Site hakkında görüşleriniz ve iletmek istedikleriniz

Bu sayfada site hakkındaki görüşlerinizi ve bana iletmek istediklerinizi yazabilirsiniz.

1,210 Yanıt

  1. körelen bir organ işlevsel olabilir evet. bunun için gereken genlerin embriyonik dönemden itibaren aktif duruma geçmesi gerekmektedir. mutasyonlar bu noktada iş görüyor.

    ilk sorunuza dönecek olursak öncelikle sürüngenlerin fiziksel gelişimlerini takip etmek lazım. üye uzunlukları ve vücut hacimleri artmakta ve dolayısıyla hareket kabiliyetleride gelişmekteydi. sonuç olarak sürüngenlerden ayrılan bir kol dinazor sınıfının oluşmasına neden oldu. bu sırada sürüngenler kaybolmadı tabi.

    şimdi dinozorların 4 ayak kullanan ve ağırlıklı olarak 2 ayağını kullanan cinsleri var. fakat bu 2 ayak kullanmak bir orangutanın ayağa kalkmasıyla kesinlikle eşleştirilemez.

    amfibilerden başlayan ön üyelerin gelişimi bir anda körelmeye başlamıştır bazı türlerde. buna paralel olarak arka üyeler gelişmiştir ve ön üyeler yere uzaklaşmıştır. vücut büyük oranda yere paraleldir. anlaşılacağı gibi dik durma yetileri yoktur. kuyrukları bu durumda çok önemli bir denge ve saldırı ve savunma organı haline gelmiştir.

    evrim sürekli yeni bir dal vermeye eğimlidir. körelmeye başlayan ön üyeler farklı bir mutasyon geçirerek biçim değiştirmeye başlamış ve uzamıştır. bununla beraber vücut küçülmüştür.

    bu söylediklerim iskelet kas sistemine ait değişimlerdir. şematik bir görsel bulduğumda hemen ekleyeceğim…

  2. BÜLENT afedersin ama evrim konusunda godlikeye iltifat ederken bize biraz hakaret etmişsin.Eğer ben burda bir çok konuya dahil olmuyorsam soruma anti soru ile tutarsız kalmamam içindir.Sen öyle bir soru sormuşsunki senin evrim konusunda fazla bir bilgin olmadığı apaçık.Bak şimdi senin sorun şudur ve günümüzde yaşayan örneğinide sana godlike söylesin.SENİN SORUN ŞUYDU DEĞİLMİ:::::::mesela kısalan bir kuyruk sokumunun veya kısalan bir ayağın tekrar uzayıp uzamayacagını soruyorum:::::::::::::GÜNÜMÜZDE HALA BİR ÇOK KERTENKELE DÜŞMANINI ŞAŞIRTMAK İÇİN KUYRUĞUNU BIRAKIP İLGİYİ O YÖNE ÇEKERKEN KENDİSİ KAÇMAKTADIR VE O BIRAKTIĞI KUYRUK MUHTEŞEM BİR ŞEKİLDE KISA BİR SÜRE HATTA İYİ BESLENİRSE BİR GÜN İÇİNDE AYNI ŞEKİLDE AYNI YERİNDEN VE AYNI UZUNLUKTA GERİ ÇIKMAKTADIR….Bu tam değil ama kısmende olsa senin soruna bir cevap niteliği taşıyabilir ve bu bizce muhteşem bir yaratılış örneğidir.Ama içgüdüsel bir savunma mekanizması olan “organ terki” EYLEMİNDEN SONRA JENERASYONUN vücutta tetiklenmesi bilim adamlarını büyük bir hırsa yönlendirmiş ve bir çoğu evrimci ve ateist olan bilim adamları bu yönde yoğun bir çalışmaya başlamıştır.Bu çalışmalar sonunda bulunan tıbbi mucizeleri saymak istemiyorum o farklı bir konudur.KOPAN TIRNAĞIN GERİ ÇIKMASI,100 YAŞINDAN SONRA DİŞLERİN GERİ ÇIKMASI evrimciler için iştah açıcı konulardır.Yani düşünsene ateistte olsa evrimistte olsa benim düşen dişimin tekrardan çıkmasına çözüm bulacak bir insana minnettar kalırım.Sağlıklı bir KARACİĞER dörtte üç yetmişbeşinide kaybetse tekrardan geri çıkıyor buda ayrı bir olay yani araştırma yapılırsa kopan bir kolun yada diğer bir organın geri çıkmayacağı söylenemez ama yoğun bir çalışma gerektirir.AMA BUNLAR SENİN SORUNA CEVAP DEĞİLDİR ÇÜNKÜ SEN KÖRELMİŞ BİR ORGANIN JENERASYONUNU SORUYORSUN yinede kısmende olsa cevap sayılır.HOŞÇAKAL,SEVGİYLE KAL

