Şu meşhur ‘indirgenemez komplekslik’

İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.

İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:

By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)

An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)

Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:

İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.

İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.

İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.

Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.

Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.

Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.

Bakteri kamçısı

Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):

Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

[...] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).

Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.

[...] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.

Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.

Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.

Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.

Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.

Kan Pıhtılaşma Sistemi

Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.

Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.

Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.

İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.

Bağışıklık Sistemi

Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.

Sonuç

Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.

En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.

Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.

Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.

Referanslar:
1. Mustafa Akyol, Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi, 2004
2. N. J. Matzke, Evolution in (Brownian) space: a model for the origin of the bacterial flagellum, 2003
3. Ian Musgrave, Evolution of the Bacterial Flagella, 2000
4. Kenneth R. Miller, The Flagellum Unspun: The Collapse of “Irreducible Complexity”, 2004
5. Robinson, A. Jean, Kropatkin, Mona, and Aggeler, Paul M. 1969. Hageman Factor (Factor XII) Deficiency in Marine Mammals. Science 166:1420-1422.
6. Kenneth R. Miller, Answering the Biochemical Argument from Design, 2003

33 Responses to “Şu meşhur ‘indirgenemez komplekslik’”

  1. Bir dönem Darwin’in öne sürdügü evrim teorisini gerek Darwinin kitaplarıyla gerekse diger kitaplarla -ki bunlar icinde H.Yahya kitapları da var- inceleme fırstaım olmustu. Hatta tanrımı o dönem kaybetmistim:)
    Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz’ün kösesinden adresinizi aldım, okudum ve sizi tebrik etmek istedim…
    Yolunuz acık olsun…

    Serhan -23-
    Üniversite ögrencisi

  2. Serhan bey gerçekten size üzülüyorum “Hatta tanrımı o dönem kaybetmistim” sözünüzden dolayı. Bu kadar kompleks bir sistemler topluluğunun kendiliğinden oluşabileceğine inanmak bir kere bilime terstir. Eğer herşey kendiliğinden oluşuyorsa ilk hareket nasıl oluştu. Yani bir şey kendinden önce bir tetikçisi olmadan nasıl rastlantısal olarak oluşur.Ve canlılar neden her zaman en mükemmel şekilde oluşmuş. Bu matematiğe ters değil mi?.Evrim tamamen bir aldatmacadır. İnsanların dini duygularını ortadan kaldırmayı hedeflemiş ve kısmen de başarılı olmuş bir teoridir.Bu teoriden etkilenen Stalin,Hitler ve daha nice diktatörler insallığa en kara dönemlerini yaşatmıştır. Diktatörlerin ana ilham kaynağı Darwin’in evrim teorisidir ve bunu sık sık dile getirmişlerdir. Canlı cansız tüm varlıkların hiçbiri nedensiz değildir. Her bir canlı yada cansız birbiri için vardır. İnsanlar suya, havaya, gıdaya birinci öncelikli gereksinim duyar. İnsanlar hayvanların sütüne,derisine,etine vb. ihtiyaç duyar.”Şu zaman ahir zamandır. Dünya sonsuza kadar kalmayacak. Herşeyin yok olacağı bilimsel olarak da kesindir.Çünkü evrenin entropisi sürekli artıyor. İnsanlar ölümden sonra yok olmayacaklar.Tersine yeni bir dünyaya kapı açacaklar.

    Erdem
    Makina Mühendisi

  3. Makina Mühendisi Erdem Bey,

    Siz nasıl Serhan Bey için zülüyorsanız ben de sizin için üzülüyorum. Heralde üzüntümün nedenini söylememe gerek yoktur. Yazılarımı okuyup evrim konusunda ne kadar bilgisiz olduğunuzu anladığınızda eminim sizin için neden üzüldüğümü anlarsınız.

  4. Evrenle ilgili bir dusuncemi acıklamak istiyorum. Diyorlar ya bu kadar tesadufun bir araya gelmesi imkansızdır diye. Su anda evren yaklasık olarak 13 milyar yasında ama Big-Bang’in oncesi nedir? Surekli olarak genisleyen ve buzulen bir evren modelini dusunursek evren 13 milyaryıldan cok cok daha yaslı olabilir, yuzlerce belki milyarlarca milyaryıl yaslı olabilir. Harmonik hareket gibi dusunursek bu salınımlardan bazılarında canlı yapıların cıkması muhtemeldir. Cunku evrenin 13 milyaryıldan cok cok daha eski oldugu dusunulebilir. Belki de trilyonlarca yıl yasındadır. Surekli big-banglerle yeni baslangıclar olusuyor olabilir ve kimi baslangıclarda canlılıgın ortaya cıkabilmesini saglayacak bir uzay-zaman olusum zinciri de baslanmıs olabilir.

    Mukemmellik kavramına da deginmek gerek mesela 20lik azı disi gibi. Ayrıca insan kafatası buyuklugunun de giderek kuculdugu yapılan arastırmalarda ortaya konmustu yanlıs hatırlamıyorsam.

    Ayrıca evrim canlılıgın baslangıcını degil, canlılardaki degismeyi inceler. Ornegin ilk elementin nasıl meydana geldigi pek bilinmese de o elementten birçok elementin nasıl meydana geldigi bilinmektedir.

    Sayın Da Vinci, yapmıs oldugunuz calısmalarınızdan dolayı cok tesekkur ederim. Maalesef halkımız her turlu oyuna gelebilecek duzeyde cahildir. Tarih carpıtılıyor, insanlar kandırılıyor ve birbirine dusurulebiliyor ve ozellikle Turkiye buna cok musait bir ulke. Sizin gibi degerli ve gercekleri ortaya koyan insanların oldugunu gormek de cok sevindirici. Ben de molekuler biyoloji ve genetik dersleri aldıgım yıllarda birçok inancımı gozden gecirmek zorunda kalmıstım, aslında her ne kadar evrim tanrı inancını curutmuyorsa da insanların evrime karsı gelmeleri trajikomik. Aslında daha dusundurucu olan peygamberin kendi cinsel hayatını duzene sokmak icin indirttigi ayetlerin oldugunu bile bile bu inanca nasıl tabii olabiliyorlar anlamak cok guc, elbette birçok konuda cahil olan halkımızın bunları bilmemesi de dogal.

    Saygı ve sevgilerimle.

  5. Sayın Futurex,

    Yorum ve düşünceleriniz için teşekkürler…

  6. Futurex
    Ayetel kürsi meali
    Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla
    Allah, o Allah tırki kendinden başka hiçbir Allah yoktur.O zati ezeli ve ebedi hayat ile diridir bakidir.Zatiyle ve kemaliyle kaaimdir.Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegane haakimdir, her şey onunla kaaimdir.O’u ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku, Göklerde ne var yerde ne var hepsi Onun O nun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kimmiş??? O yarattıklarının önündekilerini, arkalarındakini, yaptıklarını yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyalarını AHİRETLERİNİ, hülasa her şey ini bilir.Mahlukatı O nun ilminden yalnız, KENDİSİNİN DİLEDİĞİNDEN BAŞKA HİÇ BİRŞEYİ KABİL DEĞİL KAVRAYAMAZLAR..O nun kürsüsü gökleri ve yeri kucaklamıştır o kadar Vasidir.Bunların nigehbanlığı Ona ağırda gelmez O çok yüce çok büyüktür
    Alah her şeyi hakkıyla bilendir

  7. Nakışıda görürsünn ,nakkaşıda.Devlet yaygısınıda görür sün onu döşeyenide.
    Dünyada diken tohumu eken kişiyi gül bahçesinde arama!!!
    Benim cismim bir sivri sinektende aşağı değil ya…bende Nemrud ün mülkünü kanadımla vurur alt üst ederim
    Ey başkalarına ağlayan göz gel bir müddetcikte kendine ağla!
    Dini baban dan ucuz bedava miras olarak buldun aldında onun için BAŞINI ŞÜKRETMEDEN ÇEVİRDİN .
    Sende Nemrutluk var ateşe atılma atılacaksan önce İBRAHİM ol
    MEVLANA CELALEDDİN(RUMİ) MUHAMMED

  8. da vinci evrim teorisi basitten komplekse doğru canlıların evrimleşmiş olduğunu savunur. yaptığın varsayımlara delil göstereceğin hiçbir fosil yoktur.

