun Kurana inanan bircok insan dahi, ayni zaman da
    evrim mekanizmasini Allahin iradesiyle gerceklesmis bir dogasal mucize olarak kabul edebilmektedirler. (Burada Davud
    isimli bir arkadasin saniyorum Da Vinci’nin “yalanlara cevaplar 1″ makalesine yazdigi yorumu okumani oneririm.)
    –Bu tip yaklasimlari kabul etmesen bile, en azindan boyle inananlar oldugunu da bilip daha saygili ve anlayisli olabilirsin.–
    c) ve herseyden onemlisi her neye inanirsak inanalim, hep birlikte baris ve insanlik icinde, farkli inanclarimiza saygi
    duyarak yasayabilmeli ve hep birlikte nefrete, dusmanliga, acliga, sefalete, hirsizliga, yalana ve dolana karsi mucadele
    verebilmeliyiz. Bu vesileyle seni de tekrar toplumumuzun icine davet ederim, ve icine dustugun dini motivasyonlu –egoizm ve
    gaddarlik uzerine kurulu– cehalet hastaligindan bir an evvel kurtulmani dilerim.

  5. vallahi eyüp,helal olsun sana. ateistmisin yoksa dincimisin anlayamadım ama sen insan olmuş bir yaratıksın, bunda hiç şüphem yok.

  6. Atatürk: “Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. … İslam’ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve “Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdirdinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz” ,

  7. eyup, benden de sana helal olsun! yukarida sordugun ve cevap istedigin bilimsel argumanlara bir arguman da ben eklemek
    istiyorum: Kuranda meleklerin ikiser, ucer ve dorder kanatli olduklari yazilidir. (35.sure 1.ayet) ve bu meleklerin hem
    dunyada hem de butun evrende dolastiklari yazilidir. (16.sure 49.ayet) ve Allahtan baska hic kimsenin ebedi olamayacagi
    yazilidir. (28.sure 88.ayet) o halde benim de bu yalan yalnis bilime saldiran bagnaz dincilere –din ile bilimin arasindaki
    farki kavramis ve bilime saygili kalan dindar insanlara hicbir sozum yoktur– sorum sudur:
    bize somut olarak bu 3 tur melege ait 100′er adet –aslinda meleklerin sayisinin inanilmaz cok oldugu bildirilir
    Kuranda, fakat ben cok insafli davraniyorum burada– fosil sunabilir misiniz? (Ayrica korkmayin, eger bu fosilleri gercekten
    sunabilirseniz, soz veriyorum hemen melekler evrim gecirmis demeyecegiz, tek bir mutasyonla ek kanatlara kavusan cesitli
    canlilar su an labaratuvarlarda bilimsel olarak gozlemlenebildigi halde.) fakat boyle sey olmaz deyip bunu da gecistirmeye
    kalkarsaniz, lutfen din ile bilim arasindaki farki anlayin artik, ve bilimsel bir arastirma dalina cahilce saldirarak
    aslinda dini ve peygamberi insanlarin gozu onunde kucuk dusurdugunuzu ve bircok medeni insanin dinden uzaklasmasina
    sebeb oldugunuzu anlayin.

  8. Senin yorumunu okudugumda dırek aklıma şu ayet geldi.(Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: “Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz.” (6/158))birde senin son cümlelerine bende katılıyorum.sözde kendilerine din ALLAH yolunda birşeyler yaptıklarını zannedenler insanların dinden uzaklaştırıp nefret ettiriyorlar bunun en iyi örneği elkaidedir.ama bilinki harun yahya onlardan degildir..

  9. bence HY ve onun gibileri dunya capinda kabul gormus boyle ciddi bir bilim ve arastirma dalina boyle cahilce fakat cesurca
    saldirarak dine ve peygambere elkaide’den cok daha fazla zarar veriyor olabilirler……

  10. yukaridaki argumanlara iki soru daha ekleyerek konuya devam etmek istiyorum:
    1) Kuranda Allahin isiginin butun evreni kapladigi bildirilir. (24.Sure 35.Ayet) –burada kullanilan isik kelimesi
    ay isigini tanitmak icin kullanilan isik kelimesiyle aynidir.– Ve su an hicbir bilim adami tarafindan butun evreni dolduran
    boyle gozle gorulebilir bir isiga ait hicbir somut bulguya rastlanamamistir. O halde siz bize kendi bilim adamlariniz vasitasiyla
    boyle bir bulguyu ortaya cikarabilir misiniz? (%90 karanlik madde degil “isik” istiyoruz unutmayin) (yukarida “atesten” yaratilmis
    cin istedigimiz gibi)
    2) Kuranda Suleyman Peygamberin bir karinca ile yaptigi sozlu sohbet aktarilmaktadir. (27.Sure 18-19.ayet) Buna binaen
    siz bilim adamlariniz vasitasiyla bugune kadar herhangi bir karincaya -cumleler degil- fakat tek bir kelime, ya da bir
    harf dahi ogretebildiniz mi? eger bunu basardiysaniz, lutfen derhal o karincayi getirip gosterin ki, bilimsel basarilarinizdan
    oturu sizi tebrik edelim. ve sonrada bugun yeryuzunde binlerce gercek bilimadaminin 24 saat uzerinde ter dokerek ve cok cesitli
    somut belgeler getirerek bilimsel tartismaya actigi evrim kurami gibi ciddi bir kurama karsi yaptiginiz itirazlara gercekten
    samimi itirazlar olarak kulak verelim. fakat yine kacamak yapmaya kalkarsaniz, ben size samimi olarak bir alternatif
    sunayim: din ile bilim birbirinden tamamen farkli konulardir. dinin icinde –bilimsel olarak– sinanabilir ve gozlemlenebilir
    delillerle ispatlanmasi mumkun olmayan yuzlerce konu mevcuttur. bunlara inanan insanlara herkes saygi duymakla mukelleftir.
    –cunki bu konulari kesin olarak curutecek somut belgeler de yoktur. bu konular tamamen bes duyunun uzerindedir.– bununla
    birlikte butun dindar insanlar da her turlu bilimsel arastirma dalina saygili olmali ve bunlarin arasinda kabul etmedikleri
    yerleri iyi niyetli bir sekilde elestirerek “inanmama” haklarini kullanabilmelidirler. fakat bu konuyu art niyetli
    bir sekilde dini-politik ve maddi-manevi cikar saglamak, ucuz kahraman ve lider olmak ugruna yapan insanlar aslinda
    bilerek ya da bilmeyerek dine en buyuk haksizligi-ihaneti yapan insanlar olabilirler. sizin bu tip bir davranistan
    derhal vazgecmenizi onemle tavsiye ederim. Ayrica Kurandaki tehdit ayetleri Allahi kendi uydurduklari sahte din uzere
    kullanan ve bu sahte dini insanlara siddet kullanarak kabul ettirmeye calisan dinci ve Allahci zorba araplar ve
    o zaman bunlara destek vererek buyuk bir hata yapan bir kisim yahudi ve hristiyan insanlar icindir,
    medeni insanlar icin degil. (7.Sure 28.ayet & 33.Sure 25-26.ayet) bunlari da bu sekilde yalnis yerlere kullanirsaniz,
    –aynen elkaidenin yaptigi gibi– sonunuz da onlarinkine benzeyebilir. Allah adina yaptiginiz bu zorbalik ve tehdit kendi
    basiniza dusebilir. ve tasalanmayin Yaratici kendi yarattigi butun medeni ve hosgorulu ve ayni zamanda kulturlu ve arastirmaci
    insanlara karsi –ister inancli olsunlar, ister ateist– sizin sandiginizdan cok daha merhametli olabilir.

  11. bu konular benim de hoşuma gitti arkadaşlar. o halde ben de bir soru sorayım: Kuran’da 91.sure 1-4.ayetlerde “gündüzün
    güneşi ortaya koyup-çıkardıgı” ve “gecenin güneşi örtüp-kapattıgı” bildiriliyor. hy ve onun anlayışındaki yazarlar bildigim
    kadarıyla Kuran’ın daima kelimesi kelimesine bilimsel bir kitap olarak algılanıp yorumlanması gerektigini savunuyorlar ve Kuran’ı
    sembolik anlatımlarla dolu bir din ve ahlak kitabi olarak algılayan ve dolayısıyla evrim kuramına da sıcak yaklaşan
    dindar insanları şiddetle kınıyorlar. eger bu konudaki bu anlayışım dogruysa, o halde lutfen bana yukarıdaki ayetin kelimesi kelimesine
    bilimsel ve mantıklı bir açıklamasını yapabilirler mi lutfen?

  12. benim de sorum şudur: acaba evrim kuramına böyle kör bir nefretle saldıran bu tip insanlar Adem ile Havvanın bozulmamış
    fosillerini bulup çıkarabildiler mi? ayrıca yeryüzünün en eski katmanlarında –sadece en basit oganizmaların bulunduğu katmanlar–
    bugünkü en kompleks organizmalara ait fosilleri çıkarabildiler mi? sanıyorum 3.5 milyar yıl öncesi….. eger bu tip bulgular ve veriler
    yoksa ellerinde, lütfen demagoji yapmayı bırakıp bilimsel buluşlara saygılı olsunlar……

  13. laik bir devletde yaşıyoruz ama buradaki laikligin anlamı sadece
    din devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil tabiki insanların farklı
    inançları olabilir ancak sadece birbirlerine insan oldukları için saygı
    göstermeleride bu ilkenin diger bir anlamıdır.şimdi gelelim sizin cevplanmasını beklediğiniz
    sorulara sevgili Tarkan
    1) Surenin tamamını okusan oradaki ışık (nur) kelimesinin hidayeti içeren ve kurtuluşa götüren her şeyin nûr olarak adlandırıldığı görürsün.Yani orada göklerde ve yerlerde bulunan bütün varlıkları aydınlatan, dilediğini nûruyla hidayete erdiren Allah kastedilmektedir
    2)Bütün peygamberler yüce görevi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri insanlara anlatabilmek için bazı güç ve kabiliyetlerle yaratılmıştır.Süleyman peygamberinde Hz. Süleyman’ın hayatından bazı bölümlerin aktarıldığı ayetlerde bu zenginlikten, güç ve iktidardan, sahip olduğu ilimleri kullanış şeklinden pek çok detay verilir.(Enbiya Suresi, 79– Sebe Suresi, 12–Enbiya Suresi, 81
    **şimdi sıra bende**
    benimde sorular da şunlar
    (1) Ve evren’i (göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz. (51 Zariyat Suresi 47)
    Acaba Muhammed Peygamber 1900′lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600′lü yıllarda icat etmişti .bunu nereden bilmekteydi.
    (2)19 İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar.
    20 Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar.
    55 Rahman Suresi 19-20
    denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kuran’da 14 asır önceden söylenmiştir. bunun nedeni Yoğunlukları ve bazı özellikleri farklı olan iki su kütlesi karşılaştığında aralarında yüzey gerilimi oluşur ve adeta gizli bir perde gibi bu iki suyu birbirinden ayırır.bu ayet 14 asır önce gelmiştir.
    (3)O gün Evren’i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz. Ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. Bu, üzerimizdeki bir vaattir. Elbette, gerçekleştireceğiz. (21 Enbiya Suresi, 104)Evren’in bu şekilde kapanması astronomide Kapalı Evren Modeli olarak bilinir. Bu kapanmayı gerçekleştirecek olan kuvvet yerçekimidir.
    (4)Ay’a da bir takım evrelerle ölçü biçtik. Nitekim o eski ve eğri hurma dalı gibi döner.
    36Yasin Suresi 39 )Ay Dünya’nın yörüngesi boyunca kıvrım kıvrım dönerek yol alan bir yörüngeye sahiptir. Bu yörünge aynen hurma dalı şekline sahiptir

  14. sevgili bilgic, bahsettigim ayette hidayete goturen seyler degil, Allah’in kendisinin isik sactigi bildiriliyor ve hatta bu isik
    zeytinin yagindan yakildigi bildirilen bir isiga benzetiliyor. (Kuran, 24/35) herneyse zaten dikkat edersen, yukarida sorulan 10 soru
    (eyubun 4, benim 3, esmanin 1, kemalin 2) hicbirisine deney ve gozleme dayali bilimsel cevaplar verilmesi mumkun gorunmuyor. bu sebeble
    lutfen artik anla ki, din bes duyu ile algilayamayacagimiz bilgilerle doludur. bilim ise butun dogayi bes duyumuz ile algilamaya dayali
    bilgiler uzerine kuruludur. ve lutfen artik anla ki, evrim kuramina bilincsiz ve gaddarca yapilan saldirilar hicbir zaman “dini ispatlama” anlamina gelemez. ve yukarida verdigin ayetlere binaen sen bu dine inanmissan, ben buna saygi duyarim, yeter ki sen de bunu insanlara
    dayatmaya calisma ve her turlu bilim arastirma dalina karsi -inansan da, inanmasan da- saygili ve hosgorulu kal.

