İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.
İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:
By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)
An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)
Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:
İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.
İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.
İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.
Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.
Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.
Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.
Bakteri kamçısı
Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):
Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.
[...] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).
Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.
[...] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.
Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.
Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.
Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.
Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.
Kan Pıhtılaşma Sistemi
Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.
Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.
Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.
İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.
Bağışıklık Sistemi
Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.
Sonuç
Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.
En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.
Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.
Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.
Referanslar:
1. Mustafa Akyol, Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi, 2004
2. N. J. Matzke, Evolution in (Brownian) space: a model for the origin of the bacterial flagellum, 2003
3. Ian Musgrave, Evolution of the Bacterial Flagella, 2000
4. Kenneth R. Miller, The Flagellum Unspun: The Collapse of “Irreducible Complexity”, 2004
5. Robinson, A. Jean, Kropatkin, Mona, and Aggeler, Paul M. 1969. Hageman Factor (Factor XII) Deficiency in Marine Mammals. Science 166:1420-1422.
6. Kenneth R. Miller, Answering the Biochemical Argument from Design, 2003
Kategorisi: Akıllı Tasarım, Evrim, Evrim Teorisi, yaratılış | Etiketlendi: Akıllı Tasarım, bakteri kamçısı, indirgenemez karmaşıklık, indirgenemez komplekslik, Michael Behe

Bir dönem Darwin’in öne sürdügü evrim teorisini gerek Darwinin kitaplarıyla gerekse diger kitaplarla -ki bunlar icinde H.Yahya kitapları da var- inceleme fırstaım olmustu. Hatta tanrımı o dönem kaybetmistim:)
Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz’ün kösesinden adresinizi aldım, okudum ve sizi tebrik etmek istedim…
Yolunuz acık olsun…
Serhan -23-
Üniversite ögrencisi
Serhan bey gerçekten size üzülüyorum “Hatta tanrımı o dönem kaybetmistim” sözünüzden dolayı. Bu kadar kompleks bir sistemler topluluğunun kendiliğinden oluşabileceğine inanmak bir kere bilime terstir. Eğer herşey kendiliğinden oluşuyorsa ilk hareket nasıl oluştu. Yani bir şey kendinden önce bir tetikçisi olmadan nasıl rastlantısal olarak oluşur.Ve canlılar neden her zaman en mükemmel şekilde oluşmuş. Bu matematiğe ters değil mi?.Evrim tamamen bir aldatmacadır. İnsanların dini duygularını ortadan kaldırmayı hedeflemiş ve kısmen de başarılı olmuş bir teoridir.Bu teoriden etkilenen Stalin,Hitler ve daha nice diktatörler insallığa en kara dönemlerini yaşatmıştır. Diktatörlerin ana ilham kaynağı Darwin’in evrim teorisidir ve bunu sık sık dile getirmişlerdir. Canlı cansız tüm varlıkların hiçbiri nedensiz değildir. Her bir canlı yada cansız birbiri için vardır. İnsanlar suya, havaya, gıdaya birinci öncelikli gereksinim duyar. İnsanlar hayvanların sütüne,derisine,etine vb. ihtiyaç duyar.”Şu zaman ahir zamandır. Dünya sonsuza kadar kalmayacak. Herşeyin yok olacağı bilimsel olarak da kesindir.Çünkü evrenin entropisi sürekli artıyor. İnsanlar ölümden sonra yok olmayacaklar.Tersine yeni bir dünyaya kapı açacaklar.
Erdem
Makina Mühendisi
Makina Mühendisi Erdem Bey,
Siz nasıl Serhan Bey için zülüyorsanız ben de sizin için üzülüyorum. Heralde üzüntümün nedenini söylememe gerek yoktur. Yazılarımı okuyup evrim konusunda ne kadar bilgisiz olduğunuzu anladığınızda eminim sizin için neden üzüldüğümü anlarsınız.
Evrenle ilgili bir dusuncemi acıklamak istiyorum. Diyorlar ya bu kadar tesadufun bir araya gelmesi imkansızdır diye. Su anda evren yaklasık olarak 13 milyar yasında ama Big-Bang’in oncesi nedir? Surekli olarak genisleyen ve buzulen bir evren modelini dusunursek evren 13 milyaryıldan cok cok daha yaslı olabilir, yuzlerce belki milyarlarca milyaryıl yaslı olabilir. Harmonik hareket gibi dusunursek bu salınımlardan bazılarında canlı yapıların cıkması muhtemeldir. Cunku evrenin 13 milyaryıldan cok cok daha eski oldugu dusunulebilir. Belki de trilyonlarca yıl yasındadır. Surekli big-banglerle yeni baslangıclar olusuyor olabilir ve kimi baslangıclarda canlılıgın ortaya cıkabilmesini saglayacak bir uzay-zaman olusum zinciri de baslanmıs olabilir.
Mukemmellik kavramına da deginmek gerek mesela 20lik azı disi gibi. Ayrıca insan kafatası buyuklugunun de giderek kuculdugu yapılan arastırmalarda ortaya konmustu yanlıs hatırlamıyorsam.
Ayrıca evrim canlılıgın baslangıcını degil, canlılardaki degismeyi inceler. Ornegin ilk elementin nasıl meydana geldigi pek bilinmese de o elementten birçok elementin nasıl meydana geldigi bilinmektedir.
Sayın Da Vinci, yapmıs oldugunuz calısmalarınızdan dolayı cok tesekkur ederim. Maalesef halkımız her turlu oyuna gelebilecek duzeyde cahildir. Tarih carpıtılıyor, insanlar kandırılıyor ve birbirine dusurulebiliyor ve ozellikle Turkiye buna cok musait bir ulke. Sizin gibi degerli ve gercekleri ortaya koyan insanların oldugunu gormek de cok sevindirici. Ben de molekuler biyoloji ve genetik dersleri aldıgım yıllarda birçok inancımı gozden gecirmek zorunda kalmıstım, aslında her ne kadar evrim tanrı inancını curutmuyorsa da insanların evrime karsı gelmeleri trajikomik. Aslında daha dusundurucu olan peygamberin kendi cinsel hayatını duzene sokmak icin indirttigi ayetlerin oldugunu bile bile bu inanca nasıl tabii olabiliyorlar anlamak cok guc, elbette birçok konuda cahil olan halkımızın bunları bilmemesi de dogal.
Saygı ve sevgilerimle.
Sayın Futurex,
Yorum ve düşünceleriniz için teşekkürler…
Futurex
Ayetel kürsi meali
Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla
Allah, o Allah tırki kendinden başka hiçbir Allah yoktur.O zati ezeli ve ebedi hayat ile diridir bakidir.Zatiyle ve kemaliyle kaaimdir.Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegane haakimdir, her şey onunla kaaimdir.O’u ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku, Göklerde ne var yerde ne var hepsi Onun O nun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kimmiş??? O yarattıklarının önündekilerini, arkalarındakini, yaptıklarını yapacaklarını, bildiklerini, bilmediklerini, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyalarını AHİRETLERİNİ, hülasa her şey ini bilir.Mahlukatı O nun ilminden yalnız, KENDİSİNİN DİLEDİĞİNDEN BAŞKA HİÇ BİRŞEYİ KABİL DEĞİL KAVRAYAMAZLAR..O nun kürsüsü gökleri ve yeri kucaklamıştır o kadar Vasidir.Bunların nigehbanlığı Ona ağırda gelmez O çok yüce çok büyüktür
Alah her şeyi hakkıyla bilendir
Nakışıda görürsünn ,nakkaşıda.Devlet yaygısınıda görür sün onu döşeyenide.
Dünyada diken tohumu eken kişiyi gül bahçesinde arama!!!
Benim cismim bir sivri sinektende aşağı değil ya…bende Nemrud ün mülkünü kanadımla vurur alt üst ederim
Ey başkalarına ağlayan göz gel bir müddetcikte kendine ağla!
Dini baban dan ucuz bedava miras olarak buldun aldında onun için BAŞINI ŞÜKRETMEDEN ÇEVİRDİN .
Sende Nemrutluk var ateşe atılma atılacaksan önce İBRAHİM ol
MEVLANA CELALEDDİN(RUMİ) MUHAMMED
da vinci evrim teorisi basitten komplekse doğru canlıların evrimleşmiş olduğunu savunur. yaptığın varsayımlara delil göstereceğin hiçbir fosil yoktur.
ilgilenenlere http://www.cehnennemazabi.com
İsimsiz bey/hanım,
Size bir soru? Sizce neden fosil kayıtlarında kuşlar ve sürüngenler, memelilerden daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden balıklar, sürüngenler ve kuşlardan daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden omurgasızlar omurgalılardan daha eskiye dayanmaktadır? Aynı şekilde neden tek hücreli canlılar çok hücrelilerden daha eskiye dayanmaktadır?
Benim şimdi elimde bir çok nesne var.Bunları toprağa sırasıyla gömdüm.Daha doğrusu onları belli aralıklarla yaptım ve kullandım.Bunlar da sonra sırasıyla alttan çıktılar.Bu kalıntıları bulan iki şekilde düşünür:Ya birisi sırasıyla bunları yaptı ya da bunlar birbiri sıra birbirlerinden oluştular.Ya tesadüfi ya da bir başka kudret.Aslında hepimiz bildiği bazı veriler var elimizde.Ama kimimiz bunu Tanrı ile yorumluyor kimisi de tanrısızlık ile…
İsimsiz bey/hanım,
Siz işi bu kadar basit görüyorsanız bu sizin sorununuz benim yapabileceğim birşey yok. Farklı dünyaların insanları olduğumuz çok açık. Siz böyle mutluysanız böyle devam edin ama başkalarına bilimsel konularda dini argümanları empoze etmeye çalışmayın. “Benim inancım böyledir bilimin ne dediği umrumda değil” diyerek işin içinden çıkın. Bu kadar basit. Benim buna söyleyecek birşeyim olamaz.
Bu cevabı bana vermekle siz mi ben mi basit oluyorum.Sizin gibileri çok iyi tanırım.En ufak bir karşı çıkışta işte böyle patlarsınız.Kimsenin bilime karşı çıktığı yok.Bugüne kadar evrim konusunda pek çok şey okudum.Harun Yahya! da okudum evrimi savunan kitaplar da okudum.Ayrıca üniversitemde de hocalarımdan insan biyolojisi ile ilgili pek çok ders aldım hala da almaya devam ediyorum.İşte siz bilip bilmeden yorum yapıyorsunuz.Evrim teorisi hakkında biraz şüphesi olan adama böyle yaklaşıyorsunuz.İnsanları direk gercilikle sığ düşünmekle suçluyorsunuz.Ben bu okuduğum kitaplar içinde gördüğüm şudur.Hepimizin elinde bazı veriler vardır.Ama insanlar bunları değerlendirirken bazı değişik yollara gidebilirler.Birisi sonuç olarak tanrıya ya da ,şimdilerde bilinçli tasarım diyorlar, gitti diye siz onu suçlayamazsınız.
“Benim inanmcım böylerdir bilimin ne dediği umurumda değil” diyen yoktur.Bu sizin uydurmanız.Bakın tarihte pek çok bilimadamı da tanrıya inanmıştır.Tanrıya inanan bilim yapamaz gibi bir saçmalık olamaz.