  9. ilgilenenlere http://www.cehnennemazabi.com

  10. İsimsiz bey/hanım,

    Size bir soru? Sizce neden fosil kayıtlarında kuşlar ve sürüngenler, memelilerden daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden balıklar, sürüngenler ve kuşlardan daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden omurgasızlar omurgalılardan daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden tek hücreli canlılar çok hücrelilerden daha eskiye dayanmaktadır?

  11. Benim şimdi elimde bir çok nesne var.Bunları toprağa sırasıyla gömdüm.Daha doğrusu onları belli aralıklarla yaptım ve kullandım.Bunlar da sonra sırasıyla alttan çıktılar.Bu kalıntıları bulan iki şekilde düşünür:Ya birisi sırasıyla bunları yaptı ya da bunlar birbiri sıra birbirlerinden oluştular.Ya tesadüfi ya da bir başka kudret.Aslında hepimiz bildiği bazı veriler var elimizde.Ama kimimiz bunu Tanrı ile yorumluyor kimisi de tanrısızlık ile…

  12. İsimsiz bey/hanım,

    Siz işi bu kadar basit görüyorsanız bu sizin sorununuz benim yapabileceğim birşey yok. Farklı dünyaların insanları olduğumuz çok açık. Siz böyle mutluysanız böyle devam edin ama başkalarına bilimsel konularda dini argümanları empoze etmeye çalışmayın. “Benim inancım böyledir bilimin ne dediği umrumda değil” diyerek işin içinden çıkın. Bu kadar basit. Benim buna söyleyecek birşeyim olamaz.

  13. Bu cevabı bana vermekle siz mi ben mi basit oluyorum.Sizin gibileri çok iyi tanırım.En ufak bir karşı çıkışta işte böyle patlarsınız.Kimsenin bilime karşı çıktığı yok.Bugüne kadar evrim konusunda pek çok şey okudum.Harun Yahya! da okudum evrimi savunan kitaplar da okudum.Ayrıca üniversitemde de hocalarımdan insan biyolojisi ile ilgili pek çok ders aldım hala da almaya devam ediyorum.İşte siz bilip bilmeden yorum yapıyorsunuz.Evrim teorisi hakkında biraz şüphesi olan adama böyle yaklaşıyorsunuz.İnsanları direk gercilikle sığ düşünmekle suçluyorsunuz.Ben bu okuduğum kitaplar içinde gördüğüm şudur.Hepimizin elinde bazı veriler vardır.Ama insanlar bunları değerlendirirken bazı değişik yollara gidebilirler.Birisi sonuç olarak tanrıya ya da ,şimdilerde bilinçli tasarım diyorlar, gitti diye siz onu suçlayamazsınız.

    “Benim inanmcım böylerdir bilimin ne dediği umurumda değil” diyen yoktur.Bu sizin uydurmanız.Bakın tarihte pek çok bilimadamı da tanrıya inanmıştır.Tanrıya inanan bilim yapamaz gibi bir saçmalık olamaz.

    Hayatımda evrimi savunan ya da tanrıya inanmayan çok mantıklı adamlar da tanıdım.Bu tanıdığım insanlar sizin gibi karşıdakini sorgusuz sualsiz yargılamayorlardı.Düşüncelere saygı duyuyorlardı.Ben de onlara saygı duyuyordum.Düşüncelerimizi güzelce paylaşabiliyorduk.Bu açıdan evrimi savunan bilimadamları içinde Ali Demirsoy hocayı çok severim.Bir kitabı var hocanın “Evrenin Çocukları,Yaratılışın Öyküsü”.Bu kitabın önsözünde şöyle bir ifade geçiyor:”Evrim fikrine içten inanmış yazar,bu yorumların yeni bilgiler kazandıkça değişeceğini peşinen kabul etmektedir.Ayrıca müsbet bilimlere dayandırılarak yapılacak her açıklamya ve eleştiriye tamamen açık olduğunun,sayın okuyucular tarafından bilinmesini özellikle arzu etmektedir.”

    Saygılar…

  14. İsimsiz bey/hanım,

    Ben sizi hiçbir şeyle suçlamadım. Eğer siz karşınızdaki bir doğa olayını tanrı ile açıklıyorsanız benim bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yoktur. Siz her türlü fiziksel olayı tanrının yaptığını iddia edebilirsiniz. Çünkü sizin inancınıza göre sonsuz güçlü ve herşeyi yapabilecek birşeydir. Elbette herşeyin tanrının isteği ile olduğunu ve bulanan her türlü kanıtın tanrı tarafından oluşturulduğunu iddia edebilirsiniz. Ben böyle biriyle birşey tartışamam. Sizin evrim konusunda tartışmadan önce tanrının varolmayabileceği ihtimalinin varlığını ve yeterli bilimsel kanıt gördüğünüz takdirde tanrının varolmadığını kabul edeceğinize dair bir karar almanız gerekiyor. Yoksa ne olursa olsun, hangi kanıtları görürseniz görün, kanıtlar ne kadar açık olursa olsun siz bir noktada “bu tanrının isteğiyle olmuştur” derseniz bu tartışmanın bir anlamı kalmaz. Bu tartışma değil kör dövüşü olur ve hiçbir şeye yaramaz.

  15. Bunları düşünüyorum sayın Da Vinci,ancak aynı şeyler sizin için de geçerlidir.Sizin de bazı şeyler karşısında düşünmeniz gerekir.Bazı ihtimalleri değerlendirmeniz gerekir.Sonuçta tanrıyı kabul etmek de etmemek de bir inanç türüdür.Tarihte tanrıyı reddedip doğaya tapınma inancı olmuştur, aynı şekilde günümüzde de vardır bu inanç.Biz şimdilik bunları bir yana bırakalım…

    Saygılar…

  16. İsimsiz bey/hanım,

    Bence önemli bir hata yapıyorsunuz. Tanrı denilen şeyin varlığına inanmamak bir inanaç değil inançsızlıktır. Mesela çocukken bize “öcü” diye anlatılan şeyin gerçekte varolmadığını düşünmek nasıl bir inanç deilse tanrı denilen şeyin de varolmadığını düşünmek bir inanç değildir.

    Bu konuda Uçan Spagetti Canavarını incelemenizi öneririm.

  17. Tam tersine bir inançtır.Verileri yorumlama meselesi sonucunda kimisi inanır kimsi inanmaz.(daha çok bilimçevrelerinde olabilir bu tip inanma ya da inanmama).Ya da insanlar yaşamları sonucunda bazı olaylar ile karşılaşırlar bu olaylar sonucunda inanmak istemezler.Ailevi nedenler ile ateist olabilir onların etkisiyle inanmayabilirler,arkadaş etkisi olabilir ya da gördükleri bir olay,kendine din adamı diyen birisinin yaptığı bir yanlış,günümüzde müslümanların haline bakıp inanmayanlar da olabilir,ne inanacam canım baksana müslümanlara,ya da ne inanacam şu müslümanlar dünyada ekonomik olarak güçsüzdür çıkarıma ters olur,oryantalistlerin yaptığı propagandalar sonucu inanmayabilir,kilisenin durumuna bakıp inanmayabilir(az,biraz tarih biliyorsa) vs,içlerinden inanmak gelmez.İnanmamak için illa da insanlar bilimsel kanıtlara! başvurmazlar.Siz kendinizi tanrınını yokluğunun bilimsel olarak kanıtlandığı! gibi birşeye inandırdığınız için böyle düşünüyorsunuz.