  15. size Albert Einsteinın bir sözünü hatırlatayım “Dinsiz bir bilim topaldır;” ateist olupta bu gerçegin farkına varan, ALLAHA yönelen günümüz birçok bilim adamı vardır.bildiğim kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.
    1)Allan Sandage şimdi 73 yasında bir astronom yılarını evrene adamış ve 50 yaşında ALLAHA yönelmiş.‘Var olmanın sırrını ancak doğaüstü yollardan anlayabildim’diyor.
    2)Aralarında daha da ileri giderek din adamı olanlar da var. Fizikçiyken, 1982 yılında papaz olan John Polkinghorne, ALLAH seçimini izah ederken, ‘‘Bana göre, evrenin oluşumunun ardında bir amaç ve akıl var’’ diyor.
    3)Pulsarın içinden alacağımız bir kaşık madde bir milyar ton gelmektedir, bu bir kaşıgı yeryüzüne bırakırsak Dünyamızın öbür ucuna kadar bir delik açıp çıkar işte bu yıldızı keşfeden Jocelyn Bell Burnell ‘‘İnancı olmamak, çok korkutucu, insanı yalnız bırakan birşey. Eğer inançlı biri olmasaydım, bilimsel çalışmalarımı daha farklı yapar mıydım? Sanmıyorum’’ diye konuşuyor.
    3) Elbette insanları etkiledim, bu yüzden vermiş olabileceğim büyük zararı gidermek istiyorum ve bunun için çaba göstereceğim. (Anthony Flew)
    Gazeteler şu günlerde, bir dönemin ünlü ateist felsefecisi Antony Flew’un pişmanlık dolu bu sözleriyle yankılanıyor
    4)DNA’nın sarmal yapısını ortaya çıkarmış bilim adamlarından Francis Crick, DNA ile ilgili bulgular karşısında yaşamın kökeninin bir mucizeye işaret ettiğini itiraf etmiştir
    da vinci herhalde isimlerde yazı hatası yapmadım :?^^

  16. http://www.discovery.org/scripts/viewDB/filesDB-download.php?command=download&id=660 arkadaşlar bu sitede darwinin teorisinin yaşamı açıklamada yetersiz olduğunu belirten 400 bilim adamının listesi

  17. Sayın biyolog,

    Zaten Evrim teorisi yaşamın kökenini değil yaşamdaki çeşitliliği açıklar. Yani tabiki yaşamın kökenini açıklamada yetersizdir. Hatta o kadar yetersizdir ki bu konuda hiçbir şey söylemez. Ama canlıların çeşitliliğini çok da güzel açıklar. Mükemmel bir teori değildir – zaten hiçbir teori mükemmel değildir – ama eldeki bilimsel verilerle çelişmeyen ve yeni buluşlarla hergün tekrar tekrar desteklenen oldukça sağlam bir teoridir.

    Saygılar

  18. yukarida bahsedilen inancli bilim adamlarindan saniyorum hicbirisi “Kuran’in ilahi bir mesaj” olduguna inanmis degiller.
    ve ayrica bu bilim adamlarindan hicbirisi (eger gizliden phillip johnson’un etkisinde kalmis koyu bir hristiyan fanatigi degilse)
    saniyorum evrim teorisine karsi bagnazca karsit bir tutum takinmis insanlar da degiller. Albert Einstein ise bildigim kadariyla
    tamamen Tevrata egilimli yahudi bir bilim adamidir. HY ve onun gibi yahudi paranoyasi ureterek dini-politik cikar saglamaya calisan
    yazarlarin yeri gelince onu kullanmaya calismalari da enteresan bir hadise….. Einstein bundan buyuk bir utanc ve uzuntu duyardi
    herhalde…..

  19. arkadaşlar şunlara hala yorum getirilmemiş 4 taneydi şimdi bunu da ha da artıralım
    (1) Ve evren’i (göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz. (51 Zariyat Suresi 47)
    Acaba Muhammed Peygamber 1900′lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600′lü yıllarda icat mı etmişti .bunu nereden bilmekteydi.
    (2)19 İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar.
    20 Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar.
    55 Rahman Suresi 19-20
    denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kuran’da 14 asır önceden söylenmiştir. bunun nedeni Yoğunlukları ve bazı özellikleri farklı olan iki su kütlesi karşılaştığında aralarında yüzey gerilimi oluşur ve adeta gizli bir perde gibi bu iki suyu birbirinden ayırır.
    (3)O gün Evren’i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz. Ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. Bu, üzerimizdeki bir vaattir. Elbette, gerçekleştireceğiz. (21 Enbiya Suresi, 104)Evren’in bu şekilde kapanması astronomide Kapalı Evren Modeli olarak bilinir. Bu kapanmayı gerçekleştirecek olan kuvvet yerçekimidir.
    (4)Ay’a da bir takım evrelerle ölçü biçtik. Nitekim o eski ve eğri hurma dalı gibi döner.
    36Yasin Suresi 39 )Ay Dünya’nın yörüngesi boyunca kıvrım kıvrım dönerek yol alan bir yörüngeye sahiptir. Bu yörünge aynen hurma dalı şekline sahiptir
    5)Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13′ü 45′e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32′yi 45′e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır
    6)Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik… (Hadid Suresi, 25)
    Demir dünya üzerinde üçüncü en yaygın elementtir ve yer kabuğunun yüzde beşini oluşturur. Demir elementi, Dünya’da bu kadar fazla miktarda bulunmasına karşın, demirin oluşumu Dünya dışında gerçekleşmiştir. Modern astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur
    7)”kamer(Ay)” isimli sureden Kur’an’ın sonuna kadar tam 1389 ayet geçer. Hicri takvimde 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına denk gelmektedir, bu da Ay’a çıkış tarihidir.
    8)Kopyalanmış bir hayvandan çok sayıda kopya hayvan üretme (ikinci nesil kopyalama) deneylerinde Kulak Dokusundan hücreler alınarak kopyalama gerçekleştirilmiştir. Yani yakın tarihte yapılan ilk deneylerde hayvanların kulağı kesilip hücre alınarak kopyası üretilmiştir. Kuran-ı Kerimin bir ayeti şöyledir:

    “…(Şeytan dedi ki) Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler…” (Nisa Suresi 119.ayet
    to be contiuned
    http://www.kuranmucizeleri.com/
    http://www.kuranca.com/
    http://www.mucizeler.com/
    http://www.kuranvebilim.com/

  20. işte böyle yamulurlar(evrimciler).alıp bir oksunlar şu kutsal kitabı.Allah’tan alim olanlar daha çok korkar çünkü.

  21. Alim olanlar Allah’tan daha çok korkar.

  22. yukarida bazi arkadaslarin sordugu tarzda sorulara bir soru da ben eklemek istiyorum:
    Bugun hayatin suda basladigini dusunen ve buna delil olarak da urey-miller deneyini sunan bilim adamlarini kafir ilan eden ve cesitli suni argumanlar ureterek bu bilimsel mucizeyi golgelemeye calisan HY ve onun gibi sartlanmis cahil yazarlar acaba kendileri bu konuda hangi somut deneyi gerceklestirmisler ve bunun sonunda ne elde etmislerdir? Ornegin Kuranda Isanin camurdan urettigi bir kusa ufledigi ve bunun hemen canli bir kusa dondugu yazilidir. O halde bu tip yazarlar su an yeryuzunde cok bol miktarda bulunan hangi camura o mubarek nefesleriyle uflemisler ve bir kus, ya da bir kusun tek hucresi, ya da tek bir proteini, ya da tek bir aminoasidini uretebilmislerdir? Eger gercekten boyle bir deneyle bunu basarabilirlerse, ben de onlari tebrik ederim ve elestirilerine haklilik payi veririm. Fakat degilse, onlara bilime cahilce ve bagnazca saldirarak dini ve dini inanclari kucuk dusurmemelerini ve cahil insanlari bilime karsi provoke etmemelerini oneririm.

  23. Sn. kaan bey, urey-miller deneyi elbette butun insanlik icin heyecan verici buyuk bir bilimsel deney ve bulustur. Akli ve sagduyusu yerinde olan hicbir insanin buna bu acidan itiraz edebilecegini sanmiyorum. Bu deney sayesinde inorganik maddelerden yararlanilarak organik maddeler elde edilebilmesi olayi basli basina buyuk bir olaydir. Ve gelecekte bu gibi deneylerin hangi ufuklari acacagini da su an
    tam olarak kestiremeyebiliriz. Fakat ben size sunu bildireyim ki, belki bu buyuk olay dahi Kuranda haber verilmis olabilir. 21.Sure 30.Ayette “O reddediciler gormediler mi…
    ve bizim butun canli seyleri sudan yarattigimizi?” denilerek belki de bu deneyin
    butun insanlik icinde gozlemlenecegine isaret ediliyor olamaz mi? Evet ilahi Kitabta bir cok konularin, hatta yukarida arkadaslarin belirttigi en temel konularin dahi –Allahin fiziki varligi, meleklerin ve cinlerin fiziki varliklari, Allahin vahyinin varligi ve mucizelerin varligi vs. gibi– deney ve gozlemle bilimsel olarak ispatlanamayacagini ben de kabul ediyorum. Zaten bunu Kitabin kendisi acikca bildiriyor.
    Bu acidan yukarida bahsedilen tarzda ciddi ve dunya capinda itibar goren somut bilimsel bulus ve deneylere dinsel bir motifle karsi cikilarak dinin savunulmasini ben de cok yalnis buluyorum. Hatta bu yaklasim uzun vadede hem dine, hem de dindar insanlarin ruhlarina buyuk bir zarar ve izdirap verebilir diye dusunuyorum.