Hayatımda evrimi savunan ya da tanrıya inanmayan çok mantıklı adamlar da tanıdım.Bu tanıdığım insanlar sizin gibi karşıdakini sorgusuz sualsiz yargılamayorlardı.Düşüncelere saygı duyuyorlardı.Ben de onlara saygı duyuyordum.Düşüncelerimizi güzelce paylaşabiliyorduk.Bu açıdan evrimi savunan bilimadamları içinde Ali Demirsoy hocayı çok severim.Bir kitabı var hocanın “Evrenin Çocukları,Yaratılışın Öyküsü”.Bu kitabın önsözünde şöyle bir ifade geçiyor:”Evrim fikrine içten inanmış yazar,bu yorumların yeni bilgiler kazandıkça değişeceğini peşinen kabul etmektedir.Ayrıca müsbet bilimlere dayandırılarak yapılacak her açıklamya ve eleştiriye tamamen açık olduğunun,sayın okuyucular tarafından bilinmesini özellikle arzu etmektedir.”
Saygılar…
İsimsiz bey/hanım,
Ben sizi hiçbir şeyle suçlamadım. Eğer siz karşınızdaki bir doğa olayını tanrı ile açıklıyorsanız benim bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yoktur. Siz her türlü fiziksel olayı tanrının yaptığını iddia edebilirsiniz. Çünkü sizin inancınıza göre sonsuz güçlü ve herşeyi yapabilecek birşeydir. Elbette herşeyin tanrının isteği ile olduğunu ve bulanan her türlü kanıtın tanrı tarafından oluşturulduğunu iddia edebilirsiniz. Ben böyle biriyle birşey tartışamam. Sizin evrim konusunda tartışmadan önce tanrının varolmayabileceği ihtimalinin varlığını ve yeterli bilimsel kanıt gördüğünüz takdirde tanrının varolmadığını kabul edeceğinize dair bir karar almanız gerekiyor. Yoksa ne olursa olsun, hangi kanıtları görürseniz görün, kanıtlar ne kadar açık olursa olsun siz bir noktada “bu tanrının isteğiyle olmuştur” derseniz bu tartışmanın bir anlamı kalmaz. Bu tartışma değil kör dövüşü olur ve hiçbir şeye yaramaz.
Bunları düşünüyorum sayın Da Vinci,ancak aynı şeyler sizin için de geçerlidir.Sizin de bazı şeyler karşısında düşünmeniz gerekir.Bazı ihtimalleri değerlendirmeniz gerekir.Sonuçta tanrıyı kabul etmek de etmemek de bir inanç türüdür.Tarihte tanrıyı reddedip doğaya tapınma inancı olmuştur, aynı şekilde günümüzde de vardır bu inanç.Biz şimdilik bunları bir yana bırakalım…
Saygılar…
İsimsiz bey/hanım,
Bence önemli bir hata yapıyorsunuz. Tanrı denilen şeyin varlığına inanmamak bir inanaç değil inançsızlıktır. Mesela çocukken bize “öcü” diye anlatılan şeyin gerçekte varolmadığını düşünmek nasıl bir inanç deilse tanrı denilen şeyin de varolmadığını düşünmek bir inanç değildir.
Bu konuda Uçan Spagetti Canavarını incelemenizi öneririm.
Tam tersine bir inançtır.Verileri yorumlama meselesi sonucunda kimisi inanır kimsi inanmaz.(daha çok bilimçevrelerinde olabilir bu tip inanma ya da inanmama).Ya da insanlar yaşamları sonucunda bazı olaylar ile karşılaşırlar bu olaylar sonucunda inanmak istemezler.Ailevi nedenler ile ateist olabilir onların etkisiyle inanmayabilirler,arkadaş etkisi olabilir ya da gördükleri bir olay,kendine din adamı diyen birisinin yaptığı bir yanlış,günümüzde müslümanların haline bakıp inanmayanlar da olabilir,ne inanacam canım baksana müslümanlara,ya da ne inanacam şu müslümanlar dünyada ekonomik olarak güçsüzdür çıkarıma ters olur,oryantalistlerin yaptığı propagandalar sonucu inanmayabilir,kilisenin durumuna bakıp inanmayabilir(az,biraz tarih biliyorsa) vs,içlerinden inanmak gelmez.İnanmamak için illa da insanlar bilimsel kanıtlara! başvurmazlar.Siz kendinizi tanrınını yokluğunun bilimsel olarak kanıtlandığı! gibi birşeye inandırdığınız için böyle düşünüyorsunuz.
İsimsiz bey/hanım,
Ben hiçbir zaman bilimin tanrı diye birşeyin yokluğunu kanıtladığını söylemedim hatta tam tersine bilim asla böyle birşeyi kanıtlayamayacağını birçok sefer yazılarımda belirttim. Tanrı bilimsel bir kavram olmadığı için bilimsel çerçevede incelenemez. Yani bulduğunuz kanıtlara bakarak “o zaman tanrı yoktur” deseniz bile biri çıkıp “bunun böyle olmasını tanrı sağlamıştır” diyebilir ve bunun karşısında bilimsel anlamda söyleyebileceğiniz birşey yoktur. Yani tanrı denilen şey herşeyi yapma gücüne sahipse bulacağınız kanıtlar dahilinde herşeyi yapma gücüne sahip olan birşeyin varolmadığını kanıtlayamazsınız. Ama burada önemli olan şey tanrının varlığı düşüncesinin salt inanç olmasıdır. Yani hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan salt dogmatik bir inanç. Ben böyle birşeye inanmayı reddediyorum. Böyle birşeye inanmak için hiçbir mantıklı ve akla yatkın bir sebep görmüyorum. Ama birçok insan görüyor ve elde edilen bilimsel kanıtları bu inançları ışığında değerlendiriyor. Ben lede edilen kanıtların altında tanrıyı veya tanrının parmak izlerini aramıyorum ve aramak için de hiçbir sebep görmüyorum.
“Yani tanrı denilen şey herşeyi yapma gücüne sahipse bulacağınız kanıtlar dahilinde herşeyi yapma gücüne sahip olan birşeyin varolmadığını kanıtlayamazsınız. Ama burada önemli olan şey tanrının varlığı düşüncesinin salt inanç olmasıdır. Yani hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan salt dogmatik bir inanç. Ben böyle birşeye inanmayı reddediyorum.”demişsin
O sana göre öyle.Sen inanmıyorsun,inanmadığın için de çevrende gördüklerini öyle değerlendiriyorsun.Bilimsel olarak bazı şeyleri görüp de inanan da vardır.Yok mudur?Bilim illa ki dinden bağımsızdır,din dogmatiktir bilimle dinin işi olmaz demek ne derece doğrudur?İnanan bilimadamalrı da mevcuttur.Bunlara ne diyecen peki?Ayrıca şunu da belirtiyim bu bilimçli tasarım denilen şeyin içinde hiçbir dine mensup olmayıp da sadece tanrıya inananlar da mevcuttur.Bu da mı dogmatiktir.Hadi diyelim dinler tamamen uydurmadır.Kendine peygamber ya da bilge diyen kişiler tamamen bişeyleri uydurdu.Şeriati falan kafasına göre yazdı.Ama birisinin evreni inceledikten sonra tanrının olduğuna kannat getirmesine bilimdışı dogmatiklik vs diyemezsin.Sen de evreni inceliyorsun ve evrende bir yaratıcının olmadığına inanıyorsun.Evrenini kendi kendini yarattığını düşünüyorsun.Bu bilimiçi ama tanrıyı maddeden yola çıkarak kabul ettin mi bilimdışı!!!
Bu düşünceleri bir kenara bırtakıp biraz daha somut şeylerle ilgilenmek istiyorum.Yukarıdaki yorumların birinde şöyle denmiş:”Evrenle ilgili bir dusuncemi acıklamak istiyorum. Diyorlar ya bu kadar tesadufun bir araya gelmesi imkansızdır diye. Su anda evren yaklasık olarak 13 milyar yasında ama Big-Bang’in oncesi nedir? Surekli olarak genisleyen ve buzulen bir evren modelini dusunursek evren 13 milyaryıldan cok cok daha yaslı olabilir, yuzlerce belki milyarlarca milyaryıl yaslı olabilir. Harmonik hareket gibi dusunursek bu salınımlardan bazılarında canlı yapıların cıkması muhtemeldir. Cunku evrenin 13 milyaryıldan cok cok daha eski oldugu dusunulebilir. Belki de trilyonlarca yıl yasındadır. Surekli big-banglerle yeni baslangıclar olusuyor olabilir ve kimi baslangıclarda canlılıgın ortaya cıkabilmesini saglayacak bir uzay-zaman olusum zinciri de baslanmıs olabilir. ”
Dediğiniz doğruysa bile söylediğiniz gibi bu evrenlerin birinde canlılığın ortaya çıkmış olması muhtemeldir ifadesi yanlıştır.Yani evrenlerin sürekli oluşup yok olması canlılığın bunların birinde oluşma ihtimalini arttırmaz.Sizin düşünceniz şu yöndedir;bir torba var.Bu torbanın içinde de bir milyon tane bilye var.Bu bilyelerden de yalnızca birisi kırmızı renkli diğerleri beyaz.Kırmızı renkli bilyeyi seçme ihtimalim 1/1.000.000′dur.Yani canlılığın olduğu evrenin çıkma ihtimali 1/1.000.000′dur diyelim ki.Sizin düşüncenize göre evrenler yok olup başladıkça canlılığın oluşma ihtimali artıyor.Düşüncenizi torbayla özdeşleştirecek olursak,her bilyeyi çektiğimizde eğer kırmızı değil de beyaz gelirse bu bilyeyi bir daha torbaya atmıyor torbanın dışına koyuyoruz.
Bir evren başladığında(ki bunda canlılık yok ise) bu evrenin bir daha asla olmaması ihtimal dışı kalması söz konusu değildir.Çünkü madde-enerji evren sonlanırken bir noktaya toplanır ve burada daha önceki evrenin tekrar oluşma ihtimali ortadan kalkmaz.Her zaman bu ihtimal aynen kalır.Çünkü bir önceki evreni oluşturan noktanın sahip olduğu madde-enerji büyüklüğü ve yeni evreni başlatacak olan noktanın madde-enerji büyüklüğü aynıdır.Ayrıca bu noktaların diğer bütün özellikleri de aynı olacaktır.Çünkü bütün evren bir noktada.O noktada kanun yok zaman yok.Öyle bir nokta, o hiç ayırdedilemez.
Bu evrenler birbirinden bağımsızdırlar.
Torbadan çekilme durumu yoktur.Bir öncekinde canlılığın ortaya çıkma ihtimali 1/1.000.000 ise ikincisinde 1/999.999 değildir.O beyaz bilye çekildikten sonra torbanın dışına değil torbanın içine atılmıştır.Biriciden sonra ortaya çıkacak evren kendinden öncekiyle aynı olabilir.Dolayısıyla bir evrende canlılığın tesadüfi olarak ortaya çıkma ihtimali ne ise birbiri ardına gelen miylarlarca evrende de canlılığın ortaya çıkma ihitmali aynıdır.
merakimi giderebilecek su birkac soruya cevap alabilirsem okuduguman andan tezi yok evrim teorisini kabul edicem..kafamdanda teori oldugunu silicem:-)
1-evrim günümüzde duran bir kavrammidir?beyin hacmi artisi neden homo sapiensten beri aynidir?evrim sadece bizi homo yapip beyin hacmiiz artik sabitlenmismidir?