  18. İsimsiz bey/hanım,

    Ben hiçbir zaman bilimin tanrı diye birşeyin yokluğunu kanıtladığını söylemedim hatta tam tersine bilim asla böyle birşeyi kanıtlayamayacağını birçok sefer yazılarımda belirttim. Tanrı bilimsel bir kavram olmadığı için bilimsel çerçevede incelenemez. Yani bulduğunuz kanıtlara bakarak “o zaman tanrı yoktur” deseniz bile biri çıkıp “bunun böyle olmasını tanrı sağlamıştır” diyebilir ve bunun karşısında bilimsel anlamda söyleyebileceğiniz birşey yoktur. Yani tanrı denilen şey herşeyi yapma gücüne sahipse bulacağınız kanıtlar dahilinde herşeyi yapma gücüne sahip olan birşeyin varolmadığını kanıtlayamazsınız. Ama burada önemli olan şey tanrının varlığı düşüncesinin salt inanç olmasıdır. Yani hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan salt dogmatik bir inanç. Ben böyle birşeye inanmayı reddediyorum. Böyle birşeye inanmak için hiçbir mantıklı ve akla yatkın bir sebep görmüyorum. Ama birçok insan görüyor ve elde edilen bilimsel kanıtları bu inançları ışığında değerlendiriyor. Ben lede edilen kanıtların altında tanrıyı veya tanrının parmak izlerini aramıyorum ve aramak için de hiçbir sebep görmüyorum.

  19. “Yani tanrı denilen şey herşeyi yapma gücüne sahipse bulacağınız kanıtlar dahilinde herşeyi yapma gücüne sahip olan birşeyin varolmadığını kanıtlayamazsınız. Ama burada önemli olan şey tanrının varlığı düşüncesinin salt inanç olmasıdır. Yani hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan salt dogmatik bir inanç. Ben böyle birşeye inanmayı reddediyorum.”demişsin

    O sana göre öyle.Sen inanmıyorsun,inanmadığın için de çevrende gördüklerini öyle değerlendiriyorsun.Bilimsel olarak bazı şeyleri görüp de inanan da vardır.Yok mudur?Bilim illa ki dinden bağımsızdır,din dogmatiktir bilimle dinin işi olmaz demek ne derece doğrudur?İnanan bilimadamalrı da mevcuttur.Bunlara ne diyecen peki?Ayrıca şunu da belirtiyim bu bilimçli tasarım denilen şeyin içinde hiçbir dine mensup olmayıp da sadece tanrıya inananlar da mevcuttur.Bu da mı dogmatiktir.Hadi diyelim dinler tamamen uydurmadır.Kendine peygamber ya da bilge diyen kişiler tamamen bişeyleri uydurdu.Şeriati falan kafasına göre yazdı.Ama birisinin evreni inceledikten sonra tanrının olduğuna kannat getirmesine bilimdışı dogmatiklik vs diyemezsin.Sen de evreni inceliyorsun ve evrende bir yaratıcının olmadığına inanıyorsun.Evrenini kendi kendini yarattığını düşünüyorsun.Bu bilimiçi ama tanrıyı maddeden yola çıkarak kabul ettin mi bilimdışı!!!

  20. Bu düşünceleri bir kenara bırtakıp biraz daha somut şeylerle ilgilenmek istiyorum.Yukarıdaki yorumların birinde şöyle denmiş:”Evrenle ilgili bir dusuncemi acıklamak istiyorum. Diyorlar ya bu kadar tesadufun bir araya gelmesi imkansızdır diye. Su anda evren yaklasık olarak 13 milyar yasında ama Big-Bang’in oncesi nedir? Surekli olarak genisleyen ve buzulen bir evren modelini dusunursek evren 13 milyaryıldan cok cok daha yaslı olabilir, yuzlerce belki milyarlarca milyaryıl yaslı olabilir. Harmonik hareket gibi dusunursek bu salınımlardan bazılarında canlı yapıların cıkması muhtemeldir. Cunku evrenin 13 milyaryıldan cok cok daha eski oldugu dusunulebilir. Belki de trilyonlarca yıl yasındadır. Surekli big-banglerle yeni baslangıclar olusuyor olabilir ve kimi baslangıclarda canlılıgın ortaya cıkabilmesini saglayacak bir uzay-zaman olusum zinciri de baslanmıs olabilir. ”

    Dediğiniz doğruysa bile söylediğiniz gibi bu evrenlerin birinde canlılığın ortaya çıkmış olması muhtemeldir ifadesi yanlıştır.Yani evrenlerin sürekli oluşup yok olması canlılığın bunların birinde oluşma ihtimalini arttırmaz.Sizin düşünceniz şu yöndedir;bir torba var.Bu torbanın içinde de bir milyon tane bilye var.Bu bilyelerden de yalnızca birisi kırmızı renkli diğerleri beyaz.Kırmızı renkli bilyeyi seçme ihtimalim 1/1.000.000′dur.Yani canlılığın olduğu evrenin çıkma ihtimali 1/1.000.000′dur diyelim ki.Sizin düşüncenize göre evrenler yok olup başladıkça canlılığın oluşma ihtimali artıyor.Düşüncenizi torbayla özdeşleştirecek olursak,her bilyeyi çektiğimizde eğer kırmızı değil de beyaz gelirse bu bilyeyi bir daha torbaya atmıyor torbanın dışına koyuyoruz.

    Bir evren başladığında(ki bunda canlılık yok ise) bu evrenin bir daha asla olmaması ihtimal dışı kalması söz konusu değildir.Çünkü madde-enerji evren sonlanırken bir noktaya toplanır ve burada daha önceki evrenin tekrar oluşma ihtimali ortadan kalkmaz.Her zaman bu ihtimal aynen kalır.Çünkü bir önceki evreni oluşturan noktanın sahip olduğu madde-enerji büyüklüğü ve yeni evreni başlatacak olan noktanın madde-enerji büyüklüğü aynıdır.Ayrıca bu noktaların diğer bütün özellikleri de aynı olacaktır.Çünkü bütün evren bir noktada.O noktada kanun yok zaman yok.Öyle bir nokta, o hiç ayırdedilemez.

    Bu evrenler birbirinden bağımsızdırlar.
    Torbadan çekilme durumu yoktur.Bir öncekinde canlılığın ortaya çıkma ihtimali 1/1.000.000 ise ikincisinde 1/999.999 değildir.O beyaz bilye çekildikten sonra torbanın dışına değil torbanın içine atılmıştır.Biriciden sonra ortaya çıkacak evren kendinden öncekiyle aynı olabilir.Dolayısıyla bir evrende canlılığın tesadüfi olarak ortaya çıkma ihtimali ne ise birbiri ardına gelen miylarlarca evrende de canlılığın ortaya çıkma ihitmali aynıdır.

  21. merakimi giderebilecek su birkac soruya cevap alabilirsem okuduguman andan tezi yok evrim teorisini kabul edicem..kafamdanda teori oldugunu silicem:-)
    1-evrim günümüzde duran bir kavrammidir?beyin hacmi artisi neden homo sapiensten beri aynidir?evrim sadece bizi homo yapip beyin hacmiiz artik sabitlenmismidir?

    2-akilli olmak diger bütün evrimci yorumcu arkadaslar tarafindan zorunluluk olarak dile getirildi baska forumlarda..peki niye sadece insan akilli olmustur?az cok ayni fiziki yapiya sahip oldugumuz maymun(evrimcilere göre kardesimiz o yüzden örenk veriyorum:-)neden akilli olmamistir?onun sucu nedir?eger akilli olmakzorunluluksa,maymunlar akilli olmadan nasil yasayabiliyorda biz hayatta kalamazdik?iyi görüs yetenegine,tirmanabilirlik özeligine vs sahibiz akilli olmamiz neden gerekti acaba?