  24. fikret arkadaşım güncel kitap ve dergileri takip etsen miller deneyine şüphelerle bakılıdığını görürsün
    1)metan ve amonyak mor ötesi ışınlarla kolaylıkala yokolur.bu durumda bu iki molekülün olması çok düşüktür.
    2)güneş o zamanlarda yüzde otuz daha az parlaktı.bu durumda donmuş küre olacaktır dünya. ama suyun bol olması dünyayı sera etkisiyle ısıtan çok miktarda co2 bolluğuna işarettir.eee ne olmuş diyecen bu da bu deney için hiçte iyi değildir.
    3)da vinci demiş ki’demişsinki’’Harun Yahya’nın UV (kızılötesi) ışınların su buharı ve karbodioksiti ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ile ilgili söyledikleri ise tamamen gerçek dışı bir iddia.’’
    herhalde foto kimyasal yöntem diye bir şeyden haberi yok işte bu yöntemle suyu hidrojen ve ve oksijenlere ayırmak için yüksek sıcaklık veya elektriğe gerek duymadan güneş enerjisinin sadece UV kısmını kullanmaktır.(o dönemde güneşe benzeyen bir kaç milyon yasındaki yıldızların 10 üzeri 4 kat daha faza UV ışın yaydığı tespit edilmiştir. )
    4)oksijenin olmadığını farzedelim işte bu durum oksijenin varlığı kadar tehlikelidir. çünkü yukarda da belirtiğim gibi Oksijen ozon için gereklidir.((Yer tabanlı ölçümler ve uydu datası kullanılarak yapılan tahminler, ozon incelmesinin gözlemlendiği bölgelerde UV radyasyonun arttığını doğrulamıştır)). o dönemde güneşe benzeyen bir kaç milyon yasındaki yıldızların 10 üzeri 4 kat daha faza UV ışın yaydığı tespit edilmiştir UV nin canlılık için zararları zaten bariz açıktır..
    5)beraber sağ elli sol elli aminoasitler oluşmuştu .bu nedenle kolayca birbirleriyle bağlanırlar
    zaten çoğunu bu blogda miller 1 de yazmıştım
    ENBİYA 30 da canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70′i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamayacağı kabul edilen bir gerçektir.

    ha bi de KAAN arkadaş Hz.İSA bir peygamberdir .sen gelmişsin HARUN YAHYA YI FİLAN ONUNLA BİR TUTUYON.karşı bi görüşe sahipsen bunu saçmalamadan bizlerle paylaş
    ii akşamlar herkese

  25. Özgür bey, Su insan vücudunun %70′idir doğru fakat yeryüzünde yaşayan tüm canlılar carbon temellidir. Ayrıca %1 taşıdığımız bir element dahi oldukça önemlidir.

    Kaan bey’in sorusunu/yorumunu biraz daha değiştirerek ben tekrarlıyayım :

    Bugün evrim karşısında akıllı tasarım iddialarında bulunanların ne gibi delilleri vardır?

    Deliller varsa bu deliller ortaya konmak yerine niçin evrim teorisinin doğru olmadığına dair iddialarla evrim teorisi çürütülmek istenmektedir?

    Ayrıca bu iddialar ortaya atılırken de niçin yalan söylenmektedir? Mesela Harun Yahya kitaplarında Miller Urey deneyinin sonuçsuz olduğunun kabul edildiği ve ardından bugün bilinen ilk atmosfer modeliyle yeni deneylerin yapılmadığı ima edilmektedir. Oysa bu öyle değildir.
    1. Miller Urey deneyi, bugün için önemli bir temel teşkil etmektedir ve sonuçsuz değil amino asit elde edilmiş bir deneydir.
    2. Miller Urey deneyindeki hata, ilk atmosfer koşullarının yanlış tahmin edilmesinden kaynaklanmaktadır.
    3. Bu deneyin ardından, deney doğru atmosfer koşullarıyla tekrarlanmış ve aynı sonucu vermiştir.

    Dolayısıyla buradan miller urey deneyi yanlıştır diyemeyiz. Bu deneyin bize verdiği sonuç, orada kullanılan atmosfer koşulları bulunan bir gezegende de hayatın başlayacağıdır.

    Hal böyleyken diğer deneylerin yapılmadığı iddia edilmektedir ve yalan söylenmektedir. Neden?

    Ve Bilim adamları evrim teorisinde söylediklerini labaratuvar ortamlarında tekrarlayabiliyorken, akıllı tasarımın iddiası hiç bir zaman deneyle tekrarlama yapamamaktadır. Dolayısıyla bu hipotez doğrulanamamışken kesin doğru bu demek nasıl bir mantıktır ve maksadı nedir?

    Temel sorumu iyi anlamanızı rica ederim. Niçin evrim teorisini çürütmek amacıyla yalana başvuruluyor? Soru budur. Yalan yok derseniz, davinci’nin yazdıkları referansdır ve kitaplarda yer alan bilgilerdir. Oysa bu bilgiler yok denilerek yalan söylenmektedir.

    Ve bir ricam, din ve bilim ayrı şeylerdir. Din teslimiyet ve tam bir kabulü yorumsuz gerektirir ve sorgulama yoktur. İnanırsınız veya inanmazsınız.

    Fakat bilim ise bunun tam tersine sorgu gerektirir, inanç yoktur bilimin içinde, kanaat değil kanıt vardır. Bu sebeple, inançla bilimi birbirine sokmayalım derim.

  26. sn. ozgur arkadasim, bir ayetin baktigi bircok anlamlar olabilir. sizin yaptiginiz yorumla birlikte o ilgili ayet benim yapmaya calistigim yorumla da algilanabilir saniyorum.
    ve su an tam olarak bilemedigimiz bazi ozel ortam ve sartlari kullanarak Yaratici canliliga ait ilk organik maddeleri –buna benzer bir sekilde– vahiy yoluyla suda yarattiktan sonra yine vahiy yoluyla evrim mekanizmasi icinde butun canlilari yaymis olabilir. Ben hicbir ilahi kitabta bunun boyle olamayacagini bildiren acik bir ayet gormedim. yorumunuza saygi duymakla birlikte lutfen baska yorumlara da acik olmanizi ve kabul etmeseniz bile saygi duymanizi tavsiye ederim. ve unutmayin ki bilim deneme yanilma yoluyla ilerleyen ve bu metotla bugun cozulemeyen bircok muammayi yarin daha iyi anlayan ve cozen bir yapiya sahiptir. ve urey-miller deneyi de benim icin bu acidan cok degerlidir. belki yarin Allah bu konuyu daha iyi cozen ve su an aciklanamayan yonlerini gun isigina cikaran buna benzer baska bilimsel deneyler de ogretebilir ve butun insanliga “yeryuzunde canliligi yaratma olayina nasil basladigini” (29.sure 20.ayet) cok daha net bir sekilde ogretebilir.
    sn. warmestgrey arkadasim inanc ile bilimin karistirilmamasi gerektigini soylerken tasidiginiz endiseyi anliyor ve haklilik veriyorum. fakat bilimsel veriler sonucunda benim inancimi pekistiren seyler ortaya ciktiginda da bunu insanlarla paylasmadan edemiyorum. tabii ki bunu kabul edenlere de, etmeyenlere de saygili kalmaya calisarak her zaman. sevgilerle…….

  27. sn. kaan arkadasim, yukarida size de soyleyecek kucuk bir son sozum daha vardi en
    sonda fakat aceleden yazamadim, yalnislikla sizin isminizi yazdim yalnis yere…..
    buyuk affiniza siginirim. size son bir sozum de su olacakti sn. kaan bey: lutfen ayrica
    siz de dini inanislara bu sekilde elestiri getirirken yukarida sergilediginiz alayci ve kucumseyici tavirlardan mumkun mertebe son derece kacinin. yoksa siz de bilime bagnazca ve cahilce saldirdigini soylediginiz o insanlarla ayni yalnis ahlak seviyesine dusmus olursunuz. ve bu hicbirimizi hicbir yere goturmez. tekrar sevgilerle…..

  28. öncelikle warnestgrey arkadaşım;
    demişsinki:Ve bir ricam, din ve bilim ayrı şeylerdir. Din teslimiyet ve tam bir kabulü yorumsuz gerektirir ve sorgulama yoktur. İnanırsınız veya inanmazsınız.Fakat bilim ise bunun tam tersine sorgu gerektirir, inanç yoktur bilimin içinde, kanaat değil kanıt vardır. Bu sebeple, inançla bilimi birbirine sokmayalım derim.

    bilim de ALLAHtandır dinde yani ALLAH tan olan iki şey nasıl ayrı şeyler oluyor.ayrılık bilimsel hatalardan yada sözde din adına birşeyler uyduran insanlar dan kaynaklanır.

    miller denyine gelelim;

    aminoasitlerin sentezlenmesi o kadar zor birşey değildir
    ama…
    1)bu gibi denylerde sağ elli ve sol elli aminoasitler aynı yerde oluşuyor.bunlar birbirlerine sağ sol ayrımı yapmaksızın bağlanıyor.ama bilindiği gibi en basit bir canlıdan en karmasığa kadar genellikle sol elliden meydana gelir.işte böyle bir protein meydana gelirken bir tane sağ elli karışsa protein bir işe yaramaz.

    2)protein sentezine bakalım

    R.N. Jones & A. Karp, 1990. Introducing Genetics. John Murray. Isbn 0-7195-4235-9. Chapter 14 & 17 p.186-243

    Polipeptidleri oluşturmak için aminoasitlerin bağlanmasıdır. Bu işlem ribozomlarda yer almaktadır. Ribozomların fonksiyonu, küçük alt ünite vasıtasıyla mRNAya bağlanmak, tRNA’da karşılık gelen antikodonlarla eşleşen ve tanınan kodonlardan oluşan mesajları tutmaktır. Ribozom, peptid bağıyla bağlanan amino asitlerin tRNA larını birleştirir. Bağ oluştuğu zaman ribozom mesaj boyunca devamlı hareket eder. tRNA tekrar kullanılmak üzere serbest bırakılır. tRNA ile beraber hareket eden amino asit sağ taraftan ribosoma gelir ve sol taraftan gider iken amino asiti peptid bağıyla bağlar ve serbest kalır. mRNA molekülü ribosomların bu hareketi ile aşağıya çekilirken saniyede 15 amino asit bağlar. mRNA kodon ve tRNA antikodonları arasında eşleşen bazların karşılaştırmalı yapısı, alınan DNA dizilişinin kopyasının mRNA daki mesajı tam olarak deşifre edip, polipeptid ürününde aminoasitlerin doğru dizilişine çevirir

    Polipeptid zinciri genellikle methionin amino asidiyle başlar. Bu amino asit DNA’da triplet TAC tarafından kodlanır. mRNA’da AUG kodonu için transkripsiyon olur ve antikodonlu tRNA tarafından tanınır. Bir polipeptidin uzunluğu yaklaşık 333 aminoasittir. Bu diziliş, ribozomlarda üç özel stop sinyali olan UAA, UGA ya da UAG olduğu zaman tamamlanır. Kodonlarıyla eşleşen tRNA’lar aminoasit taşımazlar

    mRNA ‘nın baz dizilişinde kopyalanan bilgi translasyon olarak bilinen polipeptid zincirininde aminoasit dizilişi üretmek üzere kullanılır. Polipeptid sentez edildiğinde ribozomlar uzaklaşır ve sitoplazmada serbest kalır. Daha sonra translasyonal modifikasyon adı verilen ve diğer peptidlerle birleşme ya da katlanma şeklinde fonksiyonal proteini oluşturur.

    mRNA’nın translasyonunu gösteren elektron mikrofotoğrafında ribozomların uzun zincirleri görülmektedir. mRNA ipliğinin devamlı olarak ribozomlarla translasyon olduğu düşünülüyor. Amino asit peptid bağlarıyla bağlanır bağlanmaz tRNA’lar serbest bırakılır mRNA ipliğini başı serbest bırakılır ve diğer bir ribozom tarafından kullanılır. Bu ikincisi başlangıç ipliği boyunda hareket eder ve tekrar serbest kalır. Üçüncü bir ribozom devreye girer. Bir çok polipeptid birbirine benzer olup aynı zamanda bir mRNA molekülünden sentez edilebilir

    şimdi ilk proteinin oluşmasına gelelim..

