Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları – 2

Bu yazımda Harun Yahya’nın Miller-Urey deneyiyle ilgili yanılgılarını incelemeye devam edeceğim. Harun Yahya iddialarına şöyle devam ediyor (Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, 2005, s. 149):

3- Miller’ın deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da, amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı. Miller’in gözardı ettiği bu gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileriyle anlaşıldı.120

Oksijen miktarının, bu dönemde evrimcilerin iddia ettiğinin çok üstünde olduğunu gösteren başka bulgular da ortaya çıktı. Araştırmalar, o dönemde dünya yüzeyine evrimcilerin tahminlerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığını gösterdi. Bu yoğun ultraviyolenin atmosferdeki su buharı ve karbondioksiti ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ise kaçınılmazdı.

Bu durum, oksijen dikkate alınmadan yapılmış olan Miller deneyini tamamen geçersiz kılıyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı, metan, karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti. Diğer taraftan, oksijenin bulunmadığı bir ortamda-henüz ozon tabakası var olmadığından-ultraviyole ışınına doğrudan maruz kalacak olan amino asitlerin hemen parçalanacakları da açıktı. Sonuçta ilkel dünyada oksijenin var olması da, olmaması da amino asitler için yok edici bir ortam demekti.

120 “New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life”, Bulletin of the American Meteorological Society, cilt 63, Kasım 1982, s. 1328-1330

Dünya üzerinde yaşamın 3.8 milyar yıl önce başladığı düşünülmektedir (1, 2). Önemli olan yaşam başlamadan önceki dönemde atmosferde yeterli miktarda serbest O2 olup olmadığıdır. Bilimsel çevrelerdeki yaygın görüş yaşamın oluşumundan önce atmosferdeki serbest O2 oranının %0.1 veya daha az olduğu yönündedir (3). Zaten 2.5 milyar yıldan yaşlı kayalarda bulunan demir ve uranit miktarlarından da o zamanki atmosferde serbest oksijenin eser miktarda olduğu anlaşılmaktadır (4). Bunların yanında yerkabuğun manto tabakasında yapılan kimyasal incelemeler dünyanın ilk oluşumunda atmosferde oksijen olmadığını göstermektedir (5). Ayrıca güncel bilgilere göre 2.3 milyar yıl öncesine kadar atmosferdeki oksijen miktarının artmadığı da bilinmektedir (3, 6). Atmosferdeki oksijen miktarının fotosentez yapan canlıların evrimleşmesiyle birlikte artmaya başlamıştır. Ayrıca 2.5 milyar civarı yıllık bir kayada oksitlenmemiş Seryum bulunmuştur ki bu yüksek miktarda oksijen içerdiği iddia edilen bir atmosfer koşulunda mümkün değildir (7).

Harun Yahya’nın UV (morötesi) ışınların su buharı ve karbodioksiti ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ile ilgili söyledikleri ise gerçekleri yansıtmamaktadır. İlkel atmosferde yaşamın ortaya çıktığı düşünülen zamanda ozon tabakası zaten vardı. Ozonda, suda ve su buharında bol miktarda oksijen atomları mevcuttu. Ama yukarda da açıkladığım gibi serbest oksijen eser miktardaydı. Miller-Urey deneyinde oluşan yapıların parçalanmasına sebep olacak şey serbest oksijendir, su buharı, ozon veya diğer moleküllerin içindeki oksijen atomları değil. Aynı şekilde UV ışınların amino asitleri hemen parçalayacağı iddiası da gerçekçi değil. Bunun bir sebebi yaşamın ilk olarak okyanusların derinliklerinde jeotermal yarıkların etrafında yani UV ışınlarından uzakta başlamış olduğu düşüncesidir. Ayrıca Dünyaya düşen göktaşlarında bulunan amino asitler, bu düşünceyi geçersiz kılmaya yeterli olacaktır çünkü bu göktaşları hem uzayda hem de atmosfere girdikten sonra ozon tabakasına gelene kadarki bölümde Güneşten gelen UV ışınlarına direk olarak maruz kalmaktadırlar.

Bunların dışında yapılan bazı araştırmalarda UV ışınlarına direk maruz bırakılan RNA ve DNA moleküllerinin azotlu bazlarının, UV ışınlarını absorbe ederek molekülün genel yapısını bozulmasının engellediği görülmüştür (8, 9). Azotlu bazlar UV ışın altında bir anlamda feda edilerek genel yapının korunmasını sağlamaktadır. Ayrıca basit organik maddelerin bulunduğu bir ortam UV ışınlarına maruz bırakıldığında bazı kimyasal bağların koparak yeni bağlar oluşmasına sebep olduğu ve böylece daha kompleks moleküllerin oluştuğu gözlemlenmiştir (10, 11).