    3-genel olarak insanla -sempanze arasinda 1,2-1,4 lük bir genetik farkliliktan bahsedilir..peki günümüz insani homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda,homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda,homo sapiens sapien ile homo erectus arasinda,ve ortak atamiza gelinceye kadar periodik olarak yada düzenli bir sekilde genetik farkliliklar söz konusumudur?örnek olarak (rakamlar uydurmaca)homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda 0,2..homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda 0,4 diye devam eden bir periodik genetik farkilik söz konusumudur?eger evrim sempanze ile 1,2 -1,4 farklilik var diyorsa o yola giden bu sürectede bu genetik farkliliklar olmalidir..bunun üzerinde bilimsel bir calisma yapilmismidir?yapilmadiysa neyin ortaya cikilmasindan korkulmustur?yapildiysa ve bilen bir babayigit arkadas aciklarsa merakimi gidericem..

    4-sepanzeler ile goriller üreyebilirmi,yada goril ile orangutan?bunu sunun icin soruyorum insan ve kardesimiz maymun! bildiginiz gibi üreyememektedir..neden diye sordugumuzda canim ayri bir tür olduk deyiverirler..ee peki bizim atamiz ortak degilmiydi ve biz genetik olarak 98,8 benzemekteyiz dedigimizde canim üreme kismi 1,2 farkliliga denk gelmistir deyiverirler..yapilan bir arastirmada gorillerle-insanlar arasindada 1,8 lik farlilik oldugunu göstermistir..ve gorillerlede -sempanze arasinda benzer bir farklilik..oraangutanla-insan arasinda yanilmiyorsam 3 nokta küsür..vs ..yani kisaca sorumu özetlersem sempanzeler,goriller,orangutanlar üclüsünden dan herhangi biri yapay olarak diger tür ile dölendiginde üreme olabilirmi?bunun cevabini gercekten cok merak ediyorum..bilen genetik uzmani bir arkadas varsa ve bilgilendirirse sevinicem..

    evrimle ilgili daha pek cok soru var ama ben sadece insanin evrimi ile ilgili kismina yanit bulmaya calisiyorum ötesi zaten arap saci olmus..bu sorularima mantikli cevaplar verebilecek bir arkadas varsa buyursun..yok sallamacaa ise bosuna elinizi yormayin..
    herkeze sevgiler

  22. muzzi bey,

    1-evrim günümüzde duran bir kavrammidir?beyin hacmi artisi neden homo sapiensten beri aynidir?evrim sadece bizi homo yapip beyin hacmiiz artik sabitlenmismidir?

    Evrim duran bir kavram değildir elbette ama bu canlıdan canlıya ve çevre şartlarına göre değişir. Mesela bir canlıda meydana gelen mutasyonlar o canlının bulunduğu çevrede hayatta kalma şansını artırmıyorsa veya ona fayda sağlamıyorsa bu mutasyon sonucu oluşan değişiklik gelecek nesillere yüksek oranda aktarılmaz ve zaman için yok olabilir veya bu değişiklik çok ufaksa ve belirgin bir faydası yoksa bizim tarafımızdan farkedilmeye de bilir. Yani görünüşte bir farklılık yok diye canlılarda hiçbir değişiklik olmuyor diyemeyiz.

    Homo sapiens’teki beyin hacmi değişimine gelelim. Size bu konuda daha önce de bilgi vermiştim ama bir kere daha aynı şeyleri belirteyim. “Beyin hacmi Homo sapiens’ten beri aynıdır” demek bilimsel gerçeklere ters düşmek demektir. Homo sapiens türünün beyin hacmi son 35000 yılda %11 son 10000 yılda ise %8 azalmıştır (1). Yani sizin dediğiniz gibi bir sabitlikten bahsetmek mümkün değildir.

    1. Christopher B. Ruff, Erik Trinkaus, Trenton W. Holliday, Body mass and encephalization in Pleistocene Homo, Nature 387, 173 - 176 (08 May 1997); doi:10.1038/387173a0

    2-akilli olmak diger bütün evrimci yorumcu arkadaslar tarafindan zorunluluk olarak dile getirildi baska forumlarda..peki niye sadece insan akilli olmustur?az cok ayni fiziki yapiya sahip oldugumuz maymun(evrimcilere göre kardesimiz o yüzden örenk veriyorum:-)neden akilli olmamistir?onun sucu nedir?eger akilli olmakzorunluluksa,maymunlar akilli olmadan nasil yasayabiliyorda biz hayatta kalamazdik?iyi görüs yetenegine,tirmanabilirlik özeligine vs sahibiz akilli olmamiz neden gerekti acaba?

    Akıllı olmak zorunluluk diye birşey yok. Aslında her canlı kendine göre akıllıdır. Sadece bazıları diğerlerine göre daha akıllıdır. Bu konuda geçtiğimiz aylarda Time dergisinde çıkmış bir makalenin Türkçesini okumanızı öneririm. Nasıl İnsan Olduk? başlıklı makale aslında sorduğunuz birçok srıya yanıt veriyor. Bu makaledeki şu bölüm bence oldukça önemli:

    Şempanze genomu bulunmadan bile önce, araştırmacılar bizim genetik farklılıklarımızı çıkarmaya başladılar. 1998 gibi uzun bir süre önce, glikobiyolog Ajit Varki ve meslektaşkarı, Kaliforniya Üniversitesi’nden, insanların hücrelerinin yüzeyinde sialic asit bulunduğunu bildirdi. Bu dark insanlarda “hasarlı” olan bir gen tarafından kodlanmış. Sialic asitler pek çok patojen bakterinin üremesi için ortam oluşturur, bu da insanların hastalıklara karşı mesela şempanzelerden daha dayanıksız olduklarını açıklayabilir. Birkaç yıl sonra, Pääbo önderliğindeki bir takım FOXP2 isimli genin insan versiyonunun, ki konuşma ve dil gibi yeteneklerimizin gelişmesinde rol oynar bu gen, geride bıraktığımız 200.000 yıl içinde -anatomik olarak modern insanın ilk çıktığı zamanlarda evrimleştiğini açıkladı. Bu proteinin insandaki FOXP2 geni, aynı proteinin değişik maymun türleri ve farelerdeki hali ile kıyaslanması sonucu, aminoasit diziliminin diğer hayvanlarınki ile 715 bölgenin sadece ikisinde değişiklik gösterdiği keşfedilmiştir. Son derece küçük olan bu değişiklik insanların konuşmasının her şeklini açıklar, bir bebeğin ilk kelimelerinden Robin Williams monoloğuna kadar. Hatta, bozulmuş FOXP2 geni bulunduran insanlar kelimeleri ayırt etmekte ve grameri anlamakta sorunlar yaşarlar.

    Daha sonra, 2004 yılında, Pensilvanya Üniversitesi’nde Hansell Stedman önderliğindeki bir grup kromozom 7′deki ufak bir mutasyonu tanımlamışlardır, ki bu kromozom miyozin üretimini etkiler. Miyozin, kas dokusunun kasılmasını sağlar. Mutant gen, MYH16 olarak bilinen, ısırma ve çiğnemede kullanılan çene kaslarınında bulunan, miyozin çeşidinin işlevini azaltır. Bu mutasyonun tüm insanlarda varolmasına, lakin yedi çeşit insan olmayan primatlarda varolmamasından yola çıkarak araştırmacılar MYH16′nın eksikliğinin atalarımızın daha küçük çene kaslarına sahip olacak şekilde evrilmiş olmalarına (2 milyon yıl önce) sebep olabileceği fikrini öne sürdüler. Bu kas gücündeki kayıp, beyne ayrılan yerin büyümesine, bunun da beynin büyümesine imkan sağladığını düşünüyorlar.