    Evrimci biyolog Carly P. Haskings American Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinde evrimin bu çıkmazını şöyle ifade etmiştir:

    … Fakat biyokimyevi genetik sayesinde evrimle ilgili birçok önemli soru hala cevaplanamamıştır… Bütün canlılarda, hem DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki şifrelerin proteinlere çevrilmesi oldukça spesifik ve uygun enzimler sayesinde olmaktadır. Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin yapıları da tam olarak bizzat DNA tarafından belirlenmektedir. İşte bu gerçek, evrimde çok esrarlı bir problemi ortaya çıkarmaktadır. Acaba evrim olayında, şifrenin kendisi ve bu şifrenin içinden de proteinlerin sentezinde gerekli olan diğer enzimler beraberce mi ortaya çıkmıştır? Bu bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı ve sentezlenmeleri için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun olma zorunluluğu göz önüne alındığında, söz konusu zaman çakışmasından bahsetmek çok saçma olmaktadır. Bu soruya Darwin’in görüşleri dışında cevap aramalıyız. Çünkü söz konusu durum özel yaratılışı öngören çok güçlü bir delil oluşturmaktadır.

    http://www.harunyahya.org/bilim/hy_protein_mucizesi/protein.html
    bu hy kitabını okumanızı tavsiye ederim.daha geniş şekilde açıklamış var

    http://www.mikrobiyoloji.org/dokgoster.asp?dosya=110011700

    protein ile ilgili yukardaki sitede de güzel açıklamalar var

  29. Evrim olayinin Allah tarafindan vahiy yoluyla
    yonlendirilmis buyuk bir dogasal mucize olabilecegine inanan insanlar icin, sevgili ozgur arkadasim, yukarida acikladigin guzel bilgiler ne urey-miller deneyini, ne de yonlendirilmis evrim dusuncesini karartmiyor, bilakis daha da parildatiyor. Soyle ki, Yaratici urey-miller deneyindekine benzer bir sekilde ilk amino asitleri vahiy yoluyla yeryuzunde urettikten sonra (21.Sure 30.Ayet), yine vahiy yoluyla faydasiz olanlari eleyip, faydali olanlari uygun sekilde sentezleyerek yaratma isine harika bir tarzda devam etmis olabilir (14.Sure, 19.Ayet)……
    Unutma ki, Yaratici bir sey diledigi zaman ona sadece “ol” der ve o da tabii bir sekilde “el degmeden” derhal olmaya baslar (36.Sure, 82.ayet) ve sonra kendisine vahyedildigi sekilde yoluna devam eder…. Nitekim Kitabta ogreniyoruz ki, ayni seyi Allah yildizlara da vahyediyor. Ve su an evrende milyarlarca yeni yildiz “el degmeden” Allahin bu vahyiyle olmaya basliyor ve daha sonra yine Onun vahyi dogrultusunda buyuk bir “evrim mekanizmasi” icinde butun elementleri en basitten en komplekse dogru ureterek yoluna devam ediyor. (41.Sure, 12.ayet)……
    Ve Allah daha sonra Kitabinda butun bu yaratisi sembolik olarak “ellerimizle yarattik” ifadesiyle veriyor. (51.Sure 47.Ayet), butun bu olaylari “el degmeden” sadece “ol” emrini kullanarak yaptigi halde…….
    Dolayisiyla ben yukaridaki tarz argumanlari kullanarak evrim kuramina karsi cikilmasini pek makul bir davranis olarak gormuyorum, bilmem dogru mu dusunuyorum? Cunki bu tip argumanlari daha cok (akilli tasarim lideri) phillip johnson ve “evrimci biyolog” kisvesi altinda bu sahis icin calisan bazi dogmatik dinci hristiyanlar kullanarak insanlari “Isayi ogul edinen” ve “Isada tecelli eden” egzantrik bir yaraticiya cagirmak icin kullaniyorlar. Ve biliyorsun ki, bu sahislarin okudugu dini nitelikli kalin ciltli kitablarda bilimle bagdasmasi umulan bilgiler pek olasi degildir maalesef…..
    Burada benim icin en onemli noktalardan birini de warmestgrey arkadasin bu konudaki endisesini biraz daha acarak iletmeye calisayim: Bilim yeryuzunde butun insanlarin ortak varligi olmalidir bence. Dolayisiyla dogada ve butun canlilarda gordugumuz butun bu harika sistemler bazi insanlar tarafindan “tabii irade” (tabiata ait bir irade) ve diger bazi insanlar tarafindan da “ilahi irade” (yaraticiya ait bir irade) olarak algilanabilmeli ve butun insanlar kendi secimlerine gore ozgurce yasayabilmelidirler. Yoksa bazi (egosu tarafindan) yonlendirilmis cahil insanlarin yapmaya calistigi gibi butun bu harikaliklar zoraki olarak “gizli ve gorunmez bir yaraticiya” baglandiktan sonra kendi dini-politik acendasini dayatmaya yonelik bir arac olarak kullanilmamalidir. Nitekim unutulmamali ki, bu tip cahil ve yonlendirilmis egoist insanlar sirt ustu yatip gobek buyuturken, su an yeryuzundeki en buyuk ve en anlamli butun bilimsel calismalari cogunlukla “tabii iradeye” inanmis insanlar yapmaktadirlar. Dolayisiyla, “din ile bilimi ayri tutalim” derken, saniyorum olayin bu yonu kastedilerek bazi insanlar tarafindan hakli bir endise duyuluyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?
    Muhammed Peygamber bugun hayatta olsa, sanirim
    boyle cahilce ve bagnazca degil de, cok daha bilimsel, insancil ve ahlaki bir yaklasimla
    hareket ederdi. Bilmem anlatabiliyor muyum?

  30. evrime kanıt olarak gördüğün Ayetleri yazarmısın Fikret

  31. elbette ozgur arkadasim, basarabildigim en kisa ve ozlu bir sekilde olayi soyle ozetlemeye calisayim:
    1) ….ve biz de onlara dedik ki “sinmis maymunlar” olunuz. (2.Sure 65)
    Burada benim anladigim en onemli birinci nokta
    yeryuzunde bir turun Allahin vahyiyle baska bir ture donusebileceginin haber verilmesidir.
    (bu yeni tur sanirim bugun bircok bilim adamlarinin da kabul ettigi gibi daha kompleks bir ust tur olabilecegi gibi, yukaridaki ayette haber verildigi uzere daha basit bir alt tur de olabilir.)
    benim icin ikinci bir onemli nokta ise, ben bu ornegi daha da genisleterek soyle bir sonuca da varabilirim burada belki: Allah yeryuzunde canli yasami suda ve en basit organizmalarla baslatmis (21.Sure 30 & 29.Sure 20) ve daha sonra bu basit organizmalar icinde kendi iradesini en iyi yerine getirenleri ve bunlarin soyunu –yukaridaki ayette haber verilen olayin tam tersi bir mantikla– bir ust ve daha kompleks bir ture gecirip mukafatlandirarak yeryuzundeki butun turleri bu degismez ilahi prensib uzere yaratip yaymis olabilir. (sanirim bugun yeryuzunde butun ciddi bilim adamlarinin kabul ettigi bir gorus su ki, bugune kadar elde edilen butun fosil kayitlarinda canliligin bundan yaklasik 3.5 milyar yil once en basit organizmalarla baslayip daha sonra giderek kompleks turlerin ortaya cikmasi ve son olarak da insan turunun ortaya cikmasi bulgusudur.)
    kendisi anilip-bahsedilen bir sey olana kadar insanin uzerinden “uzun bir devir” gecmedi mi? (76.Sure 1) ayeti de saniyorum ayni zamanda buna isaret eden buyuk bir haber olabilir.
    2) …ve eger dilerse sizi giderip-yok eder ve yeni bir yaratis getirir. (14.Sure 19)
    Bu ayette de ben cok yakin bir zamanda tabiatta gozlemle tesbit edilen –galapagos adasinda– oncelikle gelen bir kuraklik sonucu bazi kus turlerinin once helak olup turlerinin azalmasi ve daha sonra –evrim yoluyla– gelen yeni nesilin degisen cevreye uyumlu yeni bir yaratis (daha kucuk gagali) seklinde ortaya cikip yasamaya devam etmesi olayini goruyorum. ve ben bu ayeti de daha da genisleterek bu prensibin (once turu helake goturen bir ortam yaratip cogunu bu tarzda yok etmek ve bunun hemen ardindan yeni turu bunlarin neslinden cikarmak) turden ture cikista da Allah tarafindan kullanilan yegane ve degismez bir ilahi prensib olabilecegini dusunuyorum. (konuyla biraz ilgilenen butun insanlarin sanirim haberdar olabilecegi gibi bugun bilim adamlarinin cogu evrim olayinin fosil kayitlarindan ve canlilarin yapisindaki benzerliklerden vs. acikca anlasilabildigini
    dusunuyorlar, fakat evrimin nasil, ne kadar zamanda ve hangi mekanizmayla oldugu konusunda bu kadar emin degiller, bu konuda cok cesitli
    fikirler var. saniyorum yukaridaki ayet inananlar icin onemli bir isaret veriyor olabilir bu konuda)
    su an vaktim kalmadi maalesef, daha sonra devam etmek uzere. sevgilerle……

  32. kaldigim yerden biraz daha devam etmek istiyorum:
    3) yeryuzunde hareket eden hicbir canli ve iki kanadiyla ucan hicbir kus yoktur ki, sadece sizin misliniz (benzeriniz, ya da ayniniz) olan
    “ummetler” olmasinlar. (6.Sure 38)
    …eger dilerse O sizi giderip-helak eder ve yerinize diledigi sekilde baskalarini getirir aynen sizi de sonradan gelen bir “kavmin” zurriyetinden cikardigi gibi. (6.Sure 133)
    Bu ayetlerde benim anladigim birinci onemli nokta oncelikle yeryuzundeki butun hayvanlarin insanlar ile ayni seviyede (misliniz)tutulan “ummetler” olarak anilmasidir. Nitekim genetik olarak da bugun butun bu canlilarin
    ne kadar insana benzer sekilde programlandiklarini ogrenmis bulunuyoruz. Yukaridaki ayetlerde benim anladigim ikinci onemli bir nokta ise insan turunun bundan yaklasik (yanilmiyorsam) 2-4 milyon yil once yeryuzunde gorulmeye baslayan Austrolopithecus turunun zurriyetinden cikarilmis yeni bir tur olabilecegine gonderme yapilmis olmasi ihtimalidir. Cunki “ummet” ve “kavim” kelimeleri Kitabta cogu zaman esanlamli olarak kullanilan kelimelerdir ve bunlarin hem insan turu hem de butun oteki canli turleri icin de kullanilabilecegini yukaridaki birinci ayette gormustuk. 2.Sure 30.Ayette “Hani Rabbin bir zaman meleklere ben yeryuzunde bir “halife” kilacagim demisti…..” ayetinde de ben buna binaen anliyorum ki, ilk insan Adem bu Austrolopithecus turune bir “halife” (bir seyin arkasindan gelen ve onun yerini alan varlik) olarak yaratilmis olabilir.
    4)…ve hatirlayin ki O sizi Nuh kavminden sonra halifeler kildi ve sizi yaratis olarak bastaten (cisimde ve ilimde 2/247) fazlalastirip-artirdi. (6.Sure 69)
    Bu ayette de ben anliyorum ki, insan turu de su an kendi icinde halen evrimini –Allahin plani dogrultusunda– devam ettiriyor olabilir. Nitekim fosil kayitlarinda da saniyorum insanin evrimi –ozellikle beyin hacmi artisinda vs.– gozlemlenebiliyor bugun.
    Butun bunlara binaen Kitabta Allah icin kullanilan Elhaliqu, Elbariu, Elmusevviru (59.Sure 24) isimlerini ben sirasiyla Yaratan ve sonra Evrimlestiren ve sonra Suretlendiren seklinde anliyorum.
    5) size ne oluyor ki Allaha saygi duymuyorsunuz, O sizi “atvar” uzere yarattigi halde….
    Bu ayette kullanilan bu “atvar” kelimesi saniyorum Kitabta sadece tek bir kez kullanilmis. Bunu bazilari “merhaleler” olarak cevirip insanin ana karninda gecirdigi degisik basamaklara yoruyor. Bu yorumu da kabul etmekle birlikte ben burada kullanilan bu kelimenin daha cok “phylum” (canli turlerinin yapilarina gore ortak bir atadan geldigini gosteren basamaklar halindeki siniflamalari) olarak algilanabilecegini dusunuyorum. daha sonra devam etmek uzere, sevgilerle……