2-akilli olmak diger bütün evrimci yorumcu arkadaslar tarafindan zorunluluk olarak dile getirildi baska forumlarda..peki niye sadece insan akilli olmustur?az cok ayni fiziki yapiya sahip oldugumuz maymun(evrimcilere göre kardesimiz o yüzden örenk veriyorum:-)neden akilli olmamistir?onun sucu nedir?eger akilli olmakzorunluluksa,maymunlar akilli olmadan nasil yasayabiliyorda biz hayatta kalamazdik?iyi görüs yetenegine,tirmanabilirlik özeligine vs sahibiz akilli olmamiz neden gerekti acaba?
3-genel olarak insanla -sempanze arasinda 1,2-1,4 lük bir genetik farkliliktan bahsedilir..peki günümüz insani homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda,homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda,homo sapiens sapien ile homo erectus arasinda,ve ortak atamiza gelinceye kadar periodik olarak yada düzenli bir sekilde genetik farkliliklar söz konusumudur?örnek olarak (rakamlar uydurmaca)homo sapiens sapiensle-homo sapiens arasinda 0,2..homo sapiens sapiensle-homo neardantel arasinda 0,4 diye devam eden bir periodik genetik farkilik söz konusumudur?eger evrim sempanze ile 1,2 -1,4 farklilik var diyorsa o yola giden bu sürectede bu genetik farkliliklar olmalidir..bunun üzerinde bilimsel bir calisma yapilmismidir?yapilmadiysa neyin ortaya cikilmasindan korkulmustur?yapildiysa ve bilen bir babayigit arkadas aciklarsa merakimi gidericem..
4-sepanzeler ile goriller üreyebilirmi,yada goril ile orangutan?bunu sunun icin soruyorum insan ve kardesimiz maymun! bildiginiz gibi üreyememektedir..neden diye sordugumuzda canim ayri bir tür olduk deyiverirler..ee peki bizim atamiz ortak degilmiydi ve biz genetik olarak 98,8 benzemekteyiz dedigimizde canim üreme kismi 1,2 farkliliga denk gelmistir deyiverirler..yapilan bir arastirmada gorillerle-insanlar arasindada 1,8 lik farlilik oldugunu göstermistir..ve gorillerlede -sempanze arasinda benzer bir farklilik..oraangutanla-insan arasinda yanilmiyorsam 3 nokta küsür..vs ..yani kisaca sorumu özetlersem sempanzeler,goriller,orangutanlar üclüsünden dan herhangi biri yapay olarak diger tür ile dölendiginde üreme olabilirmi?bunun cevabini gercekten cok merak ediyorum..bilen genetik uzmani bir arkadas varsa ve bilgilendirirse sevinicem..
evrimle ilgili daha pek cok soru var ama ben sadece insanin evrimi ile ilgili kismina yanit bulmaya calisiyorum ötesi zaten arap saci olmus..bu sorularima mantikli cevaplar verebilecek bir arkadas varsa buyursun..yok sallamacaa ise bosuna elinizi yormayin..
herkeze sevgiler
muzzi bey,
Evrim duran bir kavram değildir elbette ama bu canlıdan canlıya ve çevre şartlarına göre değişir. Mesela bir canlıda meydana gelen mutasyonlar o canlının bulunduğu çevrede hayatta kalma şansını artırmıyorsa veya ona fayda sağlamıyorsa bu mutasyon sonucu oluşan değişiklik gelecek nesillere yüksek oranda aktarılmaz ve zaman için yok olabilir veya bu değişiklik çok ufaksa ve belirgin bir faydası yoksa bizim tarafımızdan farkedilmeye de bilir. Yani görünüşte bir farklılık yok diye canlılarda hiçbir değişiklik olmuyor diyemeyiz.
Homo sapiens’teki beyin hacmi değişimine gelelim. Size bu konuda daha önce de bilgi vermiştim ama bir kere daha aynı şeyleri belirteyim. “Beyin hacmi Homo sapiens’ten beri aynıdır” demek bilimsel gerçeklere ters düşmek demektir. Homo sapiens türünün beyin hacmi son 35000 yılda %11 son 10000 yılda ise %8 azalmıştır (1). Yani sizin dediğiniz gibi bir sabitlikten bahsetmek mümkün değildir.
1. Christopher B. Ruff, Erik Trinkaus, Trenton W. Holliday, Body mass and encephalization in Pleistocene Homo, Nature 387, 173 – 176 (08 May 1997); doi:10.1038/387173a0
Akıllı olmak zorunluluk diye birşey yok. Aslında her canlı kendine göre akıllıdır. Sadece bazıları diğerlerine göre daha akıllıdır. Bu konuda geçtiğimiz aylarda Time dergisinde çıkmış bir makalenin Türkçesini okumanızı öneririm. Nasıl İnsan Olduk? başlıklı makale aslında sorduğunuz birçok srıya yanıt veriyor. Bu makaledeki şu bölüm bence oldukça önemli:
Konuşabilme yeteneği ve beyin hacminin genetik temelleriyle ilgili ufak ipuçları veriyor diye düşünüyorum. Tabiki beyin gelişiminde etkili başka genler de vardır ve bunları daha önceki bir mesajımda belirtmiştim. Onun için tekrar bunları irdeleme gereği görmüyorum.
Yani sizin düşündüğünüz gibi bir gereklilik veya zorunluluk yok ortada. Mutasyonlar ve çevre koşulları bizi ve diğer canlıları bugün bulundukları yere getirmiştir. Yoksa birisinin veya birşeyin zorlamasıyla oluşmuş birşey yok ortada.
Böyle bir çalışma için bu bahsettiğiniz canlıların genomlarının eksiksiz olarak elimizde olması gerekir ki böyle birşey olduğunu sanmıyorum. Yani 1 milyon yıl önce yaşamış ve bugün varolmayan bir türün genomunun eksiksiz olarak elde edilmesi nasıl mümkün olur bilmiyorum. Bulunan kemiklerden böyle bir bilgi elde edilmesi mümkün ama tüm genomun eksiksiz elde edilmesi çok zor birşey. Ama yine de geçtiğimiz yıllarda Neandertal kemiklerinden elde edilen ve incelemeye alınan ufak da olsa mitokondriyal DNA parçaları vardır. Bununla ilgili olarak Neanderthal DNA Sequencing başlıklı makaleye bakabilirsiniz. Ayrıca yukarda linki verdiğim Time dergisindeki makalede de bu konuyla ilgili bir bölüm mevcut.
Ayrıca bu konuda çok yeni bir gelişme var. 20 Temmuz 2006′da The Max Planck Institute for Evolutionary Anthropology ve 454 Life Sciences Corporation bulunan fosillerden yararlanarak Neandertal genomunun tümünü oluşturmak için çalışmaya başladıklarını ve bu çalışmayı 2 yıl içinde bitirmeyi planladıklarını duyurdular. Bu çalışma grubu 16 Kasım 2006′da ise Neandertal genomunun -yaklaşık 3 milyar baz çiftinden- 1 milyonuncu baz çiftini oluşturduklarını duyurdular. Ayrıca 1 milyon baz çiftini içeren bölümün analalizleri de Nature dergisinde yayımlandı.
Gördüğünüz gibi bu konuda önemli çalışmalar yapılıyor ve bilim adamlarının hiçbir şeyden korktuğu veya çekindiği yok. Eldeki imkanlar dahilinde insan evrimiyle ilgili gerçeğe ulaşmak için herşeyi yapmaya çalışıyorlar.
At ile eşek, aslan ile kaplan, zebra ile eşek, zebra ile at, inek ile Tibet sığırı, koyun ile keçi, çakal ile kurt, çakal ile dingo, kurt ile dingo, deve ile lama ve bunun gibi birçok tür aralarında çiftleşip üreyebilir.
Bunlar ortadayken şempanze ile goril veya orangutanın üreyebilmesinin bir önemi var mı? Belki üreyebilir belki de üreyemezler. Bunu öğrenmek için denemek gerekir. Ayrıca Time dergisindeki makalede belirtildiği gibi bu konuda çalışan bilim adamları insanlar ile şempanzelerin aralarında üremiş olabilecekleri düşünmektedir. Peki şimdi üreyebilirler mi diye sorarsanız bilmiyorum derim. Bu konuda yapılan bir çalışma veya araştırma yok diye biliyorum.
Umarım bu cevaplar sizi biraz olsun memnun eder.
malesef cevaplariniz memnun etmedi cünkü eksik ve yanlis bilgilerle cevap vermissiniz..
1.soruma karsilik :
“Homo sapiens’teki beyin hacmi değişimine gelelim. Size bu konuda daha önce de bilgi vermiştim ama bir kere daha aynı şeyleri belirteyim. “Beyin hacmi Homo sapiens’ten beri aynıdır” demek bilimsel gerçeklere ters düşmek demektir. Homo sapiens türünün beyin hacmi son 35000 yılda %11 son 10000 yılda ise %8 azalmıştır (1). Yani sizin dediğiniz gibi bir sabitlikten bahsetmek mümkün değildir.cevabni vermissiniz..sizin bahsetiginiz homo sapiens sapiens(günümüz insani) te son 35 yilda %11 beyni kücülmüstür yada cro magnon insanini yada yada 35 bin yil önce nesli tükenen neardanteli ele alip homo sapiens sapiens ile aradaki beyin hacminimi kastediyorsunuz?eger %11 oraninda günümüz insani olan homo sapiens sapiensin beyin hacminin kücüldügünü söylüyorsaniz kesinlikle yanlis bir bilgidir..cünkü ortaya ciktigi 150 bin yildan(bulunan iskelet örneklerine göre) beri beyin hacmi bugünküyle tamamiyla aynidir..ortalama 1350 cc. dir..eger bilmiyorsaniz her hangi bir prof. sorabilir yada google da birkac kelime yazip sizi bilgilendirebilecek gerekli siteleri bulabilirsiniz.yok eger beyin hacminin kücülmesini neardantel insaniyla homo sapiens sapiens insani arasindaki fark olarak algiliyorsaniz dogru arada %11kadar bir fark var..ama unutugunuz birseyde var neardental insani günümüz insaninin atasi olarak cogunlukla kabul görmez..en azindan bilim cevrelerinin tartismali bir konusudur..wikipedida daki neardantel insanin tanimina bakabilirsiniz..o yüzdende insan beyin hacmi 130 bin yildir aynidir ve hicde kücülmemistir..sizin söylediginiz baska bir tür olan neardeantel ile günümüz insani arasindaki farktir…
2.”Sadece bazıları diğerlerine göre daha akıllıdır. Bu konuda geçtiğimiz aylarda Time dergisinde çıkmış bir makalenin Türkçesini okumanızı öneririm. Nasıl İnsan Olduk? başlıklı makale aslında sorduğunuz birçok srıya yanıt veriyor.)türkcesini okudum ve gördümki ataist bir sitenin cevirisi..ama bos zamanimda birde ingilizcesine göz aticam tabi varsa!yukarda yazdiklariniz zaten oradan kopyala yapistir..ama zaten yazinin sonunda su belirtilmis;henüz mutasyonlarin degisim hizina göre belirlenen ortak ata yasi henüz güvenilir ve kesin bir metod degildir! veoradaki bahsi gecen calismalari bende merakla bekliyorum yani türlerin genetik farkliliklari calismlarini..
3.soruo icinda anlasilan birkac yil daha beklemek zorundayim..