  3. @yaratılışçı bülent

    http://realityofevolution.wordpress.com/files/2009/11/bisl_dino.png

    bu şema işini epey görür, sarıyla belirttiğim noktalar kuşların kökenini oluşturuyor.

    Oviraptorosauria üst sınıfına aittir…

    yukardaki arkadaş bilgisizce rejenerasyonla, gen aktivitesini bir araya getirmeye çalışmış ama bu kısım beni ilgilendirmiyor.

    körelen bir organın tekrar gelişerek kullanılır bir hale geldiğini dinazorların şemasında ön üyeleri takip ederek görebilirsin.

    ayrıca körelen organı hasar gören organla karıştıranlara aldırış etme. yenilenme canlıların kısıtlı olarak sahip olduğu bir özelliktir körelen organlarla yakından uzaktan bir alakası yok…

    • Godlike sen önce gözünü açda yazıyı iyice oku arkadaşım..A.M.A B.U.N.L.A.R S.E.N.İ.N S.O.R.U.N.A C.E.V.A.P D.E.Ğ.İ.L.D.İ.R ÇÜNKÜ SEN KÖRELMİŞ BİR ORGANIN REJENERASYONUNU SORUYORSUN yinede kısmende olsa cevap sayılır.Zaten bunun cevap olmadığını ben kendim söylüyorum ben cahilce saçmaladım öyleyse sen yüce ilminle rejenerasyonla gen aktivasyonunun ar asındaki geniş farkı açıklada öğreneyim ve bir daha saçma benzetmeler yapmayayım.Ayrıca şemayı ön üyeleri takip ederek inceledim sana saçma gelebilir ama bende daha çok körelen organın gelişimi değilde mutasyona uğrama hissi verdi.Eğer körelen bir organ yeniden yeniden gelişim ihtiyacı hissediyorsa bunun kaçınılmaz gerçeği DNA’nın yeni bilgilere ihtiyacının olmasıdır buda kör tesadüflerle yada DNA’da meydana gelen rastgele mutasyonlarla verimli bir özelliğin bilgisinin meydana çıkması mümkün değildir herhalde.Çünkü tek bir mutasyon bile organizmaya bilgi ekleyerek onu faydalı ve yeni niteliklerle donatamaz.YAZDIKLARIMIN HEPSİ SAĞDAN SOLDAN ALINTIDIR KENDİMDEN TEK BİR CÜMLE BİLE YOK…..SAYGILARIMLA

  4. GODLİKE canım dostum bak:!!!!

    gooooooooooooole evrimci bir site günlük tıklamaya göre yön verir….ama benim asıl demek istediğim goole deki bilgilerin ancak temal niteliğinde olduğudur!!!yani google deki bilgiler ne kadar sağlıklı bilinmez anladın mı???_

  5. NE OLUYOR BU MİLLETE?????

    BİLMİYORUM???neden bu kadar aşşağı bir duruma düşüyoruz???dış milletlerin dış ülkelerin büyük bölümünün üzerimizde kullandıkları oyuna naden alet oluyoruz???