  33. bu tip yaklasimlardan sonra simdi biraz benim icin cok onemli olan bir konuya deginmek istiyorum yine bununla ilgili olarak. ben Kitabi okurken bunu “sembolik” ve “bilimsel” anlatimlarin bir sentezi olarak degerlendirip o sekilde anlama yolunu benimsiyorum genellikle. bunun sebebini de iki ornek vererek aciklamaya calisayim:
    1)…(seytan) dedi ki: ben ondan (Ademden) daha hayirliyim, cunki beni “atesten” onu ise “camurdan” yarattin. (7.Sure 12)
    Burada kullanilan “ates” ve “camur” ifadelerini ben sembolik ifadeler olarak degerlendiriyorum. soyleki “ates” burada sanirim “kuvveti ve helak etme kudretini” temsilen “camur” ise “ayak altinda ezilmisligi ve belki de istenilen sekle sokulabilecek tarzda bir zaafiyeti” temsilen verilen ornekler olmali. cunki seytanin ve onun soyu olan cinlerin bildigimiz “atesten” yaratilmadiklarini oteki ayetlerde anliyoruz. cunki bizim asla bu cinleri goremeyecegimiz bildiriliyor. (7.Sure 27) o halde bu cinler bizim bildigimiz manada “atesten” ve biz de “camurdan” yaratilmis olamayiz, bunlar sadece sembolik anlatimlar olmali…..
    yine nasil ki yaratis olayi anlatilirken “O insani bir “comlekci” gibi camurdan yaratti” ve “Ey iblis seni “iki elimle” yarattigima secde etmekten alikoyan neydi?” ifadelerinde kullanilan “comlekci” ve “iki elle yaratma” ifadeleri de yine sembolik ifadeler olmali, yani nasil ki bir comlekci camurdan urettigi seylerde “iki elini” kullanarak butun maharetini gosteriyorsa, Allah da insani yaratirken cok ozenle ve maharetle bunu yaptigini sembolik olarak anlatiyor olmali. cunki Allah diledigi bir seyi yaratirken asla ellerini kullanmayacagini fakat sadece ona “ol” emrini vahyedecegini ve onun da bu vahiy uzere derhal tabii bir sekilde olmaya baslayacagini diger ayetlerde bildiriyor. (3.Sure 47)
    2) ve geceye andolsun onu (gunesi) sarip- orttugu zaman. (91.Sure 4)
    burada da yine “bilimsel” degil fakat “sembolik” bir anlatimla gecenin “cok guclu karartici ve kusatici ozelligi” harika bir sekilde veriliyor sanirim…..

  34. lütfen ayetleri doğru yorumlayalım
    ve eğer kendi yorumumuz da varsa en doğrusunu Allah bilir diye yazalım yorumun sonuna.

    ’Andolsun, sizden (İsrailoğullarından) cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: “Aşağılık maymunlar olun” dedik. Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara ‘ibret verici bir ceza’, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.’ (Bakara Suresi, 65-66)
    Ayetten evrim teorisine paralel bir mana çıkarılamayacağı aşikardır. Bunun birkaç ayrı sebebi vardır:
    1) Ayette kastedilen ceza, büyük olasılıkla manevi bir anlamdadır. Yani söz konusu İsrailoğullarının fiziksel anlamda değil, karakter yönünden maymuna benzetilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)
    2) Eğer kastedilen ceza fiziki manada gerçekleşmiş olsa bile, bu doğa kanunlarının dışında gerçekleşen bir mucize olur. Burada Allah’ın dilemesiyle, bir anda mucizevi bir dönüştürme, yani bilinçli bir yaratılış söz konusudur. Evrim teorisi ise, türlerin milyonlarca yıllık zaman dilimlerinde rastlantılarla yavaş ve kademeli olarak birbirlerine dönüştüklerini öne sürer. Dolayısıyla Kuran’da bildirilen bu hadiseyle evrimin savunduğu senaryonun birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur. Nitekim bu ayetin devamındaki ayette “Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara ‘ibret verici bir ceza’, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık” şeklinde buyrulmaktadır. Bu ayette söz konusu kişilerin aşağılık maymunlar haline getirilmelerinin sonra gelecek olanlara “ibret kılınmaları” amacıyla bir mucize olarak gerçekleştirildiğine işaret edilmektedir.
    3) Ayette kastedilen ceza, tarihte tek bir kez ve sınırlı sayıda insan için gerçekleşmiştir. Oysa evrim teorisi tüm insanların maymunlar ile akraba oldukları gibi mantık ve bilim dışı bir senaryo öne sürer.
    4) Ayette, insanların maymuna dönüşmesinden söz edilmektedir. Oysaki evrim teorisinin iddiası ters yöndedir.
    5) Kuran’da, Maide Suresi’nin 60. ayetinde de Allah’ın gazaplandığı sapkın bir topluluğun maymunlara ve domuzlara çevrildiği haber verilir. Ayet şöyledir:
    ’De ki: “Allah Katında, ‘kesinleşmiş bir ceza olarak’ bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.”’ (Maide Suresi, 60)
    Bu durumda, baştan beri incelediğimiz hatalı mantık örgüsüyle hareket edildiğinde, ayette insanın yalnız maymunla değil domuzla arasında da bir evrimsel bağa işaret olduğu gibi gerçek dışı bir sonuca varılması gerekmektedir. Halbuki evrimcilerin dahi domuzla insan arasında böyle bir bağlantı olduğuna dair bir iddiaları yoktur.

    O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık . Yine de onlar inanmayacaklar mı ? (Enbiya Suresi, 30)
    Ayette canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70′i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamayacağı kabul edilen bir gerçektir.
    Bunun evrim teorisiyle hiç bir ilişkisi olmadığı ise açıktır. Evrim teorisinin, “her canlının sudan çıkıp evrimleştiği” gibi bir iddiası yoktur ki, böyle bir ilişki kurulsun. Aksine teori, canlı türlerinin birbirlerinden türediklerini ileri sürmektedir ki, bu iddia her farklı canlı grubunun Allah tarafından sudan yaratılmış (yani ayrı ayrı yaratılmış) olduğu gerçeğiyle tamamen çelişkili bir iddiadır.

    “ Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti .” (İnsan Suresi, 1)
    “lem yekun şeyen mezkuren”
    Lem yekun : değildi
    Şey’en : bir şey
    Mezkuren : zikredilen, adı geçen
    Bu ifadeyi “evrimsel yaratılış”a bir delil olarak göstermek çok zorlama bir yorumdur. Nitekim bu ayet İslam alimleri tarafından evrimsel bir süreç olarak yorumlanmamaktadır. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetteki zaman ifadesini şu şekilde tefsir eder:
    “Başlangıçta ilk maddeleri olan unsurlar ve madenler, sonra onlardan aşama aşama yaratılıp orta maddeleri olan bitkisel, hayvansal gıdalar “çamur hülasası” (Müminun, 23/12), sonra onlardan süzülen yakın maddesi olan meniye doğru yavaş yavaş aşama ve mertebeler içinde gelen bir şey olmuş, fakat insan diye anılan şey olmamıştı. Gerçekte insanın her ferdi gibi cinsi de ezeli değil, sonradan olmadır. Hem dehrin başlangıcından, âlemin yaratılışından çok sonra var olmuştur.”
    Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti şu şekilde tefsir eder:
    “ Bu ayetler, Cenab-ı Hak’kın insanları hiç mevcut, malum değillerken bilahare birer katre sudan işitir ve görür bir halde yaratmış ve onları imtihana tabi tutmuş olduğunu bildiriyor … Nev’i insan, bidayeten hiç mevcut değildi, sonra bir müddet içinde bir katre sudan bir topraktan ve çamurdan musavver bir ceset haline gelmiştir. O insan, o zaman malum değildi, onun ne gibi bir ismi haiz ve ne için yaradılmış olduğu gök ve yer halkınca bilinmiyordu. Sonra kendisine ruh bilini yadedilmeye başlanılmıştır.” (Ömer Nasuhi Bimen, Kuran-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, cilt 8, s. 3851)
    İmam Taberi ise ayeti, “İnsanın ‘(Adem’in) üzerinden öyle bir zaman dilimi geçmiştir ki; o esnada o, şanı ve üstünlüğü olan bir şey bile değildi. O sadece yapışkan bir çamur ve değişken bir balçıktı” şeklinde tefsir etmektedir. (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, 6. cilt, s. 2684)
    Dolayısıyla da bu ayette geçen ve zaman ifade eden tanımı “evrimsel süreç” olarak yorumlamak, Kurani yönden dayanağı olmayan subjektif bir yorumdur..
    Görmedin mi Allah gökleri ve yeri hikmette yaratmış; dilerse sizi giderir, yepyeni bir halk getirir.(İbrahim Suresi 19)

    Lafzen, “yeni bir yaratma getirir” veya “yeni bir toplum”. Burada hatırlanmalıdır ki, halk terimi yalnızca “yaratma/yaratış” ya da “yaratma eylemi” değil, aynı zamanda “halk” yahut “insanlık” anlamına da gelmektedir ki yukarıdaki ayette kasdedilen mana da budur (Râzî’nin kaydettiğine göre İbni ‘Abbâs).

    “Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.” (Enam Suresi, 38)

    halbuki yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi [Allah'ın] mahluku (30) olmasın: Biz, buyruğumuzda tek bir şeyi bile ihmal etmedik. Ve bir kez daha (belirtelim): (31) onlar[ın tümü] Rableri huzurunda toplanacaklardır.

    30 – Lafzen, “… (onlar) yalnızca (Allah’ın) mahlukatıdır (ümem)”. Ümmet kelimesi (çoğulu ümem) öncelikle bazı ortak vasıflara veya özelliklere sahip bir canlı varlıklar topluluğunu gösterir. Bu durumda, çoğunlukla “topluluk”, “toplum”, “millet”, “cins”, “nesil” vb. ile eş anlamlı görülür. Böyle her topluluk, onu meydana getiren elemanlara (ister hayvan, isterse insan olsun) hayat bahşedilmiş olduğu temel gerçeği ile tavsif edildiğinden, ümmet terimi bazan “(Allah’ın) mahlukat”ı anlamına gelir (Lisânu’l-‘Arab, bilhassa bu Kur’an ayetine atıfta bulunarak; ayrıca Lane I, 90). Böylece, yukarıdaki pasajın anlamı şöyle olmaktadır: İnsan, kendisini çevreleyen hayat gerçeğinin tümünde Allah’ın “işaret”lerini veya “mucize”lerini arayabilir ve dolayısıyla, “Allah’ın metodu”nu (sünnetullâh) -ki, “tabiat kanunları” olarak adlandırdığımız şeyin Kur’an terminolojisindeki karşılığıdır- daha iyi anlamak amacıyla onları gözlemlemeye çalışmalıdır.

    31 – Sümme edatı, çoğunlukla, zaman veya tertipteki akışı/dizilişi gösteren bir bağlaç (“sonra”, “sonradan” veya “bunun üzerine”) olarak, bazan da “ve” ile aynı anlamda basit bağlaç olarak kullanılır. Ama daha başka bir kullanımda -ki, Kur’an’da ve İslam öncesi Arap şiirinde örneklerine çok sık rastlanır- sümme, belli bir şeyin daha önce ifade edildiğine ve şimdi yeniden vurgulandığına işaret eden bir tekrar vurgusu anlamı taşır. Sümme’nin bu özel kullanımı, en doğru şekilde “ve bir kez daha” sözleriyle çevrilebilir

    Rabbin zengindir, merhametlidir. Yoksa, dilerse, sizi ortadan kaldırır ve nasıl ki, sizi başka bir kavmin soyundan getirdi ise, arkanıdan yerinize dilediğini getirir.(En’am Suresi 133)

    Ve yalnızca Rabbindir Kendi kendine yeterli, sınırsız merhamet sahibi. O, dilerse siz[in varlığınız]a son verebilir ve daha sonra dilediğini sizin yerinize geçirebilir, tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi.