4.sorum ise asil önemli soru siz önemi varmi diye sormussunuz evet cok önemi var..cünkü sempanze ile insanin üremesi imkansiz oldugu bilim tarafindan bilinen bir sey fakat diger türler üreyebiliyorsa ozaman evrimin büyük bir problemi var demektir..yani goril insana nekadar uzaksa sempanzede tür olarak insana okadar uzak yada ayni sekilde goril ile orangutan yada sempanze bir birilerine okadar uzak..yani onlar aralarinda üreyebiliyorsa,sadece insan onlarla üreyemiyorsa sizcede büyük ve önemli bir problem yokmu da vinci bey?
Sayin Beyler/Bayanlar,
Bu tartismalarin cok ilginc bana geldigini ve ne yazik ki bilime uygun yazdigini zanneden arkadaslar tarafindan cok yanlis zeminlere cekildigini dusundugumu soylemek isterim.
Oncelikle ‘Biyolog’ arkadaslara bir sey hatirlatmak isterim. Beyler/bayanlar artik yeni yuzyildayiz. Biyoloji biliminin atilim yaptigi zamanlar ne zaman oldu diye dusunun? Diger bilimler belli bir seviyeye geldikten sonra! Ve bu bilimlerin bir kisminin urunlere donusup bu urunlerin biyolojideki bilgi seviyesini arttirmasindan sonra!
Hemen sunu hatirlatmak isterim ki su an dunyanin gozu/kulagi ve yonelen eforu biyoloji bilimi ustune. Dolayisi ile diger bilimlerin kaynaklari giderek artan bir hizla biyolojiye/canli bilimine kaymakta. Bunun sebepleri arasinda tarimda bu bilgiden faydalanma, tip uygulamalari ve olasi super irklar yaratma projeleri sayilabilir.
Artik diger bilim dallarindaki insanlar da bu daldaki arastirmalara katiliyor.. Evet.. Elektronikciler, bilgisayar muhendisleri, matematikciler, biyo-fizikciler, biyo-kimyacilar, makine muhendisleri, bilisim bilimciler v.b ve hatta sanatcilar, psikologlar v.b. dusunce ve birikimleriyle katilmayi bekliyor..
Bu cok dogal cunku. Biyolojinin cevabini aradigi sorularin cevaplarini bulmak icin elimizdeki tum kaynaklara ihtiyac var. Gecmiste savas ve daha sonralari uzay arastirmalarina yonelen ‘kuresel’ efor simdi biyoloji bilimine yonelmekte..
Simdi. Beyler/Bayanlar. Bir dusunun. Biyoloji bilim olarak tabi ki insanligin basindan beri dogal olarak hayatimizin icinde ancak DNA ne zaman bulundu? Bir de tabi DNA icin dusunulen rolun hangi madde icin dusunuldugunu de bakabilirsiniz. Biyolojideki diger kesiflere de baktiginizda cok yakin tarihler goreceksiniz.
Bunlarla anlatmak istedigim su. Biyolojideki bir cok iddia/kuram ancak yeni yeni sinanma asamasinda veya birakin test edilmeyi, bulunma – onerilme asamasinda. Biyoloji daha yeni gelisme cagina girdi bile denilebilir. Dedigim gibi bu da dogal cunku gereken bilgi/teknoloji daha yeni hazir olma asamasina geldi/geliyor.
Esas konuya gelirsek. Evrim kurami da diger biyolojinin ‘ilk zamanlarinda’ one surulen bir kuramlar gibi test edilmeye ‘CIDDI’ olarak yeni basliyor. Ve LUTFEN, bir kurami savunmak BILIMI SAVUNMAK gibidir gibi bir gayri ciddilik ve gayri bilimsel bir tavira girmeyelim. Bilim TARAFTAR olmak degildir. Bilimde aksi ispatlanana kadar HIPOTEZ one surmek vardir. Belli bazi asamalari gecen hipotezlerde KURAM/TEORI olarak adlandirilir. Bu asama da kuramlarin YEGANE DOGRU anlamina geldigini GOSTERMEZ. SONSUZ bilgiye sahip olmadiginiz takdirde de yapabileceginiz yegane sey budur. Sonsuz bilgiye sahip oldugunu zanneden yok herhalde aranizda! Bilim mutlak dogrulari aramaz-arayamaz. Bilinen bilgiler isiginda arastirmalar yapilir. Bildigimiz bilgiler arttikca ve/veya eski bilgilerin yanlisligi ogrenilince yeni hipotezlere yonelinir..
Bir de yanlisligi bilinmesine ragmen kullanilan bilgiler vardir. ornegin Newton dinamigi isik hizindan cok dusuk hizlar icin gecerlidir. Isik hizina cikip da Newton mekanigi ile is yapamazsiniz. F=ma yanlis olur orada..Isik hizina asamadiginiz icin, o hizin ustunde canli var mi diye tartisamazsiniz.. Muhendislikte te yaklasik hesaplamalar cok sik kullanilir..
Kisaca ozetlersem, evrim kurami diger tum kuramlar gibi tartismaya aciktir ve tartisilacaktir. Bu kurami aciklayabildikleri ile beraber ACIKLAYAMADIKLARININ yeni kusaklara aktarilmasi gerekir. Bununla beraber canli olusumunu aciklayan diger tezlerin de arastirilmasi, soylenmesi, aktarilmasi ve bunlarin TALEP EDILMESI en dogal haklardir.
Ayrica, gecmis makalelerin – arastirmalara saygi duymakla beraber tum bu arastirmalarin yeni bilgiler-teknojiler isiginda bu kuram icin tekrar gozden gecirilmesi de gerekmektedir. Bunu kabul etmeden, bak burda su makale var v.b. demek biraz insanlari kandirmaktir ..SORU (CANLILARIN NASIL OLUSTUGU) BUYUKSE ARASTIRMALAR DA DIGER DALLARA GORE DAHA FARKLI-AYRINTILI OLMAK ZORUNDA. OLDU BITTIYE GETIRMEYE KIMSENIN HAKKI YOK!
Birkac ornek verebilirim. Klasik biyoloji egitiminde biyoinformatik egitimi yoktur. Istatistik ve de bilgisayarli yontemleri iceren bu yeni bilim dali ile canlilarin benzerligi cok daha ciddi bir bicimde, ‘tabiri caizse bakkal hesabi gibi benzerliklere bakmadan’ arastirilabilir. Mekanik bilimi kullanilarak evrimde insan icin ‘ongerilen ara bicimlerin’ yurume – kosma ve tabi ki buna bagli hayatta kalma olasiliklari arastirilabilir. Benzetimler -simulasyonlar- ile (matematik- bilgisayar bilimi-v.b. kullanilarak) rastgele (!) mutasyonlar sonucu hangi canlilarin olusabilecegi, bunlarin hayatta kalma olasiliklarinin neler olduklari, gen bilgilerinin ne anlama geldigi daha da anlasildikca incelenebilir. Tabi bu bilgisayarli benzetim arastirmalari hangi fosillerin bulunmasi gerektigi konusunda da yardimci olabilir.
Sunu dusunuyorum ki bazi biyologlar evrim konusuna ‘duygusal’ yaklasiyorlar. Bu da, -dusunun- egitiminizin belli bir kismi bu teori ustune kurulmus ve bunun yanlisligi kanitlanirsa ‘bosuna bunlari okumus olacagim’ gibi bir icgudu duygusuna baglanabilir.. Sunu belirtmek isterim ki yalniz degilsiniz:) Her bilim dali cok hizli ilerlemekte artik, degisen/gelisen/eskiyen kisimlar her sahada var. Ayrica onemli olan ogrenmeye/calismaya devam etmek.. Statukocu olmak degil..
Bilgilerimin ve dusuncelerimin degisebilecegini (!), su ana kadar ki bilgilerim isiginda belirtmis oldugumu soyler, yanilmis olabilecegim noktalar oldugunu kabul eder, on yarginizi beslemek icin (!) Allah’a inandigimi ve yaratilisi mantikli buldugumu belirtir, herkese saygilar sunarim…
Omer Sayli
B.U. Biyo-Medikal M. Enst.
Doktora Ogrencisi
fikirlerinize katiliyorum ömer bey,evrimi bilim gibi sunmaya bastan beri karsiyim cünkü henüz cözülmüs ve sonuca varilmis bir evrim yok ortada..eger öyle olsaydi burada birseyler yazmazdik..eger bir gün bilim cikip genel bir kaniyla su su sebeblerle ve yanlislanabilir ve ölcülebilir su kanitlarla darwinin evrim teorisi kanitlandi denirse,eyvallah deyip kabul edicez tabiki..bilimin ak dedigine kara diycek insan az olur..ama henüz ortada fol yok yumurta yokken kesin ve kati cözülmüs bilim gibi sunmak yanlistir..zaten saniyorum ki cogu kisinin inanmadigi evrim teorisi degildir,doganin ve iklimin canlilar üzerinde degisiklik yaptigini kabul etmiyenimiz azdir..ama asil benim ve cogu inancli kisinin inanmadigi konu kör secilim ve ortak atadir..sahsen bir gün insanlarin kuyruksuz maymundan geldigi ve bütün canlilarin tek hücreliden olustugu bilim tarafindan kesin ve tereddüte yer birakmadan kanitlanirsa tabiki ozaman ortak ata olmadigina inanmiyacak degilim..ama hipotezlerle ,teorilerle cürütülemiyen iddialarla vs..darwinist evrimi sunuyoraniz orda bir dur derim akil sahibi biri olarak…digelimki tek hücreli canlidan olustuk (kisu anicin imkansiz ötesi olduguna inaniyorum)bu bile kör secilimin sacmaligini örtmez cünkü yüce yaratici Allah bizi o sekildede yaratmis da olabilir..dünyanin tesadüfi bir patlama ile olustuguna(zaten Roger Penrose’un dünyanin tesadüfen olusma ihtimali bilimsel calismasi sonucu sudur;10 üzeri 123 de 1 ihtimal oldugu anlasildi yani 10 yanina 123 tane sifirin gelmesi ile olusan rakamda sadece bir ihtimal ve matematikte 10 üzeri 50 bildiginiz gibi sifir dir o halde tesadüfe inanmak isteyenler inanmaya devam etsinler ama sonuc ortadadir) ve sonra rastgele bu günkü yasamin ve canlilarin kompleks sekillerinin olustuguna gercekten inanmak bence en hafif deyimi ile safliktir..sadece sunu belirtmek isterim bu blogun sahibi da vinci gibi (kendi ataist oldugunu belirtmistir) ki buna saygi duyuyorum,sadece kendi ataist düsüncesi ile evrimi aciklamaya ve empoze etmeye calismamasini dilerim..o görmesede görmek isteyenler dünyadaki kompleks yasami ve rastgele olusamiycak degerleri görürler,yoksa insan evrim gecirmismi gecirmemismi ortak ata varmi okadarda önemli degil ,bilim zaten bir gün bunlara ulasicaktir..bize beklemek düsmektedir..ama kesin bir sonuc yokken her senaryonun olabirligi mümkünken bize darwinizmi bilim gibi sunmaya 150 yildir tahminlerden öte gitmeyen(sanilmaktadir,öyle oldugu düsünülmektedir,türlere tahmini yaslar bicmek bulunan birkac parca iskelet dolayisi ile )gibi bilimsel degeri olmayan söylemlerle darwinizmi kabul ettirmeye clismak yararsizdir,akli basinda olan herkez bunlara inanmaz..
herkeze sevgiler
muzzi bey,
Hayır, durum sizin düşündüğünüz gibi değil. İşin içinde Neandertaller yok ama Cro-Magnon insanı elbette var çünkü Cro-Magnon insanı modern insandır yani Homo sapiens sapiens türündedir. Bu hesaplamaya Cro-Magnon insanını dahil etmeyip de kimi edecektik?