    DİNSİZLİK……………nedir bu?böyle bir şey olabilir mi???
    ahlakın sıfır olduğu ,kuralsızlıkların olduğu bir dünyadır dinsizlik!!!herkez kendi kuralları kurar sonunda.

    kabullenmezlik…….nankör insanın nankör oyunu ……

    bizim damarlarımıza kan pompalıyan bizi ayakta tutan o gücü neden kabullenmiyorsunuz???ne kusurunu ne boşluğunu gördünüzde kabul etmiyorsunuz???

    ey !!!bir çınar gibi olan beşer insan!!!
    zaman dediğin şu ömür…..
    elbet bitecek bir gün…….
    ve o zaman uyanıcaksan derin uykudan
    ancak………ancak ………..
    çok geç olucak!!!!!

    biz yıllardır böyle yaşamadık mı?yaratıcının bize verdiği inanç vede türklük duygularımızla alevlenmedik mi?

    gel bide şimdi bak!!!islamın bekçileri olan türkler……….
    kendi içinde boğuşuyorlar!!!!!ah be nankör beşer…….ah…bindiğin dalı kesiyorsun!!!

    bizki destanlar yazmış millet!!!şimdi destansız olduk!!kimileri bıraktı,unuttu bu duyguları!!!mahrum ve uzaklar!!!yeni şeyler yazmak varken….başkalarının yazdıklarını okumaya başladılar….ama bilmiyorlarki okudukları sayfada birşey yazmıyor!!!!

    UMARIM BİRGÜN O GÖZLER AÇILIR………

  6. ŞÖYLEBİR YAZI BULDUM……………

    İzah edilemeyen başlangıç
    SADECE türlerin orijini değil, aynı zamanda hayatın kendisi ni de izaha yeltenen evrim fikri, daha işin başlangıcı sayılan canlı ile cansız arasındaki boşluğu dahi açıklayamamaktadır. Şartlanmış evrimciler, hayatın kökenini daima tabiatçı te mele dayalı bir felsefe ile açıklamaya çalışmışlardır. Ancak bunların düşünceleri gerçek bir vakıaya dayanmayıp, hiçbir zaman bir inanç olmaktan öteye gidememiştir. Bir zamanlar, evrimci ilim adamları tarafından da dünya çapında kabul edi len spontan generasyon, ya da kendiliğinden meydana gelme inancı, şimdi artık hiç kimse tarafından rağbet görmemekte dir. Bu inancın, Lamarcksizmde olduğu gibi, karşılaştığı prob lem, denenebilirliği idi. Nitekim Louis Pasteur tarafından dik­katle denendiği zaman, tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı. Ancak, en azından mutaassıp evrimciler tarafından kastedilen tek şey sadece, günümüzde hayatın cansız maddelerden meydana gelmiş olması değildir. Bunlar, kendilerinden çok daha emin bir şekilde, hayatın geçmişte, şartların farklı oldu ğu bir zamanda her nasılsa meydana gelebildiğini söylemek te ve tecrübe edilebilir olmadığından dolayı da bu iddia reddedilememektedir.

    Böylece evrimciler, bilinmeyen bir hayat şeklinin, bilinme yen bir kaynaktan oluşan, bilinmeyen enerjilerle beslenen, bilinmeyen bileşimdeki bir atmosferle temas halinde olan, bi linmeyen kimyevî yapıdaki bir denizde, bilinmeyen bazı hâ diselerle meydana geldiğini ileri sürmektedirler. Bu durum, bütün sistemi, denenebilirliğin çok ötesine götürmekte ve böylece Evrimciler için çok cazip hale gelmektedir. Bu senar yo günümüzde hemen her biyoloji kitabının ayrılmaz parçası halindedir ve öğrenciye modern ilmin kesin sonuçları olarak takdim edilmektedir.

    İngiltere’de Dr. John Gribbin’in son yayınladığı bir makale sinde bu durum şöyle tenkit edilmektedir:

    Dünyanın ilk atmosferinin oksijensiz olduğu, fakat oksi jenle birleşebilen metan ve amonyak gibi hidrokarbonlarca zengin olduğu yaygın şekilde düşünülmüş ve öğretil miştir… Bu faraziyenin arkasında yatan sebep, böyle bir atmosferin, kompleks fakat cansız hayatın başlangıcı ola­bilecek moleküllerin gelişmesi için ideal ve esas olabile ceği inancıdır… Bu tablo, genel olarak hayalleri cezp et miş, amonyak ve metandan oluşmuş bir atmosferle sarılı bir gezegenin, deniz ve göllerinde hayatın oluşumu hikâ yesi, her okul öğrencisinin bildiği ilmi bir folklor haline gel miştir. Böylece bir kuşağın “sigortalı bilimsel gerçeği” ikinci ku şağın “bilimsel folkloru” olmuştur.2