    Bu ayeti şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Bir kavim helak oluyor ve o bölgeye yeni insanlar yerleşiyor.(tabiî ki en doğrusunu Allah(c.c) bilir)

    Hani Rabbin, Meleklere: “Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi. (Bakara Suresi, 30)
    Bu iddiayi savunan çevreler ayette geçen “halife var edeceğim” şeklindeki ifadede geçen Arapça “ceale” fiilini, “tayin etmek” kelimesi ile açıklamaktadırlar. Oysa “ceale” kelimesinin Kuran’da kullanılan anlamları şu şekildedir:
    Ceale: Yaratmak, icad etmek/ çevirmek, yapmak, koymak, kılmak
    Kur’an’da “ceale” filinin geçtiği diğer ayetlerden birkaç örnek şöyledir:
    Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti (ceale) ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi… (Zümer Suresi, 6)
    De ki: “Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren (ceale) O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk Suresi, 23)
    “Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (ceale)” (Nuh Suresi, 16)
    “Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. (ceale)” (Nuh Suresi, 19)
    Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi “Ceale” kelimesi Kuran’da “tayin etmek” manasında kullanılmamıştır. Çoğu yerde “yaratmak, icad etmek, yapmak” gibi anlamları vardır.
    Ayrıca pek çok ayette de Hz. Adem’in topraktan yaratıldığı belirtilmektedir. Hz. Adem’in, diğer insanlar içinde bir insan olmadığı, özel ve farklı bir yaratılışa sahip olduğu bu ayetlerden de anlaşılmaktadır.
    Kuran’da Hz. Adem’in ilk insan olduğu hakkında verilen bir diğer önemli bilgi de onun cennetten çıkarılmasıdır. Hz. Adem ilk insandır ve Allah’ın ilk elçisidir. Bu konudaki ayetler herhangi bir yoruma yer vermeyecek kadar açıktır. Tek yapılması gereken şey insanların samimi bir kalple, vicdanlarının sesini dinleyerek ve ihlasla Kuran ayetlerini okumalarıdır. Allah bu niyetle ayetlerini okuyan kullarına mutlaka doğru olanı gösterecektir.
    Korkup-sakınanlar üzerinde onların hesabından herhangi bir şey (sorumluluk) yoktur. Ancak (bu,) bir hatırlatmadır. Umulur ki sakınırlar.(En’am Suresi 69)

    Kusura bakma ama ayetin evrimle hiçbir alakasını tespit edemedim ayetin tefsiri şöyle:

    çünkü Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar onlardan hiçbir şekilde mesul değildirler. Böyleleri sadece [günahkarlara] nasihatte bulunmakla yükümlüdürler, (59) belki böylece berikiler Allah’a karşı sorumluluklarının bilincine varırlar.

    “O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.”
    (Haşr Suresi, 24)

    Aynı şekilde bu ayet de evrime kanıt olamaz hatta tüm tesadüf iddialarını çökerten bir ayettir.”el-bari” kelimesi kusursuzca var eden anlamına gelmektedir.

    Ayrıca 5. bölümde surenin adını ve ayet nosunu yazarsanız daha güzel olur.

  35. sayin sunshine arkadasim, yorumlarina saygi duymakla beraber bircok kez ayni fikirde olmadigimi belirtmek isterim. Kitabi gelisen ve degisen bilim seviyemize gore her cagda daha iyi ve derin anlayabiliriz saniyorum. evrim teorisini ise “tesaduf” ya da “tabii iradenin” bir sonucu olarak degil de “ilahi iradenin” bilincli bir plani olarak gorursek, saniyorum bu konuya cok daha akilci ve olumlu bir tarzda yaklasabiliriz biz inananlar olarak. (ayrica evrimin hangi mekanizmayla, ne kadar zamanda, ve ne tip sicramalarla olduguna dair su an kesin bir mutabakat olmadigini, bu konuda cok cesitli fikirler oldugunu da belirttim yukarida. yani evrim kuramina yaklasimda durum senin belirttigin tek gorusu
    –uzun zamanlarda ufak kademeli gecisler– reddederek bu olayi tamamen rafa kaldirmamizi gerektirmiyor sanirim.) ben yukarida bildirdigim ayetleri cesitli bilimsel bulgulara dayandirarak yorumlarken gerekli izahlari da yaptigimi saniyorum bununla ilgili olarak elimden geldigi kadar, dolayisiyla senin yorumlarin icin tekrar bir aciklama yapma geregi duymuyorum burada. eger bir daha okursan benim aktardigim yaklasimlari daha sakin bir kafayla, saniyorum ne demek istedigimi daha iyi anlayip degerlendirebilirsin. (ayrica olayi arapca olarak mutalaa etmek istiyorsan, lutfen bildir ki, e-mail yoluyla daha detayli bir fikir alis verisinde bulunabilelim birlikte)
    tabii ki sonucta en dogruyu sadece Allah bilir, ben bu gorusleri ve yaklasimlari sana ya da hickimseye zorla dayatmak icin yazmiyorum. sadece cagdas bilimle uyumlu bir alternatif bakis acisi ve belki de Allahtan “buyuk bir bilimsel mujde” olarak iletmeye calisiyorum, ta ki kendi eski dini bakis acilarini ve yorumlarini tek gercek olarak sunup evrim kurami gibi ciddi bir bilim dalina karsi son derece kati, olumsuz ve haksiz bir tutum sergileyen bir takim “yobaz zihniyet” bu vesileyle bir daha bu tutumlarini ve yaklasimlarini gozden gecirsinler. tekrar cok saygi ve selamlarimi iletirim, sevgili sunshine arkadasim.

    simdi de daha once yukarida yaptigim yaklasimlara benim icin cok onemli olan bir kac noktayi daha ekleyerek bitirmek istiyorum.
    1) ben Allahi –yukarida aktarmaya calistigim yaklasimlara binaen– yarattigi herseyi evrimlestiren fakat kendisi asla evrimlesmeyen tek mutlak varlik olarak algiliyorum. cunki sadece mukemmel olanin evrimlesmeye hicbir ihtiyaci ve arzusu yoktur, ve Allahtan baska mukemmel olan yoktur diye dusunuyorum. dolayisiyla Allahin yarattigi hersey, hatta melekler de dahil, evrimden haric kalamazlar diye dusunuyorum. bunun icin Kitabta meleklerin ikiser, ucer ve dorder kanatli olmalarini ve bunun daha da “artirilabilecegini” bildiren ayeti de (35.Sure 1) yine ben –yukarida tarkan isimli bir arkadas buna hafif yollu bir gonderme yapmis olmasina ragmen– ciddi olarak evrim cizgisi icinde dusunuyorum.
    2) evrim karsitligi saniyorum bilindigi gibi “monkey trial” (maymun davasi) olayi ile kendini en belirgin sekilde Amerikada gecen yuzyilda aciga vurmus bir hristiyan haraketidir. Bunun kokunde de saniyorum Incilde gecen “Allah insani kendi suretinde yaratmistir.” ve “Baslangicta kelime (Isa) Allah ileydi ve bu kelime (Isa) Allah idi.” ayetleri vardir. cunki bu hristiyan inancina gore su an yeryuzundeki butun insanlar Allahin suretindedirler ve Isa ise Allahin tipatip aynisi olan bir tecellisidir. Dolayisiyla eger benim dusundugum gibi Allah kendisinden baska herkesi ve her turu evrim olgusu icinde planlamis ise ve diledigi zaman insan da dahil her turu giderip-yok edecek ve yerlerine ilimde ve cisimde biraz daha gelismis yeni bir yaratis getirecek sekilde duzenlemis ise (14.Sure 19.Ayet) (7.Sure 69 & 2/247) bu durum yukarida acikladigim ve benim kesinlikle yalnis buldugum bu bir kisim hristiyan ve yahudi zihniyetini de tamamen yikima ugratacak kadar guclu bir delil olur saniyorum. o halde diyebilirim ki, Allah asla benzeri olmayan (42.Sure 11) yarattigi herseyi evrimlestiren fakat kendisi asla evrimlesmeyen tek Mukemmel varliktir. dolayisiyla evrim olgusu icine yerlestirilmis hic bir yaratik Onun suretini ve tecellisini hicbir zaman simgeleyemez. bilmem dogru mu dusunuyorum ozgur arkadasim, simdilik sana evrim konusu ile ilgili yazabilecegim ayetler saniyorum bu kadar. ileride bu konuda baska kapilar da acilirsa, insallah paylasmak isterim bunlari seninle ve ilgilenen butun insanlarla –asla zorla dayatma yapmamak ve bunlari mutlak gecerli ve yanilmaz dogru gorusler olarak sunmamak kaydiyla tabii–
    (Her Zaman En Dogruyu Sadece ALLAH Bilir.)
    tekrar herkese sevgilerle………

  36. o zaman sen Darwin’in evrimini değil de başka bir evrimi savunuyorsun heralde. çünkü bugün dünyanın hatta türkiyenin önde gelen evrimcileri yaratılışı asla kabul etmezler ve herşeyin tesadüflerle meydana geldiğini söylerler. herneyse, madem Kuran’ı Kerimde evrimi bakıyoruz o zaman Kuranı Türkiye’de en iyi yorumlayan ve alimlik seviyesine ulaşmış birisi olan Avrupa Uluslararası İslam Üniversitesinde misafir öğretim üyeliği yapan, İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman’ın yorumlarına başvuralım: Allah’a inanmayan maddeci filozoflar yaratmaya inanmaz, varlıkların nasıl vücuda geldiği konusunda hiçbir mantıki tutarlığı olmayan “tesadüf”ten (kendi kendine, rastgele oluştan) başka bir açıklama yapamazlar. Kendiliğinden var olan cansız maddeden canlı varlıkların ve bunlar içinde de en gelişmişi olan insanın nasıl var olduğu konusunda tutundukları düşünce evrim teorisidir. Bu teorinin eski Yunan düşünürlerine kadar uzanan kökleri bulunmakla beraber sistematik evrim teorisi Lamarck ve Darwin’e aittir. Lamarck 1809′da neşrettiği Zoolojik Felsefe isimli kitabında, Darwin de 1859 da yayımladığı Türlerin Menşei isimli kitabında evrim teorisini ileri sürmüşlerdir. Lamarck evrimin, türlerin tabiatında var olan evrimleşme özelliğinden kaynaklandığına inanırken Darwin evrimleşmenin böyle bir özellikten değil, tamamen dış şartlardan kaynaklandığını ve tabîî seleksiyonla oluştuğunu iddia eder. İlmî gelişmeleri uzaktan/geriden izleyen ve bilimi ideolojiye alet eden geri kalmış ülke bilimcileri evrim teorisini bilimin ispat ettiği bir gerçek gibi ileri sürmüş ve buna dayanarak, bazan bilim adına sahtekârlıklar da yaparak (örnekler için bak.M. Bayraktar, İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi, İst. 1987, s.196 vd.) yaratılış inancına karşı çıkmışlardır. Konuya tarafsız ve bilim açısından yaklaşanlara göre evrim teorisi adı üstündebir teoridir; bilimin ispat ettiği, benimsediği bir gerçek değildir. Darwin gibi evrim teorisini oluşturanların samimi itirafları ve tereddütleri vardır, Darwin’den sonra da biyolojide ve paleontolojide çeşitli/farklı görüşler ve tespitler olmuştur (Örnekler için bak. Y. Sezen, Maddeci Felsefenin Çıkmazları, İst. 1996, s. 144 vd.).
    İslam düşüncesinde üç ekol bulunduğunu biliyoruz: Kelam, felsefe ve tasavvuf.
    Kelamcılar da sünnî olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Sünnî olmayan kelam mezheplerinden Mutezile’ye mensup Nezzam (öl. 835 veya 845 m.), Câhız (öl. 869 m.) gibi bazı alimler ile zühd döneminden sonra yetişen bazı mutasavvıflar “evrimci yaratılış teorisi” diye isimlendirilmesi mümkün olan bir teori ileri sürmüşlerdir. Hemen zikretmeliyiz ki bu teori, İslam inancı ile bağdaştırılması mümkün olmayan materyalistve ateist varlık ve evrim düşüncelerine karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır ve ortak unsur yaratılış inancıdır; yani her şeyin yok iken Allah tarafından yaratıldığına inanmaktır. Her şeyi yok iken yaratan Allah, evrimci yaratılış teorisini ileri süren İslam düşünürlerine göre türleri ayrı ayrı ve birden yaratmamış, birinin diğerinden evrimleşme yoluyla oluşmasını sağlamıştır. Bu “birinin diğerinden oluşması” da, ilk yarattığı maddenin, aslın, çekirdeğin, kendinden sonra meydana gelecek bütün türleri bilkuvve (onda gizlenmiş olarak) içermesi sebebiyle olmakta, bu özelliğe dayanmaktadır. Bu konuda değerli bir çalışma yapmış bulunan M. Bayraktar’a göre İslam düşünürlerinin evrimci yaratılış teorileri bilim bakımından darwinizm ve lamarckizmden daha sağlam temellere oturmaktadır (ag.esr. s. 195 vd.).