Daha öcne linkini vermiş olduğum Body mass and encephalization in Pleistocene Homo başlıklı makalede şöyle bir bölüm var:
Ayrıca makaledeki Tablo.1′de zaman-beyin ağırlığı-vücut ağırlığı karşılaştırması yapılmaktadır. Bu tablo incelendiğinde son 35000 yılda yaklaşık %11, son 10000 yılda ise yaklaşık %7′lik bir beyin hacmi azalması görülmektedir. Aynı zamanda bu oranlara paralel olarak vücut ağırlığında da aynı şekilde azalmalar görülmektedir. Yani sonuç olarak beyin-vücut ağırlığı oranında bir değişme olmamaktadır.
Son 35000 yıl için verilen değerin içinde Neandertaller yoktur ama siz “vardır ve bu %11′lik küçülme onun içindir” diye ısrar edecek olursanız peki son 10000 yıldaki %8′lik küçülme nasıl oluyor diye sorarım. Son 10000 içinde ne Neandertal vardır ne de başka bir tür. Son 10000 yıla ait sadece modern insan fosilleri vardır.
Çeviriyi istediğiniz gibi inceleyebilirsiniz. Ben çeviride HY’nin yaptığı gibi kasıtlı ve kritik noktalarda insanları kandırmaya yönelik çeviri yanlışları olmadığına kefilim. Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.
Bu arada o yazıdan alıntı yaparken bunu belirttim zaten. Yani “yukarda yazdiklariniz zaten oradan kopyala yapistir” demekteki amacınızı anlayamadım.
Şempanze ile insanın üremesinin imkansız olduğuna bu kadar derinden inanmamanızı öneririm. Kesinlikle ürer demiyorum ama ortada sizin düşündüğünüz gibi bir kesinlik olmadığını görmeniz için Wikipedia’daki Humanzee başlığını incelemenizi tavsiye ederim.
Bir noktayı hatırlatmak isterim. Daha öncede belirttiğim gibi şempanze ve insan genomlarını karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim adamları şempanzelerle insanların atalarının aralarında çiftleşip üremiş olabilecekleri düşünülmektedir.
Önceki cevaplarımdan eksikler ve yanlış bilgiler nedeniyle memnun kalmadığınızı belirtmiştiniz. Heralde bunlar da sizi memnun etmemiştir, yoksa etmiş midir?
Isin ozu nedir? Kimse kimseye evrimin kendisi bilimdir demiyor. kimse bilimsel caba sonucu olusan bilginin mutlak dogru oldugunu soylemiyor. Ama bilim omurgasiz lastik gibi birsey degildir. Bir disiplindir ve belirli kriterlere gore bilgi uretir. Isin ozu sacma sapan girisimlerin “bilim” olarak gosterilmesi. Temel mesele bu. Surada ( http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/ ) hancerlioglu adli kullanicinin yorumlari biraz arastirma yapmami tetikledi. Yahu bu intelligent design hareketinin arkasi onu, sagi solu bilimsel caba ile alakasiz seylerle dolu. Asiri sagci yahudi lobileri, adini cokca duydugumuz Hudson enstituleri, hristiyan cemaatler, nereden geldigi belli olmiyan paralar, unvanlarindaki alanda bilimsel katkisi neredeyse sifir olan insanlarin medyatik kampanya ve milyon dolarlar ile yuruttugu bir propaganda. Bir defa kaynagi zaten saibeli.
Manifestosunda
gibi tamamen “biased” bir egilim olan bir hareketin, “bizim derdimiz bilim” demeleri pek inandirici degil acikcasi.
Sonra zaman ayirip adamlarin iddialarina bakip harcadigin zamana mi uzulesin, yoksa birilerin bunlarin pesinden suruklenmesine mi yanasin…yazik yahuu!
Barış bey,
Ben de bu konuya Akıllı Tasarım Hareketinin amacı nedir? başlıklı yazımda biraz değinmiştim. Belki görmemişsinizdir diye haber vereyim dedim.
Tesekkurler Da Vinci,
Simdi okudum yazini. Adamlarin derdi acikca ortada. Benim yasadigim yerde de 3-5 var bunlardan numune, biz eglence hesabina takiliyorduk bunlarla, cok da ciddiye alincak bisi degil derdik. Fakat bizim memleketimizde meger ne kadar cok yayginmis bu tarz seyler. Ben bilmiyordum, daha yeni farkediyorum bu durumu. Arada muhafazakarlar ne diyor ne dusunuyor diye bekirLYildirimin bloguna bakarim 40 yilda bir. Orada verilen bir linkden bi yola ciktim, ohooo, her taraf sacma sapan site, aptal aptal ad ignorantium ispatlar, carpitma ve yalan dolan ile kaynadigini fark ettim. Bunlarla ugrasmak lazim, aptallar deyip gecmeden carpitmalarini sergilemek lazim. Yoksa bunlara kanacak insan cok cikar. O yuzden bence cok dogru bir is yapiyorsunuz, basarilar dilerim.
Domain i aldim ama, su aralar gece gunduz calisiyorum, ilk firsatta bende bir tane site yada blog kuracagim, 3-5 arkadasla bir katkimiz olsun. Tekrar basarilar dilerim, gorusmek uzere.
Merhaba Barış bey,
Türkiye’de Mustafa Akyol sayesinde türedi akıllı tasarımı savunanlar. Ben klasik yaratılışçılardan pek farkını görmüyor akıllı tasarımı savunanların. Evrim karşıtı argümanları tamamen aynı. Hiçbir farklılık yok. Hiçbir geçiş formu bulunmamıştır, mutasyonlar zararlıdır, mutasyonlarla yeni özellikler oluşmaz, termodinamiğin 2. yasası evrime karşıdır, canlılar kendiliğinden oluşamayacak kadar karmaşıktır, evrende muhteşem bir düzen var bu düzen tesadüfen oluşmuş olamaz vb. argümanlar. Tamamen aynı argümanlar kullanılıyor. Bazılarını kullanırken dini çağrışım yapmasın diye uğraşıyorlar tabiki. Yaratılışçılıkla ayrılmak için buna mecburlar zaten. Ama temelde tamamen aynı argümanlar. Yaratılışçılığın evrim geçirmiş hali demek daha doğru olur aslında.
Bu arada size de çalışmalarınızda başarılar. Umarım yeni sitenizi en kısa zamanda açarsınız. Görüşmek üzere…
Aynen oyle Da Vinci dostum,katiliyorum, evrim gecirmis halleri fakat zeka duzeyinde pek bir degisikli yok. Bir iki satafatli kelime ogrenmisler o kadar. Bu yeni “bilimsel” halleri de amerikadaki taktiklerinin sonucu. Adamlarin sisteme, okula vs. nufus etme derdi var ve o yuzden bu sekilde gorunum degistirme dertleri var. Yoksa dedigin gibi hicbir farkleri yok zihniyet olarak. Mustafa Akyol u da biliyorum, babasi Taha Akyol u da biliyorum. Ben onlara sonradan gorme liberal diyorum. Kendilerince modernlesiyorlar bu tarz sacmaliklarla.
Basari dileklerin icin tesekkur ederim, en kisa surede araniza katilmayi umuyorum.
Bekleyin bakalım, biz de bekleyenlerdeniz
Çok Aciptir ; ben sizleri etlerıin üzerindeki kurtları görüp bak işte hayat kendi kendine var oldu diyen zihniyete benzetiyorum.
Gercekten siz dahi 5 dk düşünseniz bataklıga battığınızı ve ordan cıkamadığınızı görürsünüz neyse sözün kısası makbul dür
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم;
SELAMUN ALEYKUM ALLAH (C.C) DOSTLARI
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
darwine inananlar da böyledir.
evrim dogru ise ara türler nerede. bi bi bulgu yok.
dogru ise hayatın başlangıcını açıklayın nasıl olmuş insan nasıl akıl sahibi olmuş evrimlemi .
ALLAH (c.c) düşünün diye ayetler indirmiş. ama düşünmüyorsunuz. bir rüyada koca dünyayı geziyorsunuz hiç görmediginiz ve var olan yerleri görüyorsunuz.
AÇIKLAYIN BAKALIM EVRİMLE.
ALLAH(c.c) KENDİNE İNANANLARI YÜZÜSTÜ BIRAKMAZ.
İNŞAALLAH SİZDE İNANIRSINIZ . AZRAİL (A.S) RUHUNUZU ALMAYA GELDİGİNDE AKLINIZ BAŞINIZA GELİR AMA TEVBE İÇİN GEÇTİR GELİN İNANIN SAPITMAYIN.
Kuran-ı Kerim (Rahman suresi 37. Ayet)
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم;
Gökyüzü yarıldığı zaman açılmış bir gül halini aldığında. Başka hangi şeyle Rabbinizi yalanlamaya kalkışırsınız ? ( Rahman suresi: 37)
google a ‘ nasanın çektiği gül fotografı yazın ‘
ve sonra bu şeyi de evrimle açıklayın.
EVRİM = GÜLMEK İÇİN BİR MİZAH KONUSU
HAHAHA
dogru ise hayatın başlangıcını açıklayın
arkadaşım.sen bana allah nasıl var oldu? onu açıkla önce.evrim mevrim kolay takma kafana fazla.. ilk canlı nasıl olmuşmuş..
“”kokuşmuş karanlıktan kaçış”"”
arkadaş…. sen ne zahmet ediyorsun evrimci hocamız Prof Dr Ali DEMİRSOY açıklamış ya……. arkadaşlara alıntı yap onlarda cahil kalmasın öğrensinler;
yada sen de zahmet etme ben arkadaşları konu ile ilgili aydınlatayım….bakın arkadaşlar hayat şöyle başlamış (cahiller sizi……bakın bilim size çok bilimsel açıklama yapıyor…….sizde yok bilmem kim yaratmış yok bilmem ne diyormuş baksanıza şu bilimsel ifadeler nasıl da güzel açıklıyor hayatın başlangıcını)
“”"”"”Bundan yaklaşık 3-4 milyar yıl önce evrensel bir piyango çekilmiş ve büyük bir olasılıkla en büyük ikramiye dünyaya isabet etmiştir.Bu kendi benzerini üretebilen, çoğalabilen, yenilenebilen, değişebilen; fakat ancak belirli koşullar niteliğini koruyabilen canlılığın ilk mayasıdır. Bu eşsiz öz, doğanın eşsiz labaratuvarlarında 3-4 milyar yıl süreyle işlenmiş, dallandırılmış, çeşitlendirilmiş ve geçmiştekini göz önüne almazsak bugün yaşayan yaklaşık 700.000 civarında bitki, 1,500,000 civarında da hayvan türünün ortaya çıkmasına neden olmuştur.”"”"”
işte bu kadar basit arkadaşlar yahu siz komple malmısınız böyle bilimsel bir açıklama varken siz gidip nelere körükörüne inanıyorsunuz……
artık bu kadar bilimsel bir açıklama hepinizi ateist yapacaktır sanırım (işte müslümanlara bilim de bilim naraları atan insanların inandığı ve bilimsel makale olarak yayınladığı bir yazı arkadaşlar……bilim filan hikaye adamlar inanmamak için bahane arıyorlar….yoksa bilim onlara gerçeği gösteriyor ama adamlar istediklerini görüyorlar)
karanlıkta çöp kutusunu köpek sanıyorlar……..ama bir gün onun çöp kutusu olduğunu farkedecekler inşallah onlar için geç olmaz…..