Harun Yahya’nın Miller-Urey deneyiyle ilgili son iddiasına da bakalım (Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, s. 149-150):

4- Miller deneyinin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını bozucu özelliklere sahip organik asitlerden de çok miktarda oluşmuştu. Amino asitlerin, izole edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise, bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere dönüşmeleri kaçınılmazdı.

Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli amino asit çıkmıştı. Bu amino asitlerin varlığı, evrimi kendi mantığı içinde bile çürütüyordu.121 Çünkü sağ-elli amino asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi. Sonuç olarak Miller’ın deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam, canlılık için elverişli değil, aksine ortaya çıkacak işe yarar molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit karışımı niteliğindeydi.

121 Richard B. Bliss & Gary E. Parker, Origin of Life, California, 1979, s. 25

Miller-Urey deneyinde ortaya çıkan amino asitlerin çoğu Harun Yahya’nın söylediği gibi sağ elli değildir. Stanley Miller, bir röportajda deney sonucunda elde edilen sağ elli (D amino asit) ve sol elli (L amino asit) amino asitlerin sayılarının eşit olduğunu belirtmiştir. Canlılardaki proteinlerin büyük bir bölümünü L amino asitlerden oluşur. D amino asitler bacterilerin hücre duvarların bolca bulunur. Ayrıca Dünyaya düşen göktaşlarında L amino asitlerin D amino asitlere göre daha fazla olduğu görülmektedir (12). Ayrıca oluşan ortamın yıkıcı olduğu iddiası da gerçek değildir zaten bunun destekleyen bir kaynak da verememiş.

Görüldüğü gibi Harun Yahya’nın ortaya koyduğu iddialar tamamen temelsiz ve gerçek dışıdır. Miller-Urey deneyi üzerinden Evrim Teorisine saldırmaya çalışıyor ama insanlara gerçekleri değil olmasını istediği şeyleri anlatıyor ve insanları bunlara inandırmaya çalışıyor. En hafif tabirle insanları aldatıyor. Bunu da bilinçli olarak yaptığı için yaptığına sahtekârlık demekte hiçbir sakınca görmüyorum.

Referanslar:
1. Chang, S. 1994. The planetary setting of prebiotic evolution. In S. Bengston, ed. Early Life on Earth. Nobel Symposium no. 84. Columbia University Press, New York. p.10-23.
2. Orgel, L. E., 1998. The origin of life — how long did it take? Origins of Life and the Evolution of the Biosphere 28: 91-96.
3. Copley, J. 2001. The Story of O. Nature 410:862-864.
4. Turner, G. 1981. The development of the atmosphere. In: The Evolving Earth, ed. L. R. M. Cocks. London: British Museum, 121-136.
5. Kump, L. R., J. F. Kasting, M. E. Barley. 2001. Rise of atmospheric oxygen and the “upside-down” Archean mantle. Geochemistry, Geophysics, Geosystems -G3, 2, Paper number 2000GC000114.
6. Rye, R., and H. D. Holland. 1998. Paleosols and the evolution of atmospheric osygen: a critical review. American Journal of Science 298:621-672.
7. Murakami, T., Utsinomiya, S., Imazu, Y. and Prasad, N. (2001). “Direct evidence of late Archean to early Proterozoic anoxic atmosphere from a product of 2.5 Ga old weathering.” Earth Planet. Sci. Lett., 184(2): 523-528.
8. Mulkidjanian, A. Y., D. A. Cherepanov and M. Y. Galperin. 2003. Survival of the fittest before the beginning of life: selection of the first oligonucleotide-like polymers by UV light. BMC Evolutionary Biology 3:12. http://www.biomedcentral.com/1471-2148/3/12/abstract
9. Mullen, Leslie. 2003. Shining light on life’s origin. Astrobiology Magazine, http://www.astrobio.net/news/article492.html
10. Bernstein, M. P., S. A. Sandford, L. J. Allamandola, J. S. Gillette, S. J. Clemett and R. N. Zare. 1999. UV irradiation of polycyclic aromatic hydrocarbons in ices: Production of alcohols, quinones, and ethers. Science 283: 1135-1138. Ayrıca bakınız: Ehrenfreund, P., 1999. Molecules on a space odyssey. Science 283: 1123-1124.
11. Cooper, G. et al. 2001. Carbonaceous meteorites as a source of sugar-related organic compounds for the early Earth. Nature 414: 879-883. Ayrıca bakınız: Sephton, M. A., 2001. Life’s sweet beginnings? Nature 414: 857-858.
12. Max P. Berstein, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola, ” Life’s Far-Flung Raw Materials”Scientific American, Temmuz 1999, 281:42-49.