    Ehl-i sünnet kelamcılarına (sahih İslam inancını açıklayan ve farklı inançlara karşı savunan alimlere) göreAllah Teâlâ bütün türleri birden ve ayrı ayrı yaratmıştır. Türler arsında evrimleşme yoluyla geçişler yoktur, evrim türlerin kendi içinde olabilmektedir. Bu inanç ve düşüncenin dayandığı naslar(insanın yaratılışı ile ilgili olanları)ve kısaca açıklamaları şöyledir:
    İnsan suresinin 1. âyetine göre “İnsanın (varoluş tarihinde) adınınsanınınbulunmadığı bir zaman parçası şüphesiz gelip geçmiştir”.Bu âyet, insan yok iken yani bir varlık değilken kesinlikle üzerinden bir zaman geçtiğini, yaratılışı tamamlanıp mükemmel bir insan haline gelinceye kadar varlıklar arasında bulunmadığını ifade eder. Çünkü insan yaratılışı tamamlanmadan önce yeryüzünde toprak, sonra babasının sulbünde bir sperm ve anasında bir yumurtadır. Daha sonra ana rahminde bir embriyo haline gelmektedir. Nitekim Yüce Allah 2.âyette insanı “katışık bir nutfe”den yani ana rahminde döllenmiş bir yumurtadan yarattığını ifade buyurmuştur. Kendisine görme, işitme gibi organlar da lütfedilen bu varlık artık yükümlülüklere muhatap ve imtihana tabi tutulabilecek bir kıvama gelmiş olmaktadır (insanın yaratılış aşamaları hakkında bilgi için bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23/12-15; Kıyamet 75/37).

    İnsanın yaratılışını anlatan bir başka âyetin meali de şöyledir: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize itaatsizlikten sakının” (Nisâ:4/1).

    Kur’an’da nefis (en-nefs) ve çoğulu enfüs, “insan, insanın veya başka bir şeyin kendisi, insanın hayatta iken insan olmasını sağlayan (insanın onun sayesinde, ona sahip olduğu için insan olduğu), ölünce de ebedî varlığını devam ettiren unsuru” mânalarında kullanılmıştır. Bazı âlimler, filozoflar ve sûfîler ruh ile nefsi aynı varlığın iki adı olarak açıklamışlar (Gazzâlî, İhyâ, II, 2 vd.), bazıları ise nefs ile ruhu farklı mahiyetler olarak tanımlamışlardır. İkinci tanımlamaya göre Allah Teâlâ her bir insan için tıpkı bedeni gibi bir de nefis yaratır, Şah Veliyyullah’ın “neseme” adını verdiği bu nefis, insanın hayatı boyunca yapıp ettiklerine göre mânevî bir yapı ve kişilere göre farklı özellikler kazanır. Ruh ise şahsî değil, umumidir; tek bir enerji merkezinden gelip ampülleri aydınlatan elektrik gibidir ve ilâhîdir, Allah’a aittir, halk âlemine değil, emir âlemine dahildir, nefis için Allah’ın rızasına götüren yolu aydınlatır veya onu bu yola çeker. İnsanın tabiatında ve yapısında Allah’ın rızasına aykırı yola çeken güçler de (heyecanlar, güdüler, ihtiyaçlar) vardır, ayrıca şeytanın da işi, insanı Allah yolundan saptırmaya çalışmaktır. İnsan (nefis), aldığı eğitim ve iradesi sayesinde bu iki çekim merkezi arasında mücadele ve imtihan vererek dünya hayatında kulluğunu ve tekâmülünü gerçekleştirmeye; emmâre (kötüye çeken, kötüyü emreden) nefis olmaktan kurtularak, levvâme (kendini tenkit eden, kınayan), mülheme (ilâhî ilhama mazhar olan), mutmainne (şüphelerden ve geçici zevk bağımlılığından kurtularak huzura eren), râdıye (Allah’ın takdirine razı olan), merdıyye (Allah’ın rızasına mazhar olan) nefis basamaklarına veya derecelerine tırmanmaya çalışır (Şah Veliyyullah, et-Tefhîmâtü’l-ilâhiyye, Haydarâbâd, 1967, I, 222; II, 216 vd.; Hüccetullâhi’l-bâliğa, I, 38-40, 58-61).
    “İlk insan ve onun eşi aynı özden yaratıldıktan sonra ilk üreme ve onu takip eden nesillerin oluşması nasıl gerçekleşmiştir” sorusuna cevap arayan alimlerin bir kısmı, “Havva’nın ikiz doğurması ve aynı batında doğmayanların (bir sonrakinde doğanların) öncekilerle evlendikler gibi” akıl ve nakil yönünden kabul edilmesi mümkün olmayan formüller ileri sürmüşlerse de bize göre böyle bir tasavvur zaruri değildir; çünkü Allah Teâlâ’nın insanı nasıl yarattığını açıklayan âyetlerde topraktan, çamurdan, nefisten ve Allah’ın ruhundan üflemesinden kayıtları ve şekilleri vardır. Son şekil Hz. Îsâ’nın yaratılması ile ilgilidir. Meryem, bir erkekle beraber olmadan Allah’ın ruhundan üflemesi (Enbiyâm 21/91; Tahrîm 66/12) ve bunun açıklaması mahiyetinde olan “ruhun insan şekline bürünüp Meryem’e görünmesi” (Meryem 19/17) ile hamile kalmış ve Allah’ın ona ulaştırdığı bir kelimesi (Nisâ 4/171) olarak Hz. Îsâ’yı doğurmuştur. Kezâ Hz. Zekeriyyâ bir zürriyet vermesi için Rabbine dua etmiş, Rabbinin de duasını kabul ederek Yahyâ’yı ona vereceğini müjdelemesi üzerine “kendisinin yaşlandığını, eşinin de çocuktan kesildiğini ifade ederek” bunun nasıl olacağını sormuştu, Rabbin ona cevabı şöyle olmuştur: “İşte böyledir, Allah dilediğini yapar” (Âl-i İmrân 3/40), “…bu benim için kolaydır, sen hiçbir şey değilken seni de yarattım” (Meryem 19/9). Hz. Âdem’in yaratılmasında ana da yoktur baba da, Hz. Îsâ’nın yaratılmasında yalnızca ana vardır, Hz.Yahyâ’nın yaratılmasında ana ve baba vardır, fakat çocuk yapma/doğurma kabiliyetleri mevcut değildir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve sağlam rivayetlerde “kardeşlerin birbiri ile evlendikleri” bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkek ile kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin nasıl olduğunun bilinmediğini, yukarıda zikredilen şekillerden birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğaltmanın olabileceğini ifade etmek bize daha uygun görünmektedir.

  37. simdi somut bir ornekle, sevgili sunshine arkadasim, ayetleri anlamak da yukarida sergiledigimiz farkliligin sebebini elimden geldigi kadar net bir ornekle aciklamak istiyorum:
    …ve biz demiri indirdik, ki onun icinde buyuk bir guc ve insanlar icin bazi menfaatler vardir. (57.Sure 25)
    simdi muhtemelen sen bu ayeti su sekilde anlayacaksin: Allah yeryuzundeki her elementi ayri ayri yarattigi gibi demiri de ayrica yaratmis ve daha sonra kendi eliyle, ya da meleklerin eliyle, bunu bir anda yeryuzune indirmistir…….
    ben ise bugunku bilimsel bulgulari goz onunde tutarak bunu muhtemelen soyle anlayacagim:
    Allah evrendeki butun yildizlari sadece “ol”
    emrini kullanarak vahiy yoluyla el degmeden baslatmis (ve halen baslatmakta) (51.Sure 47
    & 36.Sure 82) ve yine bu yildizlara vahyettigi uzere (41.Sure 12) bu yildizlarda butun elementler en basitten en komplekse dogru
    harika bir “evrim mekanizmasi” icinde birbirlerinden tureyerek hidrojen, helyum, lityum….. seklinde meydana gelmekte ve demir de bu islemin son zamanlarina dogru ortaya cikmaktadir. ve daha sonra Allahin bu yildiza bictigi omur bitince, bu yildizlar buyuk bir patlamayla butun bu elementleri evrene sacmislar ve demir de bu sirada yine Allahin vahyiyle el degmeden yeryuzune ve oteki gezegenlere indirilmistir…….
    tabii ki Kitabta saniyorum hicbir yerde Allah demiri bu “evrim mekanizmasi” icinde tureterek meydana getirdigini acikca bildirmiyor, bunun yerine insana yeryuzunde dolasip yaratmaya nasil “basladigini” arastirmalarini emrediyor. (29.Sure 20) yukarida urey-miller deneyini ornek vererek Allahin benzer bir plani butun canlilari ve bunun ardindan insani da birbirlerinden turetmek kaydiyla yaratmakta bir ilk basamak olarak kullanmis olabilecegini
    aciklamaya calismistim. (21.Sure 30 & 29.Sure 20) ve daha sonra Allahin bu evrim olayinda kullanmis olabilecegi degismez “ilahi prensibleri” de diger ayetleri ornek vererek aciklamaya calismistim.
    tabii ki burada ne elementlerin bu sekilde yaratilmasini, ne de canlilarin bu sekilde turetilmesini hicbir bilim adami “vahye dayali ilahi bir irade” olarak degil, fakat “tabiatta gozlemledigimiz dogal olaylar” olarak sunacaktir, ta ki inanan insanlar bunu “ilahi irade” olarak algilayip Yaraticiya, oteki insanlar ise “tabii irade” olarak algilayip Tabiata malederek ozgur, hosgorulu ve birbirlerine saygili bir sekilde birarada yasasinlar. (Kuranin da emri geregi) dolayisiyla bilim adamlari elementlerin evrim icindeki bu turetilislerini de “dogaya ve tesadufe” bagliyorlar mantigiyla yaklasip bu olayi toptan reddetmek ve “Allah demiri boyle degil bir anda kendi eliyle yaratmistir, aynen oteki butun elementleri de bir anda ve ayri ayri kendi eliyle yarattigi gibi” tezini ortaya atmak saniyorum benim kendi adima kabul edebilecegim cok makul bir yaklasim olamaz.
    senin bu tip yaklasimlarina da son derece saygili olmakla birlikte, neden bu konularda farkli anlayislar icinde olabilecegimizi ve neden bu sekilde de beraberce ve hosgoru icinde yasayabilecegimizi ve yasayabilmemiz gerektigini anlatabildim umarim. tekrar cok sevgi ve selamlarimla diyor ve yine “En Dogruyu Sadece ALLAH Bilir” diyerek bitiriyorum.