o sizi balçıktan yarattıdan daha bilimsel ve inandırıcı olduğu ortada.insan türünün gelişimi de adem ve havvanın aile içi üremelerinden daha ahlaklıca sanırım evrimde.Allah doğmamış ve doğurmamıştır da tatmin edici bir bilgi değil allah hakkında.inananlara birşey diyemem.kendi bilecekleri iş.kimse kimsenin inancını yargılayamaz.doğru diye birşey de yoktur zaten.yarın evrimin yanlış olduğu çıkar ortaya ondan vazgeçer ötekinin doğru olduğunu düşünürüm.ama bir inancın batağına saplanmış kişiler bundan kolay kurtulamazlar.çünkü korku denen şey bütün hücrelerini sarmıştır.Bahsettiğin prof. hiç okumadım.ama harun yahyayı okudum. o daha muhteşem bu kesin.bu aldığınız alıntı kısa bir bölümü herhalde.belki zeka seviyesi düşük olanlar için basit bir giriş yapmak istemiştir.ya da hakketen böyle demiştir.o onun sorunu.ama internette araştırırsan gelişmiş üniversiteler ve proflar evrim denen şeyi tartışmıyor bile.geçenlerde bir ilahiyatçı siyaset meydanında evrime inandığını söylüyordu.hatta orangutanı tıraş etseniz insandan farkı kalmaz diyordu.yani anlaşılan insan evrimini de kabullenmiş.ama bazıları diğer canlılar olabilir ama insan allah tarafından yaratılmıştır diyerek kesin reddediyorlardı.inanmamak için bahane arayanlar olabilir ama bir inançtan kopmak, yavaş yavaş inancı kaybetmek zor bir olay.çoğunluk böyledir.
kokuşmuş karanlıktan kaçış
arkadaş…. sen kendin kafandan bir şeyler söyle veya yaz da inanalım……. yaratan var yada yok….farzetki ne dinler var….. ne de şu hani hiçkimsenin görmediği sadece bir kaç bilim adamının bilgisayar yardımı ile benzemesini istedikleri türler var ya işte onlar da olmasa (her nedense şu ara form denen yaratıklarda tam bu zamanda bulunuyor daha önce saklanmışlar kimsecikler bulamamış…beklemiş biraz ortalık kızışsın ….evrimcilerle…..yaratana inananlar birbirlerine girsin sonra ben kendimi gösterecem diye……arkadaş yüzyıllardır bulunamayan bu arageçiş formları ne olduda böyle arka arkaya ortalığa çıkıyor biraz düşünün…tabii ki…. o da doğal olarak çıkacağı zamanı biliyor bundan 500 yıl önce çıksa idi kimse onun evrilmiş bir canlı olduğunu anlamazdı…bu da onların dikkatini çekmiş olacak ki …….birkaç yüzyıl beklediler ortaya çıkmak için)…………. biz neye nasıl inanacağız arkadaş bu dünyada bir tek biz mi yaşadık bizden binlerce yıl önceki insanlar ne düşüneceklerdi veya ne düşünmeleri gerekirdi……tabii evrime göre…. şu an insan diğerlerine göre en son…. en gelişmiş…. numune ………arkadaş evrim bizim mi bekliyordu….arkadaş eşşekler neden konuşmuyor yazmıyor…. biz evrilirken birinin o güzelim hayvanlara kastımı var ( bukadar hayvandan hiçbiri mi? evrilirken bizim sahip olduğumuz düşünebilme ve karar verme yetisine sahip olamamış…..onlara kim engel olmuş)……bak öküze ……bak ineğe …..bir booook bildikleri yok ama bizim hala ne olduğunu anlamadığımız veya başka bir şahsın deyimi ile onlar kadar ucuza mal edemediğimiz sütü nasıl oluyorda yapıyor….biz çok akıllıyız ama bizim ürünlerimiz onlarınkinin yanında hiçbir anlamı olmayan ürünler…….ama dersen ki süt o ineklerde kendiliğinden oluyor…… hani yavruları var ya ondan diye……bunu belirtmekte ahmaklığın ta kendisidir….çünkü yavrusunun besleneceğinden çok daha fazla süt vermektedir….ayrıca bu inek oğlu inek ne diye süt veriyorda yavrusuna meyve suyu ikram etmiyor….yani ne diye meyve suyu üretmiyorda süt üretiyor….nerden biliyor sütün yavrusuna faydası olduğunu…..yok sen dersen ki ……arkadaş zaten evrime göre…. biz onlarla akrabayız…… biz akıllanırken onlar daha tam inek değillerdi…….. sonradan inek oldular ……dersen tabiki bizim bir itirazımız olmaz…..
ayrıca senin gibi evrimi savunan biri nasıl olurda Prof Dr Ali DEMİRSOY’u tanımazda…karşıt görüşte olan Harun YAHYA’yı çok iyi bilir…..arkadaş önce sen savunduğun şeyi oku öğren ondan sonra başkalarını oku sanırım bu daha faydalı olur…..çünkü bu prof’umuz çok meşhur bak sana birkaç evrimsel buluşu ile ilgili yazısını da göndereyim….
“”"”“Bugün sadece yabani lahanadan, ayrı ayrı yenilebilir ve tür düzeyinde, 8 çeşit yeni ve görünüşleri farklı bitkiyi yapay yollarla oluşturabilmişiz. Bunların doğada ayrı yabani formları yok ve hepsi insanın bizzat ürettiği sebzeler. Örneğin brokkoli, marul, kara lahana, lahana gibi… Bunların doğal yollardan oluşması da mümkün [yani zaten doğal olarak var ama biz evirdik çevirdik içine biraz ilim biraz araştırma koyduk kısa sürede çıkardık---daha sonra diğer bilim adamları doğal olmayan meyve ve sebzeler insan hayatına .... zararlar veriyor mümkün ise doğal olanları tüketin (şimdi bunun hangisi daha bilimsel)], ama doğada bunlar uzun sürede meydana gelebilirler. Oysa, insan evrime müdahale edince, yeni ortaya çıkışlar kısa sürede, ama doğrudan insanın etkisiyle gerçekleşiyor.””"”"
sen uyu arkadaş bizim hocamız evrilmiş marul,lahana…..vb bitkiler üretiyor sen hala Harun YAHYA’dan bahsediyorsun……
sen neden bahsediyordun. valla senin gibilere laf yetiştirmeye gerek yok.o profu tanıyorum merak etme.evrimi çok iyi bilmiyorum çünkü uzmanı değilim ama anlıyorum ve mantıklı buluyorum.evrimle ilgili ya da ilgisiz çok şey inceledim okudum merak etme.dawkinsin çoğu kitabını okudum çok akıllı bi adam tavsiye ederim.tanrı yanılgısı, gen bencildir, bu aralar bir şeytanın papazını okuyorum.tanrı yanılgısını sana tavsiye ederim.cesaretin varsa tabi.yok inekten süt çıkarmış amaaan hiç uğraşamam senle mutluluklar canım sana hayatında…
kokuşmuş karanlıktan kaçış
arkadaş…. oku…… oku…..yalnız sadece başkalarının düşünüp yazdığı şeyleri okumaktan…….. arada bir kendini sıyır….biraz da sen düşün…..
ayrıca bilim adamları dediğin insanları…….tamamen doğruyu söyleyen insanlar olarak değerlendirme çünkü şahsi çıkar …..milli menfaat…….enaniyet….. veya başka bir sebepten dolayı ……bilimin ona gösterdiğini değil …..görmek zorunda olduğu şeyi görecektir.
bu nedenle belirttikleri de doğru olmayacaktır.aşagıdaki birkaç örnek tarihteki en büyük olanlarındandır;
1….Amerikanın aya çıkma masalı; yıllarca sovyetler sosyalist birliğinin aya araç göndermesi ve canlı göndermesi……amerikanın bu yarışta çok geri kaldığını tüm dünyaya göstermişti…oysa amerika gibi bir devin bunu hazmetmesi mümkün değildi…..bilim adamları harıl harıl çalıştılar ve sonunda aya inip amerikan bayrağı diktiler…ay yüzeyinde gezinip hatıra fotoğrafı çektirdiler…..şimdilerde bu fotoğraflar amerikanın aya ayakbasmadığının delili olarak ortalarda gezmektedir…hatta orjinalleri kayıp oldu hikayesi de bu işin ayrı bir uydurması….bu kadar tarihi bir olayın orjinal fotoğrafları nasıl olurda kaybolur o da ayrı bir yalan….ayrıca..orjinal olmayan ama o zaman ki teknolojiden kalan resimleri incelersen(internette mevcut….hatta nasanın kendi fotoğraf galerisine gidersen orada da farklı iki resim var o iki resimden bile anlarsın…. o resmlerin stüdyoda çekilmişolduğunu…..mesela nasanın sitesindekilerde….fotoğraf çekilen taraftan aydınlık vuruyor tepelere ama gölgeler sanki karşı taraftan ışık kaynağı varmış gibi aydınlık tarafa doğrular….yani adamlar yıllarca uğraşıp bir stüdyo hazırlamışlar ama o zaman ki uzay hakkındaki bilgisizlikleri böyle komik resimleri çekmelerine sebep olmuş ….ayrıca…….amerikanlılar ayda bile dalgalan sende safaklar gibi ey şanlı amerikan bayrağı demişler… bu da ayrı bir safsata sanki uzayda kuzey rüzgarları esiyor…bayrak koptu kopacak..)
2……son yılların en büyük yalanı insan ve hayvan kopyalama masalları…..adamlar yaptığı işe kopya demek için kendilerini o kadar zorlamışlar ki az kalsın kopyaladık yerine biz bu canlıyı yarattık diyecekler……yaptıkları iş…..bir çekirdek hücresinde tüy…renk…vb özellikleri veren yerleri bulduklarını düşünüp bunları başka bir çekirdek hücresine aktarmışlar…bu kadar……gerisi varolan sisteme bırakılıyor….bunu söyleyince amerikada 12 yıl çalışma yapmış bir bilimadamı genetik te kopyalama bu işe deniyor diyor….
bak şimdi sana bir örnek vereyim şimdi biz bir bmw otomobil fabrikasına gidip (şuanda üretimin çoğunluğu programlanmış robotlarla yapılmaktadır) imalat ile ilgili bütün üretim bantları gezsek ve her aşamayı da gerçekten çok iyi öğrensek…sonrada
biz öğrendik ki sac kalınlığı mukavemeti arttırıyor…..biz saclar şekillendirilmeden önce onların kalınlığını artttırsak ve diğer bütün aşamaları zaten var olan sisteme bıraksak ve çıkan bmw ye de naralar atarak ben bmw yi kopyaladım desek herkes güler değilmi….farzedelimki gülmeyip kabul ettiler bu senin kopya bmw dediler….ya sonra şimdi benim aracım daha mukavemetli mi oldu kesinlikle…hayır….çünkü sac kalınlığına göre arabanın tasarımının değişmesi gerekir……… çünkü montajda sac kalınlığından dolayı boşluklar oluşacak ve yeterince sağlam olmayan bağlantıların yapılması gerekecek…..
işte kopya canlılardaki durum sadece bu……. teknolojik gelişmeler neticesinde öğrenilen bir olay sadece öğrenilenden ibaretmiş gibi düşünülüp……naralar atılması…fakat sonuca bakınca hüsran bunu da incelemek istersen http://www.sciencemuseum.org.uk/antenna/dolly/index.asp bu bağlantıyı inceleyebilirsin……
artık biraz da siz düşünün arkadaşlar……. başkaları düşünüp……. sizde onların düşündüklerini birbirinize söyleyip kendinizi çoşturmayın….çünkü sonra bu coşkuya kendinizi kaptırıyorsunuz ve artık o coşkudan kurtulamıyorsunuz….
never_mind
ayrıca bilim adamları dediğin insanları…….tamamen doğruyu söyleyen insanlar olarak değerlendirme çünkü şahsi çıkar …..milli menfaat…….enaniyet….. veya başka bir sebepten dolayı ……bilimin ona gösterdiğini değil …..görmek zorunda olduğu şeyi görecektir.