    Monitör, oksijensiz atmosfer fikrinin hızla değiştiğine dik kati çeker ve şöyle der:

    Eski oksijensiz atmosfer fikrinin terk edilmesi, birçok evrim doğmalarından birisi olup, bu doğmalar günümüz de parçalanırcasına değiştirilmekte veya terk edilmekte dir. Oksijensiz atmosfer fikri son zamanlarda öyle hızlı bir şekilde çürütülmüştür ki, birçok evrimcinin bu durumdan haberi bile olmamıştır. Mars ve Venüs gezegenlerinin at mosferleri ile ilgili uzay programları ve yer kürenin içeri sindeki volkanik gazların bileşiminden elde edilen bilgiler, konuya vâkıf ciddi ilim adamlarının oksijensiz atmosfer fikrini terk etmelerinde büyük rol oynamıştır. Her ne kadar hayatın kökeni ile ilgilenen biyologlar, indir genmiş gazlardan ibaret atmosferden sık sık bahseder lerse de, bu durum, son gelişmelerden haberdar olmamak kadar, bu gelişmelere şiddetle karşı koymak isteğin den kaynaklanmaktadır… Üç gezegenin hepsinde de ilk atmosferin oksijenli bir atmosfer olduğunun ortaya çık ması, güneşin ültraviyole ışınları ile enerjisi sağlanan ve metan/amonyak gazlarından oluşmuş bir atmosfere sa hip yer kürede, hayatın meydana geldiğini bildiren biyolo ji kitaplarını yeniden yazma zamanının geldiğini gösterdi.3

    Clemmey de ilk atmosferin CO2 bakımından zengin oldu ğunu belirtir:

    İlk atmosferin oksijensiz atmosfer olduğunu gösterir şe kilde takdim edilen jeolojik deliller, hem çelişkili ve hem de oldukça müphemdir. Son yapılan biyolojik ve geze genler arası araştırmalar, CO2 bakımından zengin ve muhtemelen serbest moleküler oksijen ihtiva eden bir ilk atmosferin olduğunu destekler mahiyettedir.4

    Gribbin, ilk atmosferin yapısının, Evrimcilerin ileri sürdü ğü tarzda olmadığını ve evrim görüşünü desteklemediğini, bu düşüncenin terk edilerek, kitapların son bulgulara göre yeni den yazılması gerektiğini nazara vermekte ve bunun büyük bir mali yük getireceğini belirtmektedir:

    “Şimdi, yeniden yazılmak mecburiyetinde olan ders ki taplarını ve hiçbir zaman mevcut olmamış bu egzotik dünya şartlan altında hayatın nasıl meydana gelmiş olabi leceğini göstermek için plânlanan anlamsız deneylere harcanmış olan milyonlarca doları düşünün… Hepimiz bütün bu ders kitaplarını yeniden yazmak ve her okul öğrencisinin, hayatın kökenini ve dünya atmosferinin evrimi konusunda en iyi teorinin hangisi olduğunu bilme sini sağlamak zorundayız.5

    Dünün doğması, bugünün folkloru olduğundan, muhte melen yarının devrini doldurmuş mitolojisi olacaktır. Dünya evrimleşmese bile, Evrim Teorisinin bizzat kendisi daima evrimleşmektedir.