    Konuşabilme yeteneği ve beyin hacminin genetik temelleriyle ilgili ufak ipuçları veriyor diye düşünüyorum. Tabiki beyin gelişiminde etkili başka genler de vardır ve bunları daha önceki bir mesajımda belirtmiştim. Onun için tekrar bunları irdeleme gereği görmüyorum.

    Yani sizin düşündüğünüz gibi bir gereklilik veya zorunluluk yok ortada. Mutasyonlar ve çevre koşulları bizi ve diğer canlıları bugün bulundukları yere getirmiştir. Yoksa birisinin veya birşeyin zorlamasıyla oluşmuş birşey yok ortada.

    3-genel olarak insanla -sempanze arasinda 1,2-1,4 lük bir genetik farkliliktan bahsedilir..peki günümüz insani homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda,homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda,homo sapiens sapien ile homo erectus arasinda,ve ortak atamiza gelinceye kadar periodik olarak yada düzenli bir sekilde genetik farkliliklar söz konusumudur?örnek olarak (rakamlar uydurmaca)homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda 0,2..homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda 0,4 diye devam eden bir periodik genetik farkilik söz konusumudur?eger evrim sempanze ile 1,2 -1,4 farklilik var diyorsa o yola giden bu sürectede bu genetik farkliliklar olmalidir..bunun üzerinde bilimsel bir calisma yapilmismidir?yapilmadiysa neyin ortaya cikilmasindan korkulmustur?yapildiysa ve bilen bir babayigit arkadas aciklarsa merakimi gidericem..

    Böyle bir çalışma için bu bahsettiğiniz canlıların genomlarının eksiksiz olarak elimizde olması gerekir ki böyle birşey olduğunu sanmıyorum. Yani 1 milyon yıl önce yaşamış ve bugün varolmayan bir türün genomunun eksiksiz olarak elde edilmesi nasıl mümkün olur bilmiyorum. Bulunan kemiklerden böyle bir bilgi elde edilmesi mümkün ama tüm genomun eksiksiz elde edilmesi çok zor birşey. Ama yine de geçtiğimiz yıllarda Neandertal kemiklerinden elde edilen ve incelemeye alınan ufak da olsa mitokondriyal DNA parçaları vardır. Bununla ilgili olarak Neanderthal DNA Sequencing başlıklı makaleye bakabilirsiniz. Ayrıca yukarda linki verdiğim Time dergisindeki makalede de bu konuyla ilgili bir bölüm mevcut.

    Ayrıca bu konuda çok yeni bir gelişme var. 20 Temmuz 2006′da The Max Planck Institute for Evolutionary Anthropology ve 454 Life Sciences Corporation bulunan fosillerden yararlanarak Neandertal genomunun tümünü oluşturmak için çalışmaya başladıklarını ve bu çalışmayı 2 yıl içinde bitirmeyi planladıklarını duyurdular. Bu çalışma grubu 16 Kasım 2006′da ise Neandertal genomunun -yaklaşık 3 milyar baz çiftinden- 1 milyonuncu baz çiftini oluşturduklarını duyurdular. Ayrıca 1 milyon baz çiftini içeren bölümün analalizleri de Nature dergisinde yayımlandı.

    Gördüğünüz gibi bu konuda önemli çalışmalar yapılıyor ve bilim adamlarının hiçbir şeyden korktuğu veya çekindiği yok. Eldeki imkanlar dahilinde insan evrimiyle ilgili gerçeğe ulaşmak için herşeyi yapmaya çalışıyorlar.

    4-sepanzeler ile goriller üreyebilirmi,yada goril ile orangutan?bunu sunun icin soruyorum insan ve kardesimiz maymun! bildiginiz gibi üreyememektedir..neden diye sordugumuzda canim ayri bir tür olduk deyiverirler..ee peki bizim atamiz ortak degilmiydi ve biz genetik olarak 98,8 benzemekteyiz dedigimizde canim üreme kismi 1,2 farkliliga denk gelmistir deyiverirler..yapilan bir arastirmada gorillerle-insanlar arasindada 1,8 lik farlilik oldugunu göstermistir..ve gorillerlede -sempanze arasinda benzer bir farklilik..oraangutanla-insan arasinda yanilmiyorsam 3 nokta küsür..vs ..yani kisaca sorumu özetlersem sempanzeler,goriller,orangutanlar üclüsünden dan herhangi biri yapay olarak diger tür ile dölendiginde üreme olabilirmi?bunun cevabini gercekten cok merak ediyorum..bilen genetik uzmani bir arkadas varsa ve bilgilendirirse sevinicem..

    At ile eşek, aslan ile kaplan, zebra ile eşek, zebra ile at, inek ile Tibet sığırı, koyun ile keçi, çakal ile kurt, çakal ile dingo, kurt ile dingo, deve ile lama ve bunun gibi birçok tür aralarında çiftleşip üreyebilir.

    Bunlar ortadayken şempanze ile goril veya orangutanın üreyebilmesinin bir önemi var mı? Belki üreyebilir belki de üreyemezler. Bunu öğrenmek için denemek gerekir. Ayrıca Time dergisindeki makalede belirtildiği gibi bu konuda çalışan bilim adamları insanlar ile şempanzelerin aralarında üremiş olabilecekleri düşünmektedir. Peki şimdi üreyebilirler mi diye sorarsanız bilmiyorum derim. Bu konuda yapılan bir çalışma veya araştırma yok diye biliyorum.

    Umarım bu cevaplar sizi biraz olsun memnun eder.

  23. malesef cevaplariniz memnun etmedi cünkü eksik ve yanlis bilgilerle cevap vermissiniz..

    1.soruma karsilik :

    “Homo sapiens’teki beyin hacmi değişimine gelelim. Size bu konuda daha önce de bilgi vermiştim ama bir kere daha aynı şeyleri belirteyim. “Beyin hacmi Homo sapiens’ten beri aynıdır” demek bilimsel gerçeklere ters düşmek demektir. Homo sapiens türünün beyin hacmi son 35000 yılda %11 son 10000 yılda ise %8 azalmıştır (1). Yani sizin dediğiniz gibi bir sabitlikten bahsetmek mümkün değildir.cevabni vermissiniz..sizin bahsetiginiz homo sapiens sapiens(günümüz insani) te son 35 yilda %11 beyni kücülmüstür yada cro magnon insanini yada yada 35 bin yil önce nesli tükenen neardanteli ele alip homo sapiens sapiens ile aradaki beyin hacminimi kastediyorsunuz?eger %11 oraninda günümüz insani olan homo sapiens sapiensin beyin hacminin kücüldügünü söylüyorsaniz kesinlikle yanlis bir bilgidir..cünkü ortaya ciktigi 150 bin yildan(bulunan iskelet örneklerine göre) beri beyin hacmi bugünküyle tamamiyla aynidir..ortalama 1350 cc. dir..eger bilmiyorsaniz her hangi bir prof. sorabilir yada google da birkac kelime yazip sizi bilgilendirebilecek gerekli siteleri bulabilirsiniz.yok eger beyin hacminin kücülmesini neardantel insaniyla homo sapiens sapiens insani arasindaki fark olarak algiliyorsaniz dogru arada %11kadar bir fark var..ama unutugunuz birseyde var neardental insani günümüz insaninin atasi olarak cogunlukla kabul görmez..en azindan bilim cevrelerinin tartismali bir konusudur..wikipedida daki neardantel insanin tanimina bakabilirsiniz..o yüzdende insan beyin hacmi 130 bin yildir aynidir ve hicde kücülmemistir..sizin söylediginiz baska bir tür olan neardeantel ile günümüz insani arasindaki farktir…