13 Yanıt

  1. Bir meteor üzerindeki aminoasitle “yaşam” arasında, bir vida ile bir bilgisayar arasında olduğundan defalarca daha fazla bir fark vardır. Aminoasitlerin rastlantısal olarak, hücrede kullanılan tek bir proteini dahi meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Protein oluşsa bile bu hücre dışında derhal parçalanıp dağılacaktır. Parçalanmasa bile yeterli olmaz çünkü proteinin tek başına varlığı da yaşam için yine yeterli değildir. Hücresel makinaların işlemesi için DNA ve proteinler aynı anda devrede olmalıdırlar. DNA’nın da protein gibi rastlantısal olarak oluşması ihtimali sıfırdır. Bunlar bir arada hazır bulunsalar dahi hücre zarı olmaksızın hiçbir işe yaramayacaklardır. Hücre zarı olsa bile genetik kod olmadan hücresel makineler çalışmayacaktır… Bu liste daha uzayıp gider.

  2. serseri,

    Sanırım burdaki asıl önemli noktayı anlayamamışsın. Meteorda aminoasit bulunması aminoasitlerin kendiliğinden oluşabileceğinin kesin bir kanıtıdır. Zaten Miller-Urey deneyinin asıl amacı da aminoasitlerin ve yaşam için gerekli bazı temel yapıların doğada kendiliğinden oluşabileceğini göstermektir.

  3. Mehrahaba. Bir evrimciyim. Site güzel. Ancak sadece Harun Yahya değil başka evrim yazılarıda olmalı bence. Evrim teorisini savunanların siteleri arasında bence bir dayanışma olmalı.

  4. Baran bey,

    Evrim teorisi cok genis ve bircok konuya giren birsey. Butun bu konulara girmek cok zor. Bu bir kisinin yapacagi bir is degil. Bu sebeple evrim teorisini konu alan bir site kurulum asamasindadir. Evrim teorisinin Turk halkina iyice anlatilmasi gerektigini dusunen bir grup olarak bu konuda calismalarimizi surduruyoruz. Kisa bir zaman sonra bu site acilacaktir.

    Ben bu sitede genel olarak evrim karsiti iddialari ele aliyorum. Zaten sitenin basligindan da bu rahatlikla anlasilacaktir.

  5. [...] ilgili gazlar yanlıştır ama Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları 1 ve Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları 2 başlıklı yazılarımda ayrıntılarıyla anlattığım gibi Miller ve Urey’den sonra [...]

  6. sevgili da vinci arkadaşımız gerçekten son noktayı koymuş.
    fakat anlamayan anlamak istemeyen işlerine gelmeyen kişiler bu yazılanları çarpıtmış.
    bu çarpıtanlar Kurandaki “Hani Rabbin meleklere muhakkak ben yeryüzünde bir halife (bir insan, Adem) yaratacağım (Bakara 30).”,”And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmîş balçıktan yarattık” (Hicr 26),”Ki o, yarattığı herşeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır” (Secde 7)ve bunun gibi
    birçok ayeti direkt olarak alıp Allah’ı (c.c)heykeltıraş gibi düşünen basit, yorumlama kabiliyeti olmayan insancıklardır. burada bahsedilen balçık deniz ve kara arasındaki şimdilerde lagün dediğimiz geçceleri ıslak gündüzleri kurumsu balçık kıvamında olan yerlerde ilk hayat başlamıştır.ayrıva bu balçık toprak ve suyu temsil eder. Allah o zamanlar yani 600lü yıllarda vücudunuzun dörtte üçü su siz demir,kalsiyum,iyot,fosfor,karbon dan oluştunuz dese kim inanırdı hz. peygambere. buradaki demir,kalsiyum,iyot,fosfor,karbon da toprağı temsil eder anlamayan yobazlara bilgi olsun.saol da vinci saol bilim saol insanlık saol örümcekleşmiş beyinlerimizi temizleyen büyük devrimci Kemal Atatürk

  7. merhaba miller urey deneyi ile ilgili üniversitemiz (çanakkale onsekiz mart) bünyesinde bir calısma baslatıldı..BİLİM TEKNİK dergisini subat 2008 yazısında da ayrıntılı bir acıklama bulunabilir. yapılan bu deney yogun bilgi ve birikim gerektirmekte dolayısıyla bu noktada bize ne kadar bilgi ulasırsa bu deneyin gecerliligide o kadar cok bilim dünyasında yer bulur bu noktada bilgi gönderecek arkadaslar icin adres gunes_keskin86@hotmail
    LÜTFEN SADECE KONUYLA İLGİLİ ARASTIRMALAR OLSUN ELESTİRİLERE CEVEP CALISMA BİTTİKTEN SONRA OLACAKTIR SAYGILARIMLAA…..

