Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar (Answers to creationist claims)

Eylül 26, 2006

Embriyoloji ne diyor?

Kategori: Akıllı Tasarım, evrim, evrim teorisi — Da Vinci @ 3:26 am

Bu yazımda Akıllı Tasarım Türkiye Öğrenci Platformu’nun sitesindeki Embriyoloji ne diyor? başlıklı yazının ufak bir incelemesini ve eleştirisini yapacağım.

Bu yazıyı okuyunca göreceğiniz gibi Akıllı Tasarımcıların evrim karşıtlığı bakımından yaratılışçılardan hiçbir farkı yok. Onlar da aynı modası geçmiş argümanlarla saldırıyor evrime ve Darwin’e. Saldırı noktası olarak da Alman biyolog Ernst Haeckel’in omurgalı hayvanlardaki embriyo gelişimini gösteren çizimleri seçiliyor. 1800′lerde yapılan bu çizimlerin Evrim Teorisini desteklemek için kullanıldığı ve evrimci bilimadamları tarafından kullanıldığı ama yakın bir zamanda bunların yanlışlığının ortaya çıktığından bahsediliyor. Hatta Stephen Jay Gould’un bir makalesinde Haeckel’in çizimlerinin Darwin’in teorisi için delil olduğu söylediği ve evrimle ilgili tüm kitaplarda gerçekmiş gibi sunulduğunu yazılıyor.

Bunlar tamamen gerçek dışı, hayal ürünü şeyler. Stephen Jay Gould’un yazıda geçen makalesine buradan ulaşabilirsiniz. Yazıyı incelerseniz Gould’un böyle birşey söylemediğini görürsünüz. Kaldı ki Gould 1977′de yazmış olduğu Ontogeny and Phylogeny adlı kitabında Haeckel’ın embriyolojik gelişimle ilgili (ve yanlışlığı çok uzun süre önce kanıtlanmış) teorisini ve yanlışlar içeren çizimlerini eleştirmiştir. Ayrıca yukardaki linkini verdiğim makalesinde de Haeckel’i ve çizimlerini eleştirmektedir. Yani bilim dünyasında Haeckel’ın çizimlerinin yanlış olduğu çok eskiden beri bilinmekteydi.

Gelelim Haeckel’ın çizimleriyle Darwin’in ilişkisine. Darwin 1859′da Origin of the Species kitabını bastığında bu çizimlerden veya Haeckel’in düşüncelerinden faydalanmışmıydı? Hayır. Haeckel teorisini ortaya attığı kitabını 1866 yazmıştı. Ama o tarihte bu çizimler yine ortada yoktu. Çizimler 1874′te yayımlandı. Yani Haeckel’in embriyolojik gelişimle ilgili teorisi ve çizimleri yaratılışçıların ve akıllı tasarımcıların iddia ettiği gibi Darwin’in teorisinde ve görüşlerinde bir etkisi yoktur. Tam tersine Haeckel Darwin’den etkilenmiştir. Yani Darwin’in görüşleri Haeckel’dan bağımsız olarak gelişmiştir. Yani Haeckel’in teorisinin veya çizimlerinin yanlış olmasının evrim teorisi üzerinde olmusuz bir etkisi olamaz.

Şimdi Akıllı Tasarım Türkiye Öğrenci Platformu’nun yazısının başlığına geri dönelim: Embriyoloji ne diyor? Embriyoloji evrim görüşünü destekler mi yoksa evrim görüşüne karşı veriler mi ortaya koyar?