Burada yazdıkların sadece bilim insanları için değil bazı cahil cüheyla halk için geçerli. koyun gibi bazı insanların nasıl bazılarının peşinden gittiğini görmüyorsun galiba.Ben hiç bir insana burada bahsettiğin şekilde bakmadım.Kim olduğu umrumda da değil.Ben düşüncelerine bakarım.Aklımı kullanırım.Aynı fikirdeysek de onunla, onun peşinden koyun gibi gittiğim anlamını çıkaramaz kimse.Yukarıdaki şeyleri emin ol bu evrimci tayfasında çok bulamazsın.Ha belki kimisi şöhret için, kitabını daha çok satmak için dine saldırmış olabilir, saçma şeyler yazmış olabilir. Çıkar tabi her kesimde böyleleri.Ama diğer tipler dini daha çok sömürüyor bu kesin.Dini içerikli etrafında kaç çeşit ürün satılıyor, pazarlanıyor görmüyorsun galiba.Din adına bedava dağıtanları da var tabi ama genelde şahsi çıkar daha ağır basıyor tabi bu işlerde.Okuma tavsiyene katılıyorum.Hiç üstüme alınmadım açıkçası.Bir olaya her açıdan bakmanı sağlayacak şeyler okumak önemli olan.
Tez ve antitez olayı.Bir de dışarıdan bakmayı deneyeceksin birşeye..Evrime de de din gözlüğünü çıkarmadan bakılırsa tabi ki birşey değişmez.Gözlükleri çıkrıp baktığın zaman görüyorsun ki hoşgörü neymiş, anlamak neymiş, insana verilen değer neymiş ne olursa olsun o insan…saygılar..
KAFİR DÜŞMANI adlı arkadaşım,
Senin nasanın çektiği gül fotoğrafı dediğin şey; Kedi Gözü Bulutsusu(NGC 6534) -Türü:Gezegenimsi bulutsu -Yer Aldığı Takım Yıldızı:Ejderha -Uzaklığı: Yaklaşık 3000 Işık Yılı
Ona bakarsanız Merope Bulutsusu(IC 349) hayalete benziyo , NGC 7000 bulutsusu Kuzay Amerikaya benziyo , M 57 ve NGC 6720 bulutsusu yüzüğe , NGC 2392 atoma , M 2-9 kelebeğe , MyCn 18 bulutsusu inanılmaz derecede insan gözüne , Barbard 33 at başına benziyor.
Lütfen saçma örnekler vermeyelim !..
Tartışmaları baştan aşağı okudum. Enteresandır dine karşı olan arkadaşların savlarını kuranda bulamıyorum. Defalarca Türkçesini okudum ve okumaktayım. Neresine itiraz edildiğini de anlamış değilim. Ayetleri dönemine göre değerlendirmek lazım. Sosyal hayatla alakalı ayetler o zamanki toplum içindi belki. Şimdiki ile kıyaslanmamalı. Ayrıca önemli olan kozmolojik ayetler. Mesela Enbiya 30 da her canlılnın sudan yaratıldığından bahseder. Aksini bilim söylüyor mu ? Hayır. Zariyat 47 de kainatın genişlediğinden bahsediliyor. Bilim yalanladı mı ? Hayır. Yasin de Güneşin de dünya ve ay gibi bir yörüngesi olduğundan bahsediliyor. Yalan mı ? Hayır. Nahl da bal yapan arıya dişi arı şeklinde hitap edilmiş. Bu yakın zamanda ulaşılan bir bilgi. Bilim yalanlamış mı ? Hayır. Her şeyin bir zıddı ile yaratıldığı yazılmış.(Madde – anti madde) . Bilim yalanlamış mı ? Hayır. Ve daha neler neler. Açın da bi okuyun arkadaşlar. O zaman ki toplumun ıslahı için indirilip te şimdi ihtiyaç oluşturmayan sosyal içerikli ayetlere takılıp ta diğer ayetleri sümen altı etmeyelim. Bu ayetleri defalarca istediğim halde niçin bir arkadaş bana izah etmiyor. Cinselliği ön plana çıkarılıp mevlanaları yunus emreleri yetiştiren bir ahlak karalanıyor ? Bilim bu mudur ? 1400 yıl önce uçkuruna düşkün bir deve çobanı olan Muhammed bu bilimsel verilere nasıl ulaştı ? Yoksa salladı da mı tuttu ? Nereden kopyaladı ? Hangi medeniyetten çaldı çırpttı? Yav bi cevap verin ? Artı Da vinci arkadaşa itiraz eden müslüman arkadaşlar size de bu sorum. Siz de cevaplayın. Komik komik itirazlarla bir yere varamazsınız. Siz de galiba işin sosyal-siyasi boyutundasınız hala. Bu ayetler de var. Siz de kafanızı kumdan çıkarın.. Saygılarımla
serdark,
aslinda burasi evrim ile ilgili bir site, haliyle, sanirim, evrim teorisi ile ilgili bilgi alisverisi yapilmasi amaciyla boyle bir site kurulmustur…
ancak, evrim teorisi canlilarin tek hucreliden cok hucreli karmasik yapilara nasil degistigini delilleri ile en iyi ve TEK bilimsel teori oldugu icin, tek tanrili dinlerin canlilarin yaratilisi hikayesini tamamen gercersiz kilmaktadir. haliyle ister istemez, evrim teorisinden bahsederken, tanrilardan onlarin gonderdikleri sozumona kitaplardanda bahsedilmeden olmuyor. ama boyle bir kisir donguye giriyoruz bence.. cunku evrim teorisini savunanlar bilimin isiginda, eldeki delillere bakarak bazi seyleri iddia ederler, yaratilisciliga inananlar ise, ne kadarda mantik disi olursa olsun, sadece ve sadece inandiklari icin savunurlar, inandiklari seyleri destekleyen bilimsel bilgileri savunurlar, inandiklarini curuten bilimsel verileri ise, mantiksizligin akilsizligin en alasini gostererek, karsi cikarlar.. neden dolayi karsi ciktiklarinin tek gerekcesi ise, cunku kutsal kitapta oyle yaziyorsa kesin dogrudur, insan sinrili beyni ile anlayamazmis..vs.. sacmaliklarla savunurlar.. demek istedigim, bilimsel bir teoriyi bilimsel verilerle desteklersin veya karsi cikarsin.. neyse..
bu arada, demissinki, kurandaki ayetleri o zamana gore ve o topluma gore degerlendirmek gerekir diyorsun. ben hep, kuranin butun zamanlara indirildigini, bir topluma degilde butun insanliga indirildigini hep duymaktayim..
NewAteist
Ben sosyal yapıyı düzenleyen ayetlerin o zamana göre değerlendirilmesi gerktiğinden bahsettim.Toplum şekillendirme bir süreçtir. Tıpkı 1924 anayasasında Devletin dini islamdır. ibaresi varken 1928 de çıkarıldı. Bu Atatürkün ideale ulaşma çabası olarak adlandırılır. Kuran daki sosyal ayetler de öyledir. Ayrıca emevi ırkçılığı ile sanki islammış gibi sosyal hayata sokulan eski arap adetleri sayılamayacak kadar çoktur. Kuranın mesajı (Hak, İnsaniyet, Eşitlik..) evrenseldir. Onun dışındaki hüküm içermeyen ayetler toplum ideale ulaşmışsa tabi ki uygulamadan kaldırılabilir. Şeriat=Kuran gibi çarpık ve geri kafalı bir iddia Kuranın evrensel mesajlarına haksızlık olur. O yüzden din konusunda tek referans Kuran olmalı bence. O hocanın bu şeyhin lafları değil. Ayetlerde defalarca “düşünmüyor musunuz ? görmüyor musunuz ? akıl etmiyor musunuz ?” gibi ibarelerin olması Kuranın yorumunun kişisel olması gerektiğini düşündürüyor bana. Atatürkün bizzat yaptırdığı meal bunun en büyük kanıtı olsa gerek. Bu arada Evrim teorisinin hayatı ve gelişimini açıkladığı gibi bir tez zorlama olur bence. Çünkü evrime gelen itirazların çoğu dinsel değil bilimseldir. Mesela evrimciler hala Termodinamiğin 2. kanunu ile evrim teorisini bağdaştıramamışlardır. Milyonlarca yıl boyunca bir türün hep ileri yönde gelişme ihtiyacının sabit kalması da mantık sınırlarını zorlamaktadır. Mutasyonların nasıl daha ileri bir türün ortaya çıkmasını sağladığı da bir problemdir. Ayrıca bu deneme yanılma süreçlerinde niçin bulunan fosiller arasında elenmiş arızalı başarısız MUTANT türler yoktur ? Mesela nasıl bir mutasyon balina gibi bir hayvanı karaya çıkarmıştır ? Aynı anda böbrek yapısını, kas yapısını, deri yapısını, göz yapısını, solunum sistemini, kemik yapısını karaya uyarlamış tır ? Mesela bunun için niye bir ara geçiş formu yoktur ? Birbirinin atası olduğu iddia edilen canlılar niçin kambriyen patlaması ile birdenbire atasız bir şekilde ortaya çıkmıştır ? Bu ani evrimi kontrol eden nedir ? İşe yaramadığı iddia edilen organlar artık niye yoktur ? Miller deneyinde Cold Trap uygulamasaydı aminoasitleri ortamda koruyacak mekanizma ne olurdu ? Aminoasitler nasıl biraraya gelerek bilgi oluşturmuşlardır ? Bilgi tesadüfen oluşabilir mi ? … Şimdi bu itirazların kaçı dinsel nitelik taşıyor acaba ? Dolayısıyla evrim henüz kendi içinde tutarsız bir yapıdadır ve açıklaması gereken bir çok konu vardır. Bu görünüşü ile evrim mutlaka olmuştur demek bence onun bir teoriden çok bir ideoloji ya da bir din olduğunu kabul etmektir. Evrim=bilim demişsiniz ama
benim size sorduğum ayetler hakkında yine cevap alamadım. Karambole gidiyor arada. Tekrar soruyorum Zariyat suresi 47.ayet “Biz kainatı yarattık ve onu genişletmekteyiz .” 1980 de Kobe uydusuyla ispatlanan bir gerçektir. 1400 yıl önceden nasıl biliniyor ? Bana bunu evrimsel görüşe uygun olarak açıklarsanız mutlu olurum. Saygılar.
Bilime herzaman saygı gösterilmesi gerekir ama evrim hakkında benim anlamadığım birşey var, bu lise bilgisine sahip herkişinin sorabileceği bir soru.