  8. HARUN YAHYA, YANİ ADNAN OKTAR’I AZ ÇOK TANIRIM. ADAM SON DERECE YARATILIŞ GAYESİNİ İYİ KAVRAMIŞ BİRİSİ. BUNA BENDE DAHİLİM TABİİ Kİ. EVRİM TEORİSİNE İNANMAM. İNANDIĞIM TEK ŞEY EVRENİN YARILIŞINDAN SONRA BİTKİLERİN VE HAYVANLARIN, SON OLARAK İNSANLARIN YARATILMIŞ OLMASIDIR. EVRİM TEORİSİ DİYE BİR KAVRAM YOKTUR. ZATEN OLMADIĞINI KANITLAYAN YÜZBİNLERCE HATTA MİLYONLARCA KANIT VAR ORTADA. NASIL OLUYORDA EVRİM TEORİSİNİN VAR OLDUĞUNU İSPATLAMAYA ÇALIŞIYORLAR ANLAM VEREBİLMİŞ DEĞİLİM. BU TAMAMIYLA MANTIK DIŞIDIR. EVRİM TEORİSİNE İNANLARIN BEYİNLERİNDEN KUŞKULANMAK GEREKİR. GİDİN ARAŞTIRIN BULUN ÖĞRENİN. OTURDUĞUNUZ YERDEN DEĞİL AMA. BUNU GÖREREK YAPIN DUYARAK DEĞİL. GÖREREK YAPMAKTAN ZİYADE DUYARAK YAPARSANIZ, YANLIŞLARA DOĞRU İLERLEMEYE DEVAM EDERSİNİZ.

    SAYGILARIMLA

    http://www.diyanet.gov.tr/kuran/fihrist.asp?index=268&konu=%C4%B0nsan%C4%B1n%20yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1

  9. güzel çalışma olmuş…her söylediğine kaynak göstermişsin…senden bir isteğim olacak arada hiç bir dayanak göstermeden,bağnazca yapılmış yorumları silmen…

  10. ey güzel kardeşim iyi hoş söylüyosunda neden her anlatığın konu eksik ve çelişkilidir.geç harun yahyayı
    millerin deneyinde kullanılan amonyak ve metan gazının ilk atmosferde bulunmadığını birçok kimyacı ve jeologlar söylüyo sitelerindede var ardaşalar gidip araştırın bi zahmet isterseniz. öyle herşey söylemekle olmuyo.kaldı ki illerin deneyinde ortamı ısıttıktan sonra bir anda soğutuyo doğada böyle bi mekanizma varmı ki diyosun bide oksijen yoktu ama ozon tabaksı zaten avrdı diyosun sen ozon tabakasının nasıl oluşabileceğini hiç mi okumadn veya onu destekleyen arkadaşlar. ozonun oluşması için bolmiktarda serbest okjijene ihtiyac vardır.bu oksijenlerin uv ışınları ile ayrılır O-O ya dönüşür. ve başka bir O2 ile birleşir ve O3 ü oluşturur. ozon varsa oksijende vardır hee oksijen yoktu diyosan güçlü UV ışınları vardı. bu ışınlar tüm amino asitleri parçalardı.kaynak isteyen arkadaşlar ingilizceniz varsa birçok jeokimya sitesinde bunlar var arayın biraz. do you speak ingilizce.yazık

  11. daha yazardımda vakit yok arkadaş uğrucam bi ara

  12. @glikojen

    Ben zaten senin bahsettiğin şeylere yazılarımda değindim. Keşke zahmet edip de okusaydın. Serinin ilk yazısına bakmak aklına gelmedi heralde: Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları – 1

    UV ışınları ve oksijenle ilgili sorularının da cevabı iki yazıda da parça parça mevcut. UV ışınlarının amino asitleri parçalıyor olsa uzaydan gelen meteoritlerde nasıl oluyor da amino asitler bulunuyor? Diğer yazıda bu konuda kaynak var.

  13. aminoasit yok ,aminoasit oluşturdunuz. aminoasit sentezi için gerekli proteinler yok protien oluşturdunuz. protein oluşturacak rna yok. rna oluşturdunuz bunu işlevsel kılacak dna yok. dna oluşturdunuz ama birşeyi unuttunuz bunların hepsi bir arada olursa işlevsel olur. işlevi olmayan şeyler körelir diyen evrim olduğu halde savunanlar var. kendi kendine çelişen teori her zaman teoride kalır

Yorum Yapın