    EVET BİLİNDİK ŞEYLER AMA BİRDAKİKA BENİMDE EKLİYİCEĞİM VAR:

    oksijenin varlığı ve yokluğu:

    bilindiği üzere evrim çevreler son zamanlarda çeşitli bahaneler üretip miller deneyini haklı çıkartmaya vede dünya şartlarını değiştirmeye yönelik yazılar yazıyorlar….!!!!

    tuhaftır,çünkü benim bulduğum ayrı bir nokta daha var..ilk dünyada bilindiği üzere oksijenin varlığı çok büyük bir sorundur…..bazı eğrimciler oksijenin yokmuş gibi göstermeye çalışıtyorlar…ama kendileri dahada batağa giriyorlar….
    ÇÜNKÜ:
    Oksijen olmaz ise azotta olmaz…azot olmaz ise mor ötesi ışınlar canlılığın oluşmasını imkansız hale getirir…yani oksijen olsada olmasada birşey değişmez …!!!sonuç ta canlılık oluşmaz….

    BAZILARIDA:kalkıp “hayatta suda başladı”diyorlar…ama bunun olması için elektirik enerjisi olmalı…yani dünya yüzeyin yıldırımlar bu işi sağlıyordu…ancak su yüzeyinde bunun olması imkansız!!!!!yani hayat nerede olurasa olsun başlayamaz…………..

    BU ARADA:sitedeki malum kişi (adının söylenmesini istemiyor” ) tutmuş hayat uzayda uygun ortamda başlamış diyor….eeeeeeeeeeeeee yyyyyyyyyuuuuuuuhhhhhhh yuh yuh artık!!!!!insan bu kadarmı sıkışır vede sıkışınca bu kadarmı anlamsızz vede dayanaksız konuşur kardeşim…….!!!!

  7. EMİR SEYDA bildiğin en eski fosil kaç yaşında??_?ben 18 000 000 yıllık biliyorum ama ,,,biliyorsan söyle çok önemli………….

  8. VAY VAY VAY VAY!!!!!!ŞU ALTAKİ YAZIYI “EVRİM ÇALIŞKANLARI” DİYE BİR SİTEDEN ALDIM MUTLAKA OKUYUN ALTINDADA YANITIM VAR………

    Darwin Türk düşmanı ya da ırkçı mıydı?
    Ara sıra bizim medyada duyduğumuz bir iddiadır, Darwin’in Türk düşmanı olduğu, Türklerin alçak bir ırk olduğunu iddia ettiği. Aslına bakarsanız Darwin’in Türkler hakkındaki düşünceleri konumuzla pek ilgili değil, zira biz Darwin’i savunma derneği değiliz. Bizim milletimiz konusunda böyle düşünceleri vardıysa, “Hata etmiştir,” deriz olay biter. Bizi ilgilendiren adamcağızın bilimsel çalışmaları, politik ya da tarihsel konulardaki görüşleri değil. Eninde sonunda Viktoryen dönemi bir orta sınıf beyefendisinin Türk milletini övmesi bizi göklere çıkarmayacağı gibi yermesi de herhalde zarar vermeyecektir.

    Tabi denebilir ki bilimsel bir gerçek olarak ırkçılık yanlıştır, dolayısıyla Darwin’in bu konudaki görüşleri bilimsel olarak evrim kuramına gölge düşürebilir. Bu göreceli olarak biraz daha akla yakın bir itiraz. Ama yine de bunun da geçerliliği yok, zira bilim denen kurumun başarılı olmasının temel sebeplerinden birisi, bilginin o bilgiyi üretenden, keşfedenden bağımsız olarak ele alınması. Dolayısıyla evrim kuramı, temelleri Darwin tarafından atılmış olsa bile, Darwin’in kişisel olarak doğruları ve yanlışlarından bağımsız, bir çok insan tarafından toplanan verilerle desteklenen bir kuram (ya da, Darwin bu konuda haksız olsaydı, yine Darwin’den bağımsız bu verilerle yanlışlanmış olacaktı).

    Yine de, kayda geçmesi için bu iddialarla ilgili bir iki söz söylemekte fayda var. Sadede gelir isek:

    Darwin’in Türk düşmanı olduğu iddialarının kaynağı olan şu mektup.