Omurgalı hayvanların embriyolojik gelişimi izlendiğinde herbirinin birbirine çok benzediği bir evreden geçtikleri gözlemlenmiştir. Bu evreye filotipik evre denir. Bu evrede tüm omurgalıların embriyoları aynı genel yapıdadır. Gelişimin ileri aşamalarında bu aşamada aynı olan yapılar farklı canlı türlerine göre farklı yapılara dönüşmektedir. Örneğin filotipik evrede balık ve insanda aynı olan yapılardan balıkarda solungaçlar oluşurken insanlarda akciğerler oluşmaktadır. Yani belli bir yere kadar benzer giden gelişim bir noktadan sonra farklılaşmaktadır. Aynı sınıfa ait canlılarda ise bu benzer gelişim daha ileri gitmekte daha ileri bir noktada farklılaşma oluşmaktadır. Omurgalılarda olduğu gibi omurgasız hayvanlarda da kendi aralarında bu tip bir embriyolojik gelişim benzeşimi kurmak mümkündür. Yani sonuç olarak akrabalık seviyesi düşük türlerin embriyolojik gelişimi birbirine daha az benzerken akrabalık seviyesi yüksek türlerin embriyolojik gelişiminin daha fazla benzerlikler taşıdığı sonucuna varabiliriz. Embriyolojik gelişimi sağlayan şeyin genler olduğu ve akrabalık seviyesi yüksek türlerin daha fazla ortak gen taşıdığı düşünülürse tüm bu verilerin evrim teorisiyle uyumlu olduğu ve evrim düşüncesini desteklediği sonucuna ulaşılır.

İşte gördüğünüz gibi evrim karşıtları her zamanki gibi bilimsel verileri çarpıtarak, manipüle ederek insanları kandırmaya çalışıyor. Kendi çaplarında da başarılı oluyorlar çünkü hitap ettikleri kitle beynini kullanmayı, araştırmayı, sorgulamayı sevmeyen, önüne koyulan hazır yemeği yemekle yetinmeyi tercih eden yapıdaki insanlardan oluşuyor. Benim burdaki amacım ise araştıran, sorgulayan, fikri hür, vicdanı hür insanlara yardımcı olmak. Umarım bunda başarılı olurum.

Saygılar

9 Yorum »

  1. Suçlamalar lütfen bilimel veri ile olsun bilim felsefesi üzerinden olmasın çevirisini yaptığımız.www.arn.orgdaki Most Frequently asked Questionsın sadece icinden bir maddesini alıp diğer 12 alt başlık yokmuş gibi davranarak yapılmak istenen bellidir.İçinizdeki teolojik düşmanlığı lütfen bilime karşı kullanömayın ilk önce bilimsel olduğunuzu iddia ediyorsanız yazılarınızın doğru düzgün bir kaynakçası olsun , subjektif yorumlardan ibaret metinlerle esas sizin hitap ettiğiniz kesim kendini gerçeklere kapamıştır.Son makalemizede bir eleştiri yazın o zaman bilimsel olup olmadığınızı er meydanında göstermiş olursunuz.Saygılarımla..

    Yorum yazan: Musyafa Ajlan Abudak — Ekim 15, 2006 @ 11:31 am

  2. Sayın Abudak,

    Sizin Embriyoloji ne diyor? başlıklı yazınız kendi içinde bir tuttarlılık arzetmiyor mu? Yani bu yazıyı tek başına okumak ve değerlendirmek mümkün değil mi?

    Ben bu yazıyı aldım ve içindeki yanlışları tek tek ortaya koydum. Siz bunlarla ilgili yorum yapacağınıza kalkmış neler söylüyorsunuz :)
    Bu arada kaynak istemişsiniz. Hangi bilgi için kaynağa ihtiyacınız var hemen söyleyin. Ben kaynak belirtilmesi gereken yerlerde belirtirim. Burda belirtmediğime göre çok önemli kaynak gerektirecek bir bilgi vermemişim demektir bu yazıda. Ama eğer siz “ben bu yazdıklarının doğru olmadığını düşünüyorum, bu söylediklerini destekleyen bilimsel bir kaynak var mı, varsa göster” derseniz bunu büyük bir zevkle yaparım.

    Yorum yazan: Da Vinci — Ekim 15, 2006 @ 12:14 pm

  3. Bu arada son yazınıza ne gibi bir cevap bekliyorusnuz anlayabilmiş değilim. Son yazınız sizin de belirttiğiniz gibi http://www.nanonet.go.jp/english/mailmag/2004/011a.html adresindeki bir yazının çevirisi.

    Çevirinizin başında “Flagellum bakterisinin…” gibi komik birşey yamışsınız. Bu daha flagellumun veya bakterinin ne olduğundan bihaber olduğunuzu çok çarpıcı bir çekilde ortaya koymaktadır. Orijinal yazıda “bacterial flagellum” yazmaktadır, yani “bakteri flagellumu”. Yoksa sizin dediğiniz gibi “Flagellum bakterisi” diye birşey yoktur.