Evrim ; en basit canlıdan başlayıp süre gelen yapısal değişiklerin yararlılık göz önünde tutularak ilerlemesidir. Ama bildiğim birşey varki oda mesela memelilerde bir germ hücresi vardır bide somatik hücreler vardır. Genetik bilgi bir sonraki nesle germ hücreleriyle aktarılır somatik hücrelerle aktarılmaz. Fakat yapısal değişiklik vucudun herhangi bir yerinde olunca (yani somatik hücrelerde)nasıl oluyorda bu değişiklikten habersiz olan germ hücrelerindeki DNA da buna göre değişiyor? Vucudun her noktasındaki değişiklikleri anlayan vede buna göre DNA sını değiştirebilen bir germ hücresi yada vücudda buna benzer bir mekanizma gösterilmiş ispatlanmışmıdır?
İkinci bir konuya gelince artık herkesce biliniyorki evrim teorisinin mantıki sonucu ateizmdir ki buda sayılı Darvinistçilerce açıklanmıştır. Ama işin garip tarafı ise kişilerin darwinizmden ateizme değil ateizmden darwinizme yönelmesidir. Ayrıca evrim teorisi savunucularınında bilim yobazı olarak nitelendirilebilinecek derecede inatçı davranması yani daha kesinliği ispatlanamamış birçok tartışma yaratmış gün geçtikçe hatta profosorden profosore göre bile değişen bir fikri insanlara her yolu kullanarak gerek medya gerek siyasi hatta çizgi filmler ve bilgisayar oyunlarıyla bile dayatması bu işin aslında bilimsel bir gerçek olmadığını açıkça gösteriyor.
Size sorarım yüzyılın fikri olan kuantum fiziğine inanmayan bir insana nasıl bir mumele edilir düşünün bakalım, gülüp geçersiniz. Peki evrim öylemi , bu iş sosyoloji yönünden incelendiğinde inançsızlık temeline dayanan siyasi bir görüşün dayatılmasından başka bir şey değildir.
Merhaba Bahadır,
Bu soru senin de belirttiğin gibi lise seviyesinde biyoloji bilgisine sahip herkesin aklına gelebilecek hatta gelmesi gereken bir soru. Bu blogda daha önce de sorulmuştu diye hatırlıyorum.
Memelilerde yeni canlının oluşması için normal şartlarda anneden gelen yumurta hücresi ile babadan gelen sperm hücresi gereklidir. Yani yeni nesil, sperm ve yumurta hücrelerindeki genetik malzemenin bir ürünüdür. Anne ve babanın vücut hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar yumurta ve sperm hücrelerinden bağımsız olduğuna göre bu mutasyonlar yeni nesile aktarılmaz. Yeni nesile ancak yumurta ve sperm hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar aktarılabilir. Somatik hücrelerde meydana gelen mutasyonları germ hücrelerine aktaran bir mekanizma yoktur veya varsa bile benim böyle bir mekanizmaya dair bilgim yok.
Evrim teorisinin mantıki sonucu ateizm değildir. Buna kesinlikle katılmıyorum. Evrim teorisi ateizmi destekliyor olsa da tanrının varlığı görüşüyle de çelişmez. Tanrı evreni yaratmış ve doğa kanunlarına bağlı olarak hayat kendiliğinden oluşmuş ve evrim gerçekleşmiş olabilir. Veya tanrı evreni ve yaşamı başlatmış ve evrim teorisi doğa kanunlarına göre işlemiş olabilir. Ama tanrının tüm canlıları hokus pokus ile ayrı ayrı ve bir anda yarattığı görüşünü kabul ediyorsan evrim teorisi elbette o tanrı görüşüyle çelişir. Ama genel anlamda evrim teorisi tanrınnı varlığı görüşüyle çelişmez ve evrim teorisinin mantıki sonucu ateizm değildir.
merhaba bahadir,
yazini ilgi ile okudum.. butun teorilerde oldugu gibi, evrim teorisindede her konu, simdilik tam olarak acik bir sekilde aciklanmiyor.. Darwin’in kendiside Evrim teorisini anlatirken, bu teorinin bircok zafif tarafinin oldugunu, eksik fosillerden dolayi bazi seylerin tam olarak aciklanmadigini soylemektedir. ama bunu ilerideki bilimadamlarinin halledecegini soylemistir. demek istedigim, bir teori ortaya atildiktan sonra, bu teorinin ana fikri cercevesinde, bazi eklemeler veya cikarimlar olabiliyor, yapilan bazi hatalar yeni bulgularla anlasiliyor veya yeni bilimsel gelismelerle teori tekrar update ve upgrade yapilabiliniyor. zaten bilimsel calisma dedigimizde bu degilmidir. Darwinistler, Darwin’in evrim teorisine kayitsiz sartsiz inandiklarini zaten iddia etmiyorlarki.. tabiiki yeni veriler ve buluslar farkli bir sey gosteriyorsa, teoride ona gore degistirilir. su andaki bildigimiz bilimsel teorilerinin hemen hemen hepsi, yeniortaya atildiklarindan, temelde ayni olsada, bircok degisime ugramislardir, ama bu teorilerdeki eksiklikler, zayifliklara dayanarak o teorinin yanlis oldugunu iddia edemezler. ediyorlarsa, o kisiler ya bilimsel teorinin ne oldugunu bilmemekteler yada ne dediklerini bilmemekteler. Evrim teoriside bu acidan ele alinmali bence..
diyorsunki :
” yüzyılın fikri olan kuantum fiziğine inanmayan bir insana nasıl bir mumele edilir düşünün bakalım, gülüp geçersiniz. Peki evrim öylemi ..”"”
Evrim teorisine inanmayan bir bilim adami oldugunu sizden duyuyorum. oyle bir bilimadami yok. sakin bana asiri musluman ulkelerdeki zavalli biyologlardan bahsetme.. inanmayanlarda evrim teorisinin eksik ve zayifliklarindan dolayi degil, tamamen DINI NEDENLERDEN dolayi karsi cikiyor olabilirler.. Evrim teorisine karsi bu kadar cok tepkinin nedeni, cunku Evrim Teorisinin, Tanrinin sozleri olarak kesin kabul edilen tek tanrili dinlerin kitaplarindaki, canlilarin yaratilmasi hikayesinin ne kadar anlamsiz, mantiksiz ve bilim disi oldugunu ispatladigi icin, bu kadar cok karsi cikilmaktadir. eminim Kuantum fizigi’ne ters gelen bir sey bu kitaplarda olsaydi, eminimki Kuantum mekaniginede bu kadar cok tepki gelirdi. dikkat edersen, bu tepkilerin hicbir mantigi ve aciklamasi yok, sadece dini kitaplarda oyle yazmadigi icin tepki vardir.
saglicakla..
Selam
Bugün sitenizi çok fazla olmasada inceleme fırsatım oldu.Ne yazıkki konuların çoğunun harunyahya ve eserlerine cevaplar hatta kişisel ve alay edici görüşlerden ibaret olduğunu gördüm.Şimdi yazacaklarımı yazabileceğim uygun bir yer bulamadığımdan mecburen burayı kullanıyorum.
……………………………………………………………………
Öncelikle şunu belirteyim hiçbir kişi yada kurum hakkında tartışmıcam, savunmıcam sadece sitenizin ismi ve amacı “yaratılışcılaracevaplar”olduğu için karşı cevap niteliğinde birkaç fikrimi beyan etmek istiyorum.
İlk olarak bu yaratılışcılar olarak tabir ettiğiniz ve bu konularla alakalı kesimin madde ve canlı hayat hakkında düşüncelerinin sadece bir “hokus pokus” a inanmak sanılması çok yanlış. Dini olarak, fizikte bilinen yada bilinmeyen ama evrende işleyen kuralların (mesela kütle çekimi) Allahın sünnneti olduğuna inanılır. Sünnet kelime olarak yol anlamına gelir. Yani evrende işleyen bu mekanizma Allahın kuralları, sünneti ve sanatıdır. Fizik, kimya vs. bize bu sünnetullahı öğretir. Yani mesela Allah güneşin durmadan yanmasını nasıl sağlıyor sorusunu fiziğin cevaplaması bunun inanç dışı bir olgu olduğunu göstermez. Aksine bize Allahın sünnetini yani izlediği yolu gösterir. Biz böyle bir açıklama yapınca çoğu kişi şöyle bir soru soruyor. Aynı örneği ele alırsan deniliyorki ” Allah fizikte bizim öğrendiğimiz bukadar meşekkatli işlere başvurmadan güneşin yanmasını sağlayamazmıydı,bu bir zayıflık deyilmi” İşte bu soru kusura bakmayın ama insanı biraz gülümsetiyor. Aynı insanlar değilmiydi “hokuspokus” a karşı savaş açmış kişiler, ama bu sefer diyorlarki “eğer Allah varsa bu iş bir “hokuspokusla” olmalı çünkü bukadar meşekkatli bir işle uğraşmak zorunda olması bir zayıflıktır” Anlayamadıkları şey ise Allahın sadece Ol demesinin yeterli olduğudur, yani bizim gibi bir düşünme,tasarlama süreci olmaz. İşte burdaki “ol” kelimesi bazılarınca “hokuspokusla” karıştırılıyor. Allah için zaman söz konusu değildir oradaki ol bizim için belki 1milyon sene belkide tüm evrenin yaşamına denk gelecek süredir.
Size yaratılışcılar diye tabir ettiğiniz kişilerin gözüyle görme fırsatı veriyorum.
……………………………………………………………………………
Evrim konusuna gelince ise karşı bir fikir sunmaya luzüm yok çünkü herkesin hemfikir olduğu bir şey varki oda evrimin şuanki mevcut bilgilerimizle ispatlayamadığı konuları ve üstünden kalkamadığı soruları var. Tekrar ediyorum sahip olduğumuz bilgilerle evrim sınıfta kalıyor. Bu nedemek yani bu fikir kanıtlanmamış, insaf arkadaşlar kanıtlanmamış bir şey var ortada. Kanıtlanmamış ama tarihte görülmemiş derecede bir çalışmayla insanlara empoze edilmeye çalışılan bir fikir yada bir ideoloji.
Sizlere tek tavsiyem gerçekten evrimin sunduğu bilimsel çalışmaları okuyarakmı inanıyorsunuz yoksa orda biryerlerde evrimi ispatlayan birileri yada birtakım fikirler olmalı diyerekmi inanıyorsunuz bir düşünün. Eğer neden bu kadar karşısın diye sorarsanız gerçekten bu fikrin bir fikir değilde bir ideoloji olduğuna inanıyorum.
………………………………………………………………………..
Son olarak burada alaycı,hakarete varan yorumların,sözlerin sarfedildiğini gördüm, bunu heriki tarafta yapıyor. Sitemim sadece yorum yapan arkadaşlara arkadaşlar kimse kimsenin kafasının içine girip fikrini düşüncesini değiştiremez sakin olun lütfen, kişisel tartışmalarınıza fikirlerinizi de katarsanız sizin göreceğiniz kötü sözler fikirlerinize söylenir.
Burası biilimsel bir platform değil burada fikirler sunuluyor. Hiçbirimiz yaptığımız bilimsel bir çalışmayı insanlara sunup fikirlerini almıyoruz. Sen anlamıyorsun yada siz şöyle şöyle insanlarsınız gibi yargılar çok gereksiz vede anlamsız.
Selametle.