    Burada Darwin gerçekten de Türk’lerin Avrupa toplumlarından daha az uygar olduğunu ima ediyor, zira Avrupa toplumları Türkleri “yenmiş” durumda. Ancak gözden kaçmaması gereken bir nokta, bu imayı kabul edersek, bundan birkaç yüz yıl önce de Avrupa’lıların daha az uygar oldugunu söylediğini kabul etmemiz gerekiyor, zira o zaman da Türkler Avrupa’lıları yeniyordu… Ama yine de bir daha uygar, daha az uygar ayrımı var ki, bu günümüzdeki liberal düşünceler çerçevesinde savunulabilecek bir görüş değil.

    Daha genel olarak, “İnsanın Kökeni” kitabından bir pasajın incelemesi şu adreste.

    Kısaca, bu pasajda görüldüğü gibi, Darwin gerçekten de ırkları daha uygar daha az uygar diye sıralamış. Tabi, burada “cezayı hafifletici unsurlar” var: Darwin’in yaşadığı zaman, İngiltere’nin koloniyal projelerinin en tepede olduğu zamanlar, ve bu zamanlarda İngiliz toplumu genel olarak diğer ırklara karşı yüksekten bakan, paternalistik bir tavır içindeler. Darwin’in kişisel olarak Türklere ya da herhangi bir halka husumet beslediğini gösteren hiç bir delil yok, adamcağız politik konulardan uzak durmuş zaten genelde. Fakat yine de hepimizin görüşleri, içinde bulunduğumuz toplum tarafından etkileniyor, dolayısıyla Darwin’in uygarlıklar arasında ileri-geri farkı görmesi çok da şaşırtıcı olmamalı. (Tabi eklenebilir ki, o zamanlarda yaşayan Osmanlı’nın bir çok aydını da aynı görüşü– Avrupalıların daha üstün olduğunu) savunuyorlardı.

    Her halikarda yukarıda bahsettiğimiz bilimsel kuramların kurucularından bağımsız olduğu gerçeğini tekrar vurgulamamız gerek — Darwin bu fikirlerini açıklayalı 120 seneden fazla zaman geçti. Çağdaş evrim teorisinin kurucusu Darwin olsa da bugünkü evrim anlayışımız onun anlayışıyla bir degil. Günümüzde evrim kuramı ve evrimsel biyologların topladıkları veriler, ırkların birbirinden daha üstün ya da alçak olduğu görüşünü desteklemiyor. Dolayısıyla Darwin bu konuda ne yazmış olursa olsun, bugünkü evrimsel biyologların ırkçı olmak bir yana, topladıkları veriler ve popülasyonlar arasındaki farkları evrim ışığında açıklamaları ile, ırkçılığa karşı bilimsel kanıtlar ortaya koydukları söylenebilir.

    Son olarak, biraz farklı, ama bu meseleyle ilgili bir konu, kölelik konusunda, Darwin’in zamanının toplumsal görüşlerinin oldukca ilerisinde, ve ırkçılıktan uzak oldugunu görebilirsiniz. (Tekrar etmekte fayda var, Darwin köleliğe karşı çıkmamış olsaydı da, bu durum onun ortaya attığı evrim kuramının geçerliliğine gölge düşürmezdi.)

    Darwin hayatı boyunca köleliğe şiddetle karşı çıktı. Hatta, bu sene yeni çıkan bir araştırma, Darwin’in köleliğe karşı duydugu öfkenin evrim teorisini yayınlamasındaki motivasyonlarından birisi olduğunu ileri sürüyor. Zira Darwin’in yaşadığı dönemde, köleliği haklı çıkarmaya çalışanlar zencilerle beyazların farklı türler olduğunu, o yüzden beyazların zencileri kullanmasının normal olduğunu savunuyorlardı. Halbuki Darwin, evrim kuramının bir sonucu olarak, tüm insanların aynı kökenden geldiğini, dolayısıyla eşit olduklarını gösteriyordu, bu da köleliğe karşı güçlü bir argümandı. İlgilenirseniz, kitabın Amazon sayfası burada.

    Bu arada, tarihin bir cilvesi olarak, Amerika’da köleliği bitiren başkan olan Abraham Lincoln ile Darwin’in aynı tarihte ve günde doğmuş olmalarını da not etmek gerekir.