    Hadi bütün bunları geçtim bu yazıda ne flagellumun evrimiyle ilgili ne de akıllı taarımla ilgili hiçbir şey yok. Yazı sadece flagellumun yazısı ve özellikleriyle ilgili bilgiler vermekte. Bu yazıya nasıl bir cevap istiyosunuz merak ediyorum :)

    Yorum yazan: Da Vinci — Ekim 15, 2006 @ 12:32 pm

  4. Ünlü bir evrimci olan İngiltere Doğa Tarihi Müzesi baş paleontoloğu Colin Patterson: ‘Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Bugün neo-Darwinizmin en çok tartışılan konusu da budur.’demiştir.(Colin Patterson, “Cladistics”, Brian Leek ile Röportaj, Peter Franz, 4 Mart 1982, BBC)

    İkinci Dünya Savaşı’nın ardından nükleer silahların sonucunda oluşan mutasyonları incelemek için kurulan Atomik Radyasyonun Genetik Etkileri Komitesi’nin (Committee on Genetic Effects of Atomic Radiation) hazırladığı rapor hakkında evrimci bilim adamı Warren Weaver şöyle diyordu:
    Çoğu kimse, bilinen tüm mutasyon örneklerinin zararlı olduğu sonucu karşısında şaşıracaktır, çünkü mutasyonlar evrim sürecinin gerekli bir parçasıdır. Nasıl olur da iyi bir etki-yani bir canlının daha gelişmiş canlı formlarına evrimleşmesi-pratikte hepsi zararlı olan mutasyonların sonucu olabilir?(Warren Weaver, “Genetic Effects of Atomic Radiation”, Science, Cilt 123, 29 Haziran, 1956, s. 1159.)

    O zamandan bu yana yapılan bütün “faydalı mutasyon oluşturma” çabaları da başarısızlıkla sonuçlandı. Evrimciler, çok hızlı ürediği ve mutasyona uğratılması kolay olduğu için, meyve sinekleri üzerinde onyıllarca mutasyon denemeleri yaptılar. Bu canlılar olabilecek her türlü mutasyona milyonlarca kez uğratıldı. Ama tek bir faydalı mutasyon gözlemlenmedi. Evrimci genetikçi Gordon Taylor, bu konuda şunları yazar:

    Bu çok çarpıcı ama bu kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.(Gordon R. Taylor, The Great Evolution Mystery, New York, Harper & Row, 1983, s. 48.)

    Bir başka araştırmacı olan Michael Pitman, meyve sinekleri üzerindeki deneylerin başarısızlığını şu şekilde ifade eder:
    Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca sayısız mutasyonlara maruz bıraktı. Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin ürettikleri canavarlardan sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya sakat ya da kısır oldular.(Michael Pitman, Adam and Evolution, London: River Publishing, 1984, s. 70.)

    Bir başka evrimci paleontolog Mark Czarnecki şu yorumu yapar:
    Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur… Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır.(Mark Czarnecki, “The Revival of the Creationist Crusade”, MacLean’s, 19 Ocak 1981, s. 56.)

    Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde 6 ayrı bilim adamının imzasıyla yayınlanan 2000 tarihli bir makalede, DNA analizlerinin, “eskiden ara form sayılan” kategorileri bu durumdan çıkardığı şöyle açıklanmaktadır:

    DNA sekans analizleri, filogenetik ağaçlar için yeni yorumlar gerektirmektedir. Metazoa (çok hücreli canlılar) ağacının tabanında yer alan ve daha önceden birbirini izleyen komplekslik derecelerini temsil ettikleri düşünülen canlı sınıflamaları yer değiştirmekte ve ağacın çok daha üst kısımlarına taşınmaktadır. Bu, geriye hiç bir evrimsel “ara form” bırakmamaktadır ve bizi Bilateria (simetrik vücuda sahip canlılar)nın kompleksliğinin kökeni hakkında yeniden düşünmeye zorlamaktadır.( André Adoutte, Guillaume Balavoine, Nicolas Lartillot, Olivier Lespinet, Benjamin Prud’homme, and Renaud de Rosa, “The New Animal Phylogeny: Reliability AndImplications”, Proceedings of the National Academy of Sciences, 25 April 2000, vol 97, No 9, pp. 4453-4456)