  38. sevgili fikret aslında seninle bu konuları Allah’ı tamamıyla reddeden birisin sitesinde konuşmak istemezdim ama nasip böyleymiş. öncelikle şundan bahsetmek istiyorum.Kuranı Kerimi kendi kendimize yorumlamamız tehlikeli olabilir.Çünkü Şeytan sürekli bizlerle uğraşıyor ve kendi nefsimize göre yorum yapabiliriz.(Allah bizi korusun) şu ayet konuyu güzel açıklıyordur umarım: Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. “Bu Allah katındandır” derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler. (Al-i İmran Suresi, 78) ayrıca islam alimlerinden de yardım almak gerekiyor bu konularda.islam müfessirlerinin ortak kanısı bir evrimin olmayışıdır(istisnalar hariç)

    şimdi demir konusuna gelince: Demirin indirildiği ayette indrimek kelimesi olan “enzelna” kelimesi mecazi olarak insanların hizmetine verilmesi anlamına gelse de kelimenin, yağmur ve güneş ışınları için kullanılan “gökten fiziksel olarak indirme” şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında ayetteki gibi gökten indirildiği anlaşılmaktadır.Bilimsel bir kaynakta bu konu ile ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır:

    Daha yaşlı Süpernova olaylarını gösteren deliller de vardır: Deniz tabanında biriken demir-60 yaklaşık 5 milyon yıl önce Güneş’ten 90 ışık yılı uzaklıkta meydana gelen bir Süpernova patlamasının delili olarak yorumlanmıştır. Süpernova patlamasında oluşan demir-60, 1.5 milyon yıl yarılanma ömrü olan radyoaktif bir izotoptur. Dünya’nın yer altı katmanlarında bulunan demir-60 izotopu, yakın uzayda bulunan elementlerin nükleosentez geçirip, önce Dünya atmosferine oradan da yer altı katmanlarına saplanması sonucu oluşmuştur(http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/cevre/cevresi.htm; Yard. Doç. Dr. Yüksel Karataþ, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü, Popüler Bilim (Popular Science Magazine), no. 92, 2001, ss. 38-43, [American Scientist, c. 88, s. 1].) yani indirilme konusunda seninle hemfikirim ama burda sormam gereken bir soru var: madem elementler evrimleşti neden diğer elementler hala aktif durumdalar şu an?madem birbirinden türediler bi tarafın eksik bir yönü olmalı ve daha mükemmel diğerinin işlevini daha iyi yerine getiren bir element meydana geldiyse diğer element neden yok olmuyor?çünkü evrim teorisini savunan çevreler evrimleşme sürecini ilkelden mükemmele doğru evrimleştiğini söylerler. ayrıca ankebut suresinin 20. ayetinde hatrı geçen müfessirlerden birisi olan sayın mahmut toptaş “Burada tabiatı ve üzerindeki mahlukatı meydana getirdiği
    gibi, tarihi olayları nasıl meydana getirdiği de bu mananın
    içine girmektedir.
    Rabbim birini yaratıyor, arkasından başka biri, ondan sonra
    başka biri, tarihi olaylarda da aynı şekilde yaratıyor; Bir
    zaman geliyor küfür medeniyeti, arkasından İslâm
    medeniyeti yeryüzünde hakimiyetini sürdürüyor. -t)nun
    arkasından tekrar küfür, küfrün arkasından da yine islam
    medeniyeti.., devam edip gidiyor.” yorumunu yapıyor.(tabi en doğrusunu Allah bilir) bu ayette bize geçmişte yaşayan yaratılan nesillerden bahsediyor ve onların nasıl bir sona uğrayıp tekrar yerine başka bir toplumun gelip yerleştiğinden de bahsediyor olabilir(yine En doğrsunu Allah bilir) zaten Allahu Teala ayetin sonunda ahiret hayatını yaratacağını söylüyor.yani kıyamet kopacak ve yeni bir hayat. ayrıca urey-miller deneyi için bazı kaynaklarda şöyle bahsedilir: Oysa bu deneyde canlı bir hücre
    oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir.
    Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri
    oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri
    matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği
    aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel
    dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır.

    Hayatın kökeni konusunda evrimci kaynakların en çok itibar ettikleri
    çalışma ise 1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller
    tarafından yapılan Miller Deneyi”dir. (Deney, Miller’in Chicago
    Üniversitesi’ndeki hocası Harold Urey’in olaydaki katkısından
    dolayı “Urey-Miller Deneyi” olarak da bilinir.) Evrim sürecinin ilk
    aşaması olarak öne sürülen “kimyasal evrim” tezine “delil” olarak
    öne sürülen yegane bulgu, işte bu deneydir. Aradan neredeyse yarım
    asır geçmesine ve büyük teknolojik ilerlemeler kaydedilmesine rağmen
    bu konuda hiçbir yeni girişimde bulunulmamıştır.
    son olarak da bu mükemmel sisteme tesadüf diyen bir bilim adamı benim gözümde bilim adamlığı sıfatını kaybetmiştir.matematikçi roger penrose yaşamın tesadüflerle oluşma ihtimalinin 10 üzeri 10 üzeri 123 olarak hesapladığını söylüyor.zaten 10 üzeri 50 sayısı imkansızı simgeliyormuş. o yüzden ne olurki yaratıldı deseler? ve de “Allah demiri boyle degil bir anda kendi eliyle yaratmistir, aynen oteki butun elementleri de bir anda ve ayri ayri kendi eliyle yarattigi gibi” tezine ben katılıyorum kendi eliyle yerini ol demesiyle dersek daha iyi olabilir. herneyse seninle fikir alışverişinde bulunmak güzel oluyo. Allahın selamı üzerinize olsun.ayrıca şunu belirteyimki sen savunduğun tezi evrim olarak değil de başka bir ad altında savunursan daha iyi olur çünkü bir sürü evrimcinin kabul etmeyeceği şeylerden bahsediyorsun.bir evrimci asla yaratılışı kabul etmez.bunu da geçen yıl ceviz kabuğu programında görmüştük…

  39. Sunshine, sen önce burada yazılanları bir oku istersen de ondan sonra konuşalım. Bir bak bakalım miller deneyinden sonra benzer bir girişim olmuş mu olmamış mı?

  40. sevgili sunshine arkadasim, oncelikle uyarin icin cok tesekkur ederim. fakat ben kotu niyetli olmadiktan sonra sadece Allahi yuceltmek gayesiyle iyi niyetle hareket ederek Kitabta her turlu yeni dusunce ve yorumlara acik olmayi yegliyorum her zaman. “eger bunlar dogruysa Allahtandir, yalnissa nefsimdendir.” (34.Sure 50) prensibiyle hareket etmeye calisarak her zaman….
    ikinci bir husus ise, en basitten en komplekse kadar her elementin Allah katinda ozel bir yeri ve gorevi vardir diye dusunuyorum. yani daha kompleks olani uretti diye Allahin daha basit olanlari hakir gorup toptan helak etmesi diye birsey sozkonusu degil burada sanirim. buna evrim olayinda da bakarsak, bugun yeryuzunde hala yaklasik bundan 3.5 milyar yil once yaratilmis cok sayida en basit organizmalarla, bundan cok cok sonralari ortaya cikmis bircok en kompleks organizmalari da beraberce gorebiliyoruz. bu olasi ilahi mekanizmayi da ben yine Allahin buyuk bir lutfu ve en basitten en komplekse kadar yarattigi turlere gosterdigi ilgi, hurmet ve alaka olarak degerlendiriyorum……
    urey-miller deneyi ise, yukarida warmestgrey arkadasin da hatirlattigi gibi, tekrar ilk atmosfer kosullarina uygun bir tarzda tekrarlanmis ve sanirim yine basari elde edilmis bir deneydir. butun eksik ve elestirilen taraflarina ragmen, yine de ben bu deneyi Allah tarafindan insanliga ogretilmis buyuk bir bilimsel mucize ve gosterge olarak algilamaktan yanayim…. ve son birsey daha hatirlatarak bitirmek istiyorum (ve bundan sonra da uzun bir sure sanirim internet ortamindan uzak kalmak durumunda olacagim): Muhammed Peygamber hicbir zaman ateistleri ya da tabii iradeye inanmis insanlari karsisina alarak degil, fakat tam aksine bu insanlari yanina alarak dinci ve zorba bir Arap toplumuna karsi mucadele etmis ve bu insanlari “dincilikten” vazgecirip “dindarliga,” hosgoruye, saygi ve sefkate yonlendirmis buyuk bir liderdir benim Kurandan anladigim kadariyla. (23.Sure 84-89, 70.Sure 36-38) (2.Sure 256, 109.Sure 6) (5.Sure 2) dolayisiyla biz inananlarin da Onun izinden giderek daima dinciligin, zorbaligin karsisinda durup insanligin, hosgorunun tarafinda mucadele etmemiz gerektigini hatirlatarak ayrilmak istiyorum. buradan yolu gecen herkese sevgilerimle……

  41. Kafam basmıyor, demek ki Allah var…

  42. Kuran ve bilim birbirine zıt düşmez öncelikle bunu kabul etmek lazım.Herşeyi görerek anlamaya çalışmanız sizin nekadar sığ düşüncelerinizin olduğunu gösterir. Melekler varsa onları neden hissedemiorz? demekki yok derken! akıl,rüya vb kavramları hiç düşünmediğiniz belli. Bunlarda 5 duyu organımızla algılanmaz ama vardır,kabul edilir. Bunların soyut kavramlar olduğunu ama var olduklarını ilkokul çocuğu bile bilir:)sizi dahaçok okumaya ve inanmak için çaba sarfetmeye davet ediorm

  43. Sevgili realist,
    1. Sence kuran ve bilimin ters düşmeyeceğini herkes kabul etmek zorunda mı?
    2. Akıl, rüya vb kavramlar 5 duyu ile algılanamasa bile uygun gereçlerle ölçümlenebiliyor, gözlemlenebiliyor. Bunu da ilkokul çocuğu bile biliyor. Soyut kavramlar değil yani senin sandığın üzere. Bugüne kadar bir meleğin varlığını ölçebilen olmuş mu? Bu bir inanç meselesi. İsteyen inanır isteyen inanmaz.
    3. Sence herkes inanmak için çaba mı sarfetmeli? Birileri de çıkıp inanmamak için çaba sarfetmeye davet etse seni nasıl bir tepki koyarsın? Herkes senin gibi mi olmak zorunda?
    4. Ayrıca burası insanların dini inanışlarını sorguladıkları bir yer değil. Bilimsel tartışma platformu…

    Sevgiler

  44. Da Vinci’nin notu: Hem çok uzun ve konuyla ilgisiz olduğu hem de tamamen kopyala/yapıştırdan oluştuğu için yazı silinmiştir. Eğer o yazıların çok önemli olduğunu düşünüyorsanız bu yazıların bulunduğu sitelerin linkini verebilirsiniz.

  45. Bu bilgilerin içerisinde alıntılarda bulunmaktadır(bunu bildirmemek emeği geçenlere haksızlık olacaktır diye düşünüyorum).

Yorum Yapın