    2.”Sadece bazıları diğerlerine göre daha akıllıdır. Bu konuda geçtiğimiz aylarda Time dergisinde çıkmış bir makalenin Türkçesini okumanızı öneririm. Nasıl İnsan Olduk? başlıklı makale aslında sorduğunuz birçok srıya yanıt veriyor.)türkcesini okudum ve gördümki ataist bir sitenin cevirisi..ama bos zamanimda birde ingilizcesine göz aticam tabi varsa!yukarda yazdiklariniz zaten oradan kopyala yapistir..ama zaten yazinin sonunda su belirtilmis;henüz mutasyonlarin degisim hizina göre belirlenen ortak ata yasi henüz güvenilir ve kesin bir metod degildir! veoradaki bahsi gecen calismalari bende merakla bekliyorum yani türlerin genetik farkliliklari calismlarini..
    3.soruo icinda anlasilan birkac yil daha beklemek zorundayim..
    4.sorum ise asil önemli soru siz önemi varmi diye sormussunuz evet cok önemi var..cünkü sempanze ile insanin üremesi imkansiz oldugu bilim tarafindan bilinen bir sey fakat diger türler üreyebiliyorsa ozaman evrimin büyük bir problemi var demektir..yani goril insana nekadar uzaksa sempanzede tür olarak insana okadar uzak yada ayni sekilde goril ile orangutan yada sempanze bir birilerine okadar uzak..yani onlar aralarinda üreyebiliyorsa,sadece insan onlarla üreyemiyorsa sizcede büyük ve önemli bir problem yokmu da vinci bey?

  24. Sayin Beyler/Bayanlar,

    Bu tartismalarin cok ilginc bana geldigini ve ne yazik ki bilime uygun yazdigini zanneden arkadaslar tarafindan cok yanlis zeminlere cekildigini dusundugumu soylemek isterim.

    Oncelikle ‘Biyolog’ arkadaslara bir sey hatirlatmak isterim. Beyler/bayanlar artik yeni yuzyildayiz. Biyoloji biliminin atilim yaptigi zamanlar ne zaman oldu diye dusunun? Diger bilimler belli bir seviyeye geldikten sonra! Ve bu bilimlerin bir kisminin urunlere donusup bu urunlerin biyolojideki bilgi seviyesini arttirmasindan sonra!

    Hemen sunu hatirlatmak isterim ki su an dunyanin gozu/kulagi ve yonelen eforu biyoloji bilimi ustune. Dolayisi ile diger bilimlerin kaynaklari giderek artan bir hizla biyolojiye/canli bilimine kaymakta. Bunun sebepleri arasinda tarimda bu bilgiden faydalanma, tip uygulamalari ve olasi super irklar yaratma projeleri sayilabilir.

    Artik diger bilim dallarindaki insanlar da bu daldaki arastirmalara katiliyor.. Evet.. Elektronikciler, bilgisayar muhendisleri, matematikciler, biyo-fizikciler, biyo-kimyacilar, makine muhendisleri, bilisim bilimciler v.b ve hatta sanatcilar, psikologlar v.b. dusunce ve birikimleriyle katilmayi bekliyor..

    Bu cok dogal cunku. Biyolojinin cevabini aradigi sorularin cevaplarini bulmak icin elimizdeki tum kaynaklara ihtiyac var. Gecmiste savas ve daha sonralari uzay arastirmalarina yonelen ‘kuresel’ efor simdi biyoloji bilimine yonelmekte..

    Simdi. Beyler/Bayanlar. Bir dusunun. Biyoloji bilim olarak tabi ki insanligin basindan beri dogal olarak hayatimizin icinde ancak DNA ne zaman bulundu? Bir de tabi DNA icin dusunulen rolun hangi madde icin dusunuldugunu de bakabilirsiniz. Biyolojideki diger kesiflere de baktiginizda cok yakin tarihler goreceksiniz.

    Bunlarla anlatmak istedigim su. Biyolojideki bir cok iddia/kuram ancak yeni yeni sinanma asamasinda veya birakin test edilmeyi, bulunma - onerilme asamasinda. Biyoloji daha yeni gelisme cagina girdi bile denilebilir. Dedigim gibi bu da dogal cunku gereken bilgi/teknoloji daha yeni hazir olma asamasina geldi/geliyor.

    Esas konuya gelirsek. Evrim kurami da diger biyolojinin ‘ilk zamanlarinda’ one surulen bir kuramlar gibi test edilmeye ‘CIDDI’ olarak yeni basliyor. Ve LUTFEN, bir kurami savunmak BILIMI SAVUNMAK gibidir gibi bir gayri ciddilik ve gayri bilimsel bir tavira girmeyelim. Bilim TARAFTAR olmak degildir. Bilimde aksi ispatlanana kadar HIPOTEZ one surmek vardir. Belli bazi asamalari gecen hipotezlerde KURAM/TEORI olarak adlandirilir. Bu asama da kuramlarin YEGANE DOGRU anlamina geldigini GOSTERMEZ. SONSUZ bilgiye sahip olmadiginiz takdirde de yapabileceginiz yegane sey budur. Sonsuz bilgiye sahip oldugunu zanneden yok herhalde aranizda! Bilim mutlak dogrulari aramaz-arayamaz. Bilinen bilgiler isiginda arastirmalar yapilir. Bildigimiz bilgiler arttikca ve/veya eski bilgilerin yanlisligi ogrenilince yeni hipotezlere yonelinir..
    Bir de yanlisligi bilinmesine ragmen kullanilan bilgiler vardir. ornegin Newton dinamigi isik hizindan cok dusuk hizlar icin gecerlidir. Isik hizina cikip da Newton mekanigi ile is yapamazsiniz. F=ma yanlis olur orada..Isik hizina asamadiginiz icin, o hizin ustunde canli var mi diye tartisamazsiniz.. Muhendislikte te yaklasik hesaplamalar cok sik kullanilir..

    Kisaca ozetlersem, evrim kurami diger tum kuramlar gibi tartismaya aciktir ve tartisilacaktir. Bu kurami aciklayabildikleri ile beraber ACIKLAYAMADIKLARININ yeni kusaklara aktarilmasi gerekir. Bununla beraber canli olusumunu aciklayan diger tezlerin de arastirilmasi, soylenmesi, aktarilmasi ve bunlarin TALEP EDILMESI en dogal haklardir.

    Ayrica, gecmis makalelerin - arastirmalara saygi duymakla beraber tum bu arastirmalarin yeni bilgiler-teknojiler isiginda bu kuram icin tekrar gozden gecirilmesi de gerekmektedir. Bunu kabul etmeden, bak burda su makale var v.b. demek biraz insanlari kandirmaktir ..SORU (CANLILARIN NASIL OLUSTUGU) BUYUKSE ARASTIRMALAR DA DIGER DALLARA GORE DAHA FARKLI-AYRINTILI OLMAK ZORUNDA. OLDU BITTIYE GETIRMEYE KIMSENIN HAKKI YOK!

    Birkac ornek verebilirim. Klasik biyoloji egitiminde biyoinformatik egitimi yoktur. Istatistik ve de bilgisayarli yontemleri iceren bu yeni bilim dali ile canlilarin benzerligi cok daha ciddi bir bicimde, ‘tabiri caizse bakkal hesabi gibi benzerliklere bakmadan’ arastirilabilir. Mekanik bilimi kullanilarak evrimde insan icin ‘ongerilen ara bicimlerin’ yurume - kosma ve tabi ki buna bagli hayatta kalma olasiliklari arastirilabilir. Benzetimler -simulasyonlar- ile (matematik- bilgisayar bilimi-v.b. kullanilarak) rastgele (!) mutasyonlar sonucu hangi canlilarin olusabilecegi, bunlarin hayatta kalma olasiliklarinin neler olduklari, gen bilgilerinin ne anlama geldigi daha da anlasildikca incelenebilir. Tabi bu bilgisayarli benzetim arastirmalari hangi fosillerin bulunmasi gerektigi konusunda da yardimci olabilir.