    Yine aynı makalede, evrimci yazarlar, daha önceden süngerler, cnidarianlar, ctenophorlar gibi omurgasız deniz canlıları grupları arasında “ara form” saydıkları bazı kategorilerin, yeni genetik bulgular nedeniyle artık böyle sayılamayacaklarını belirtmekte ve bu gibi evrim ağaçları kurgulama konusunda artık “ümitlerini yitirdiklerini” şöyle ifade etmektedirler:

    Yeni moleküler temelli filogeninin bazı önemli sonuçları vardır. Bunların en önemlisi, süngerler, cnidarianlar, ctenophorlar arasındaki “ara form” sınıflamaların ve bilateryen canlıların son ortak atasının yani “urbilateria”nın ortadan kalkmasıdır… Bunun doğal sonucu olarak, urbilateria’ya giden soy ağacında çok büyük bir boşluğumuz var… Kademeli bir biçimde giderek artan bir komplekslik senaryosu yoluyla, “boşluktaki atayı” yeniden inşa etme yönündeki umudumuzu-ki bu eski evrimsel mantık yürütmede çok yaygındır-kaybetmiş bulunuyoruz.(André Adoutte, Guillaume Balavoine, Nicolas Lartillot, Olivier Lespinet, Benjamin Prud’homme, and Renaud de Rosa, “The New Animal Phylogeny: Reliability And Implications”, Proceedings of the National Academy of Sciences, 25 April 2000, vol 97, No 9, pp. 4453-4456 )

    Evrimci paleontolog Gerald T. Todd, “Kemikli Balıkların Evrimi” başlıklı bir makalesinde bu gerçek karşısında şu çaresiz soruları sıralar:

    Kemikli balıkların her üç sınıfı da, fosil tabakalarında aynı anda ve aniden ortaya çıkarlar… Peki ama bunların kökenleri nedir? Bu denli farklı ve kompleks yaratıkların ortaya çıkmasını ne sağlamıştır? Ve neden kendilerine evrimsel bir ata oluşturabilecek canlıların izlerinden eser yoktur?(Gerald T. Todd, “Evolution of the Lung and the Origin of Bony Fishes: A Casual Relationship”, American Zoologist, Cilt 26, No. 4, 1980, s. 757.)

    Omurgalı Paleontolojisi ve Evrim kitabının yazarı olan ünlü evrimci Robert L. Carroll, bu gerçeği “erken amfibiyenlerle balıklar arasında ara form fosillerine sahip değiliz” diyerek istemeden de olsa ifade etmektedir.2 Evrimci paleontologlar Colbert ve Morales ise, amfibiyenlerin üç sınıfı olan kurbağalar, semenderler ve sesilyenler hakkında şu yorumu yaparlar:

    Palezoik devir amfibiyenlerinin ortak bir ataya sahip olduklarını gösterebilecek tek bir kanıt yoktur. Bilinen en eski kurbağalar, semenderler ve sesilyenler şu an yaşamakta olan örneklerine son derece benzerdirler.( Edwin H. Colbert, M. Morales, Evolution of the Vertebrates, New York: John Wiley and Sons, 1991, s. 99.)

    Nitekim sürüngenlerle memelileri birbirine bağlayabilecek tek bir ara form fosili dahi bulunamamıştır. Bu yüzden evrimci paleontolog Roger Lewin, “ilk memeliye nasıl geçildiği hala bir sırdır” demek zorunda kalır.(Roger Lewin, “Bones of Mammals, Ancestors Fleshed Out”, Science, cilt 212, 26 Haziran 1981, s. 1492.)