    Sonuçta, Darwin çok iyi bir bilim insanıydı, ama hatalar da yaptı. Tıpkı kalıtım meselesini tamamen yanlış çözmesi gibi, ırkların uygarlık düzeyleri konusundaki bazı görüşleri de zamanı için normal olsa da bugün savunulacak cinsten değil, ve bizler dahil kimse de bu görüşleri savunmaya çalışmıyor. Öte yandan Darwin’in Türklere karşı özel bir husumet beslediğini işaret eden birşey de yok. O yüzden, başlıktaki soruların yanıtları kısaca, “Hayır,” ve “Hayır, ama zamanının adamıydı,” diyebiliriz.

    Ve bütün bunlardan bağımsız olarak, ne Darwin’in bazı konularda hata yapması başka konularda haklı olduğu gerçeğini değiştirir, ne de bugünkü evrimsel biyoloji Darwin’in 120 sene önceki görüşlerine indirgenebilir.
    Yazan: Erol Akçay

    SAYIN EROL AKÇAY,
    dovru darwinin o zamanlar yaptıkları beni alakadar etmez kardeş….ama şu var ki o ve şimdiki bilimsel denilen (ama bilimsel olmayan ) evrim teorisi..aynı şeyleri savunmakta..doğal seleksiyon,aynı.kardeş sayın EROL AKÇAY , şu anki bilimde o zamnki bilimde hala savaşılarak hayatta kalınabiliceğini savunuyor….

    hala savaşılarak gelişilebilceği savunuluyor…bunun başka bir açıklaması yok ,olamaz,,,,,bu amaç hiç bir şekilde iyi birşeymiş gibi österilemz….

    bu arada hadi diyelim o ırkçı neden hala adamcağız diyorsunuz anlamış değilim…..!!!!

    AÇIKLAMAM LAZIM: lütfen 700 yıl hakimiyet vermiş,barış ve huzur dağıtmış ,şanlı bir devlet olan OSMANLI İMPARATORLUĞUNU VE ONUN MİLLETİNİ bu pis işlere alet etmiyiniz…..siz osmanlının bu fikre (savaşarak gelişiliceğine) asla ve katiyen sıcak bakmamıştır…….ki şu ankşi bilim hakli ise vede gerçekse o mektupta yazanlar doğru olmak zorundadır…yani yaşam mücadelesinde olma olayından bahsediyorum……o zaman mektup doğru olur…..çelişkili yazıların ,çelişkili yazarı EROL AKÇAY,lütfen biraz daha mantıklı düşünsün……ayrıca onun gibi düşünenler varsa fikirlerin değiştirsinler…!!!!!

    UNUTULMAMALIDIR Kİ…………….

    evrim bilim nekadar ilerlerse ilerlesin…,,,,bu yaşam mücadelesi saçmalığından vaz geçmiyecektir…nitekim bu iddaa çıktığından beri 200 yıldan fazla geçmiş ve bu iddaa her zaman en önemli dayanak olmuştur….bu tür inanan insanları kınıyor ve kendilerini yine kendi VİCDANLARI ile başbaşa bırakıyorum………….!!!!!

  9. zifirimisin nesin ??

    emre’ye 50 sefer soyledim, seni ve senin gibilerini adam yerine koyupta cevap yazmasin.. hatasini gec anladi… simdide baskasini aryorsun.. yavrum sen hastamisin, hastaneye gitm tedavi ol.. bundan bir sey yokki.. sagligina bak, sen kim evrimi elestirme kim..

  10. OOOOOOOOOOOOOOOO!nerelerdesin yahu sen….

    “yavrum sen hastamisin, hastaneye gitm tedavi ol.. bundan bir sey yokki.. sagligina bak, sen kim evrimi elestirme kim..”

    demişsin adem……yazık yazık …..!!!!zaten sen hiç konuşma..geliyorsun buraya bilimsel tek bir yazı yazmıyorsun…!!!!yazdıysan ne zamandır yazılan sorularıma cevap vererdin….o darwin dediğin şebek çok hoşuna gidiyor demi???

    zevk anlayışına baktığımda “aşşağı”olmayı güzel görüyormuşsun gibi geliyor…….

Yorum Yapın