    Sunu dusunuyorum ki bazi biyologlar evrim konusuna ‘duygusal’ yaklasiyorlar. Bu da, -dusunun- egitiminizin belli bir kismi bu teori ustune kurulmus ve bunun yanlisligi kanitlanirsa ‘bosuna bunlari okumus olacagim’ gibi bir icgudu duygusuna baglanabilir.. Sunu belirtmek isterim ki yalniz degilsiniz:) Her bilim dali cok hizli ilerlemekte artik, degisen/gelisen/eskiyen kisimlar her sahada var. Ayrica onemli olan ogrenmeye/calismaya devam etmek.. Statukocu olmak degil..

    Bilgilerimin ve dusuncelerimin degisebilecegini (!), su ana kadar ki bilgilerim isiginda belirtmis oldugumu soyler, yanilmis olabilecegim noktalar oldugunu kabul eder, on yarginizi beslemek icin (!) Allah’a inandigimi ve yaratilisi mantikli buldugumu belirtir, herkese saygilar sunarim…

    Omer Sayli
    B.U. Biyo-Medikal M. Enst.
    Doktora Ogrencisi

  25. fikirlerinize katiliyorum ömer bey,evrimi bilim gibi sunmaya bastan beri karsiyim cünkü henüz cözülmüs ve sonuca varilmis bir evrim yok ortada..eger öyle olsaydi burada birseyler yazmazdik..eger bir gün bilim cikip genel bir kaniyla su su sebeblerle ve yanlislanabilir ve ölcülebilir su kanitlarla darwinin evrim teorisi kanitlandi denirse,eyvallah deyip kabul edicez tabiki..bilimin ak dedigine kara diycek insan az olur..ama henüz ortada fol yok yumurta yokken kesin ve kati cözülmüs bilim gibi sunmak yanlistir..zaten saniyorum ki cogu kisinin inanmadigi evrim teorisi degildir,doganin ve iklimin canlilar üzerinde degisiklik yaptigini kabul etmiyenimiz azdir..ama asil benim ve cogu inancli kisinin inanmadigi konu kör secilim ve ortak atadir..sahsen bir gün insanlarin kuyruksuz maymundan geldigi ve bütün canlilarin tek hücreliden olustugu bilim tarafindan kesin ve tereddüte yer birakmadan kanitlanirsa tabiki ozaman ortak ata olmadigina inanmiyacak degilim..ama hipotezlerle ,teorilerle cürütülemiyen iddialarla vs..darwinist evrimi sunuyoraniz orda bir dur derim akil sahibi biri olarak…digelimki tek hücreli canlidan olustuk (kisu anicin imkansiz ötesi olduguna inaniyorum)bu bile kör secilimin sacmaligini örtmez cünkü yüce yaratici Allah bizi o sekildede yaratmis da olabilir..dünyanin tesadüfi bir patlama ile olustuguna(zaten Roger Penrose’un dünyanin tesadüfen olusma ihtimali bilimsel calismasi sonucu sudur;10 üzeri 123 de 1 ihtimal oldugu anlasildi yani 10 yanina 123 tane sifirin gelmesi ile olusan rakamda sadece bir ihtimal ve matematikte 10 üzeri 50 bildiginiz gibi sifir dir o halde tesadüfe inanmak isteyenler inanmaya devam etsinler ama sonuc ortadadir) ve sonra rastgele bu günkü yasamin ve canlilarin kompleks sekillerinin olustuguna gercekten inanmak bence en hafif deyimi ile safliktir..sadece sunu belirtmek isterim bu blogun sahibi da vinci gibi (kendi ataist oldugunu belirtmistir) ki buna saygi duyuyorum,sadece kendi ataist düsüncesi ile evrimi aciklamaya ve empoze etmeye calismamasini dilerim..o görmesede görmek isteyenler dünyadaki kompleks yasami ve rastgele olusamiycak degerleri görürler,yoksa insan evrim gecirmismi gecirmemismi ortak ata varmi okadarda önemli degil ,bilim zaten bir gün bunlara ulasicaktir..bize beklemek düsmektedir..ama kesin bir sonuc yokken her senaryonun olabirligi mümkünken bize darwinizmi bilim gibi sunmaya 150 yildir tahminlerden öte gitmeyen(sanilmaktadir,öyle oldugu düsünülmektedir,türlere tahmini yaslar bicmek bulunan birkac parca iskelet dolayisi ile )gibi bilimsel degeri olmayan söylemlerle darwinizmi kabul ettirmeye clismak yararsizdir,akli basinda olan herkez bunlara inanmaz..

    herkeze sevgiler

  26. muzzi bey,

    sizin bahsetiginiz homo sapiens sapiens(günümüz insani) te son 35 yilda %11 beyni kücülmüstür yada cro magnon insanini yada yada 35 bin yil önce nesli tükenen neardanteli ele alip homo sapiens sapiens ile aradaki beyin hacminimi kastediyorsunuz?eger %11 oraninda günümüz insani olan homo sapiens sapiensin beyin hacminin kücüldügünü söylüyorsaniz kesinlikle yanlis bir bilgidir..cünkü ortaya ciktigi 150 bin yildan(bulunan iskelet örneklerine göre) beri beyin hacmi bugünküyle tamamiyla aynidir..ortalama 1350 cc. dir..eger bilmiyorsaniz her hangi bir prof. sorabilir yada google da birkac kelime yazip sizi bilgilendirebilecek gerekli siteleri bulabilirsiniz.

    Hayır, durum sizin düşündüğünüz gibi değil. İşin içinde Neandertaller yok ama Cro-Magnon insanı elbette var çünkü Cro-Magnon insanı modern insandır yani Homo sapiens sapiens türündedir. Bu hesaplamaya Cro-Magnon insanını dahil etmeyip de kimi edecektik?

    Daha öcne linkini vermiş olduğum Body mass and encephalization in Pleistocene Homo başlıklı makalede şöyle bir bölüm var:

    Our results also indicate that a decrease in average absolute brain size over the last 35,000 years within H. sapiens was paralleled by a corresponding decrease in average body size, supporting earlier suggestions of a general correlated size reduction in the human skeleton since the early Upper Paleolithic. This decrease continued through the Neolithic, at least in Europe. Recent secular increases in body size have characterized European and many other higher-latitude populations, whereas many tropical populations have experienced flat and even negative secular trends in size over the same period. (s. 175)

    Ayrıca makaledeki Tablo.1′de zaman-beyin ağırlığı-vücut ağırlığı karşılaştırması yapılmaktadır. Bu tablo incelendiğinde son 35000 yılda yaklaşık %11, son 10000 yılda ise yaklaşık %7′lik bir beyin hacmi azalması görülmektedir. Aynı zamanda bu oranlara paralel olarak vücut ağırlığında da aynı şekilde azalmalar görülmektedir. Yani sonuç olarak beyin-vücut ağırlığı oranında bir değişme olmamaktadır.

    Son 35000 yıl için verilen değerin içinde Neandertaller yoktur ama siz “vardır ve bu %11′lik küçülme onun içindir” diye ısrar edecek olursanız peki son 10000 yıldaki %8′lik küçülme nasıl oluyor diye sorarım. Son 10000 içinde ne Neandertal vardır ne de başka bir tür. Son 10000 yıla ait sadece modern insan fosilleri vardır.

    türkcesini okudum ve gördümki ataist bir sitenin cevirisi..ama bos zamanimda birde ingilizcesine göz aticam tabi varsa!yukarda yazdiklariniz zaten oradan kopyala yapistir..ama zaten yazinin sonunda su belirtilmis;henüz mutasyonlarin degisim hizina göre belirlenen ortak ata yasi henüz güvenilir ve kesin bir metod degildir! veoradaki bahsi gecen calismalari bende merakla bekliyorum yani türlerin genetik farkliliklari calismlarini..