    Omurgalı paleontolojisi konusunda otorite sayılan evrimci Robert Carroll “en erken sürüngenlerin, tüm amfibiyenlerden çok farklı olduklarını ve atalarının hala belirlenemediğini” söyler.( Robert L. Carroll, Vertebrate Paleontology and Evolution, New York: W. H. Freeman and Co., 1988, s. 198. )

    Evrimci zoolog Eric Lombard, Evolution (Evrim) adlı dergide şöyle yazar:
    Memeliler sınıfı içinde evrimsel akrabalık ilişkileri (filogenetik bağlar) kurmak için bilgi arayanlar, hayalkırıklığına uğrayacaktır.( Eric Lombard, “Review of Evolutionary Principles of the Mammalian Middle Ear, Gerald Fleischer”, Evolution, Cilt 33, Aralık 1979, s. 1230.)

    Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder:

    Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır.(Engin Korur, “Gözlerin ve Kanatların Sırrı”, Bilim ve Teknik, Sayı 203, Ekim 1984, s. 25.)

    Dünyanın en önde gelen kuşbilimcilerinden biri olan Kuzey Carolina Üniversitesi profesörü Alan Feduccia, bir evrimci olmasına karşılık, kuşların dinozorlarla akraba olduğu teorisine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Feduccia, şöyle der: 25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum.Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır. (Pat Shipman, “Birds Do It… Did Dinosaurs?”, s. 2 8)
    http://www.evrimaldatmacasi.com/insanevrimsenaryo.php (Harun Yahya’ya ait olan siteden alıntı yapılmıştır.)

    ŞİMDİ ARKADAŞIM;senin savunduğun teoriye hizmet etmeye çalışan bilim adamları bile teoriyi kendi dilleriyle çökertiyor.Sen ise hala evrimi savunuyorsun.Bi de evrimi kabul etmeyenleri beynini kullanmayan,sorgulamayı sevmeyen kişiler olarak tanımlıyorsun.Bu sözlerini söylemeden önce daha iyi düşün bence.İnsanlara hakaret etmeden düşüncelerini savunmalısın.

    Yorum yazan: esra — Kasım 2, 2006 @ 4:57 pm

  5. esra,

    Sana sadece Alan Feduccia ile ilgili daha önce yazmış olduğum bir bölümü iletmek istiyorum:

    Feduccia kuşların Theropod dinozorlardan evrimleşmediğini düşünüyor. Kuşların Archosauria sınıfı canlılardan olan Thecodont’lardan evrimleştiğini düşünüyor. Bak Alan Feduccia The Origin and Evolution of Birds (1996) adlı kitabında Archaeopteryx için ne diyor:

    “The Archaeopteryx fossil is, in fact, the most superb example of a specimen perfectly intermediate between two higher groups of living organisms—what has come to be called a ‘missing link’, a Rosetta stone of evolution.”

    Yaşayan iki üst canlı grubu arasındaki mükemmel örnek olduğunu söylüyor Archaeopteryx’in. Yani adam kuşlar ile dinozorlar arasında değil ama kuşlar ile başka bir grup arasındaki geçişi mükemmel olarak gösterdiğini söylüyor. Şimdi siz Alan Feduccia’yı neden bu kadar tutuyorsunuz anlamıyorum. Adam Archaeopteryx’in üst canlı grupları arasındaki geçişi mükemmel gösteren bir örnek olduğunu söylüyor. Ama şunu da belirtmek lazım bilim dünyasındaki genel görüş kuşların Theropod dinozorlardan evrimleştiğidir, Feduccia ve az sayıdaki diğer bazı bilim adamları Thecodont’lardan evrimleştiğini savunuyor.

    Heralde Feduccia’nın bu düşüncelerinin farkında değildin.

    Diğerlerine de bundaki gibi açıklamalar yapıalbilir ama ben zamanımı artık HY’nin bu tip saçmalıklarıyla harcamak istemiyorum. Ama emin ol hiçbir şey HY’nin uydurduğu gibi değildir. Bir adama evrimci der, araştırısız bakarsın adam yaratılışçı çıkar. Biri için şu kitabında şunu diyor der, o kitabı açıp bakarsın adam aslında öyle birşey dememiş. Bu ve bunun gibi birçok sahtekarlığı var. Bunlardan birçoğunu önceki yazılarımda görebilirsin. Yazılarımın listesi başlıklı yazıma bakarsan bu yazılara ulaşabileceğin linkleri görebilirsin.

    Yorum yazan: Da Vinci — Kasım 2, 2006 @ 10:51 pm

  6. peki bırakalım HY’yi.Sana sadece bir soru sorucam.bir eczanede yüzlerce şişe ve bu şişeler içinde çeşit çeşit maddeler var.o ilaçlardan,maddelerden canlı bir macun yapılmak icap etti.bu canlı madde canlı olmasının yanında panzehir özelliği de gösteriyordu.
    sonra o macunu tetkik ettik.gördük ve görüyoruz ki;şişelerin her birisinden öyle hususi bir mizanla o eczalardan alınmış.eğer birinden ,bir dirhem ya noksan ya da fazla alınsa ,o macun canlı olamaz,özelliklerini gösteremez.
    acaba hiçbir cihette imkan ve ihtimal var mı ki;o şişelerden alınan değişik miktarlar,şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden,herbirisinden alınan miktarlar kadar,yanlız o miktar aksın,beraber bir yerde toplanıpo macunu teşkil etsinler?acaba bundan daha muhal,batıl birşey olabilir mi?
    işte siz evrimcilerin savundukları şey tam da bu.bir taraftan evrimde kesinlikle tesadüf yoktur dersiniz.ama düşünceleriniz tamamen tesadüfe dayalıdır.

    ayrıca bir iğnenin ustasız,bir köyün muhtarsız olamayacağını bilirsin.nasıl olur da bu kadar müthiş fabrikalara sahip olan vücudun ve dahası şu kainat bir ustasız olur?

    bu soruları yönelttiğimiz evrimci hocalarımız evrimin dine yöneltilmiş bir teori olmadığını,var oluşun bilimsel yönü olduğunu söyleyerek söyleyerek bizi avutmaya çalışıyorlar.çıkış bulamadıklarında bunu söylüyorlar.yoksa sen de mi aynı yolu izleyeceksin?

    Yorum yazan: esra — Kasım 4, 2006 @ 3:02 pm

  7. esra,

    İlk olarak benzetmen ne evrimden, ne biyolojiden ne de kimyadan anladığını göstermektedir. Düşünüp saçma sapan bir örnek buluyorsun ve bunu kafandaki evrim düşüncesiyle ilişkilendiriyorsun. Böyle olunca da sanki çok müthiş birşey ortaya koymuş gibi görüyorsun kendini ve buna bir cevap mantıklı ve açıklayıcı bir cevap verilmesini bekliyorsun. İstediğin gibi bir cevap alamayınca da bir anlamda kendini tatmin ediyorsun.

    Bir de “iğnesiz usta olmaz, muhtarsız köy olmaz” dedikten sonra “o zaman canlıları ve evreni de yaratan biri olmalı” gibi bir sonucuna varıyorsan senin için sadece üzgün olduğumu belirtmem gerekir. Senin için yapabileceğim hiçbir şey yok. İstediğine inanmakta ve bunu dile geitirmekte özgürsün ama düşüncelerinin bilimsel temelden tamamen yoksun olduğunun farkında olmalısın.

    Yorum yazan: Da Vinci — Kasım 4, 2006 @ 7:30 pm

  8. sayın da vinci haeckel’in embriyo çizimlerini koymayı unutmuşsun heralde makaleye :)

    Yorum yazan: unnamed — Aralık 17, 2006 @ 8:32 pm

  9. İsimsiz bey/hanım,

    Haeckel’in çizimlerinde yanlışlar olduğunu ve bunların çok eskiden beri bilindğini yazımda zaten açıkladım, bir de ne diye resmini koyayım ki? Ama çok istiyorsanız internette ufak bir arama ile ilgili çizimlere ulaşabilirsiniz.

    Ama bunun yanında ebriyolojinin evrimin olduğuna dair çok önemli kanıtlar ortaya koyduğunu da yazımda açıkladım. Sanırım asıl önemli kısmı kaçırmışsınız. Yazımı daha iyi okumanızı öneririm.

    Yorum yazan: Da Vinci — Aralık 17, 2006 @ 11:47 pm

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com' dan Bloglar.