    Çeviriyi istediğiniz gibi inceleyebilirsiniz. Ben çeviride HY’nin yaptığı gibi kasıtlı ve kritik noktalarda insanları kandırmaya yönelik çeviri yanlışları olmadığına kefilim. Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

    Bu arada o yazıdan alıntı yaparken bunu belirttim zaten. Yani “yukarda yazdiklariniz zaten oradan kopyala yapistir” demekteki amacınızı anlayamadım.

    4.sorum ise asil önemli soru siz önemi varmi diye sormussunuz evet cok önemi var..cünkü sempanze ile insanin üremesi imkansiz oldugu bilim tarafindan bilinen bir sey fakat diger türler üreyebiliyorsa ozaman evrimin büyük bir problemi var demektir..yani goril insana nekadar uzaksa sempanzede tür olarak insana okadar uzak yada ayni sekilde goril ile orangutan yada sempanze bir birilerine okadar uzak..yani onlar aralarinda üreyebiliyorsa,sadece insan onlarla üreyemiyorsa sizcede büyük ve önemli bir problem yokmu da vinci bey?

    Şempanze ile insanın üremesinin imkansız olduğuna bu kadar derinden inanmamanızı öneririm. Kesinlikle ürer demiyorum ama ortada sizin düşündüğünüz gibi bir kesinlik olmadığını görmeniz için Wikipedia’daki Humanzee başlığını incelemenizi tavsiye ederim.

    Bir noktayı hatırlatmak isterim. Daha öncede belirttiğim gibi şempanze ve insan genomlarını karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim adamları şempanzelerle insanların atalarının aralarında çiftleşip üremiş olabilecekleri düşünülmektedir.

    Önceki cevaplarımdan eksikler ve yanlış bilgiler nedeniyle memnun kalmadığınızı belirtmiştiniz. Heralde bunlar da sizi memnun etmemiştir, yoksa etmiş midir?

  27. Isin ozu nedir? Kimse kimseye evrimin kendisi bilimdir demiyor. kimse bilimsel caba sonucu olusan bilginin mutlak dogru oldugunu soylemiyor. Ama bilim omurgasiz lastik gibi birsey degildir. Bir disiplindir ve belirli kriterlere gore bilgi uretir. Isin ozu sacma sapan girisimlerin “bilim” olarak gosterilmesi. Temel mesele bu. Surada ( http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/ ) hancerlioglu adli kullanicinin yorumlari biraz arastirma yapmami tetikledi. Yahu bu intelligent design hareketinin arkasi onu, sagi solu bilimsel caba ile alakasiz seylerle dolu. Asiri sagci yahudi lobileri, adini cokca duydugumuz Hudson enstituleri, hristiyan cemaatler, nereden geldigi belli olmiyan paralar, unvanlarindaki alanda bilimsel katkisi neredeyse sifir olan insanlarin medyatik kampanya ve milyon dolarlar ile yuruttugu bir propaganda. Bir defa kaynagi zaten saibeli.

    Manifestosunda

    “reverse the stifling dominance of the materialist worldview, and to replace it with a science consonant with Christian and theistic convictions.”

    gibi tamamen “biased” bir egilim olan bir hareketin, “bizim derdimiz bilim” demeleri pek inandirici degil acikcasi.

    Sonra zaman ayirip adamlarin iddialarina bakip harcadigin zamana mi uzulesin, yoksa birilerin bunlarin pesinden suruklenmesine mi yanasin…yazik yahuu!

  28. Barış bey,

    Ben de bu konuya Akıllı Tasarım Hareketinin amacı nedir? başlıklı yazımda biraz değinmiştim. Belki görmemişsinizdir diye haber vereyim dedim.

  29. Tesekkurler Da Vinci,
    Simdi okudum yazini. Adamlarin derdi acikca ortada. Benim yasadigim yerde de 3-5 var bunlardan numune, biz eglence hesabina takiliyorduk bunlarla, cok da ciddiye alincak bisi degil derdik. Fakat bizim memleketimizde meger ne kadar cok yayginmis bu tarz seyler. Ben bilmiyordum, daha yeni farkediyorum bu durumu. Arada muhafazakarlar ne diyor ne dusunuyor diye bekirLYildirimin bloguna bakarim 40 yilda bir. Orada verilen bir linkden bi yola ciktim, ohooo, her taraf sacma sapan site, aptal aptal ad ignorantium ispatlar, carpitma ve yalan dolan ile kaynadigini fark ettim. Bunlarla ugrasmak lazim, aptallar deyip gecmeden carpitmalarini sergilemek lazim. Yoksa bunlara kanacak insan cok cikar. O yuzden bence cok dogru bir is yapiyorsunuz, basarilar dilerim.
    Domain i aldim ama, su aralar gece gunduz calisiyorum, ilk firsatta bende bir tane site yada blog kuracagim, 3-5 arkadasla bir katkimiz olsun. Tekrar basarilar dilerim, gorusmek uzere.

  30. Merhaba Barış bey,

    Türkiye’de Mustafa Akyol sayesinde türedi akıllı tasarımı savunanlar. Ben klasik yaratılışçılardan pek farkını görmüyor akıllı tasarımı savunanların. Evrim karşıtı argümanları tamamen aynı. Hiçbir farklılık yok. Hiçbir geçiş formu bulunmamıştır, mutasyonlar zararlıdır, mutasyonlarla yeni özellikler oluşmaz, termodinamiğin 2. yasası evrime karşıdır, canlılar kendiliğinden oluşamayacak kadar karmaşıktır, evrende muhteşem bir düzen var bu düzen tesadüfen oluşmuş olamaz vb. argümanlar. Tamamen aynı argümanlar kullanılıyor. Bazılarını kullanırken dini çağrışım yapmasın diye uğraşıyorlar tabiki. Yaratılışçılıkla ayrılmak için buna mecburlar zaten. Ama temelde tamamen aynı argümanlar. Yaratılışçılığın evrim geçirmiş hali demek daha doğru olur aslında.

    Bu arada size de çalışmalarınızda başarılar. Umarım yeni sitenizi en kısa zamanda açarsınız. Görüşmek üzere…

  31. Aynen oyle Da Vinci dostum,katiliyorum, evrim gecirmis halleri fakat zeka duzeyinde pek bir degisikli yok. Bir iki satafatli kelime ogrenmisler o kadar. Bu yeni “bilimsel” halleri de amerikadaki taktiklerinin sonucu. Adamlarin sisteme, okula vs. nufus etme derdi var ve o yuzden bu sekilde gorunum degistirme dertleri var. Yoksa dedigin gibi hicbir farkleri yok zihniyet olarak. Mustafa Akyol u da biliyorum, babasi Taha Akyol u da biliyorum. Ben onlara sonradan gorme liberal diyorum. Kendilerince modernlesiyorlar bu tarz sacmaliklarla.
    Basari dileklerin icin tesekkur ederim, en kisa surede araniza katilmayi umuyorum.

  32. Bekleyin bakalım, biz de bekleyenlerdeniz

  33. Çok Aciptir ; ben sizleri etlerıin üzerindeki kurtları görüp bak işte hayat kendi kendine var oldu diyen zihniyete benzetiyorum.
    Gercekten siz dahi 5 dk düşünseniz bataklıga battığınızı ve ordan cıkamadığınızı görürsünüz neyse sözün kısası makbul dür

Leave a Reply