Akıllı Tasarım ile ilgili yazılar:
- Akıllı Tasarım: Bilim mi din mi?
- Akıllı Tasarım Hareketinin amacı nedir?
- Şu meşhur ‘indirgenemez komplekslik’
- Mustafa Akyol ile Akıllı Tasarım ve ‘Darwinizm Canavarı’ üzerine
Harun Yahya ve yaratılışçıların iddialarıyla ilgili yazılar:
- Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 1
- Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 2
- Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 3
- Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 4
- Harun Yahya’nın Çarpıtmaları – 5
- Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları – 1
- Miller-Urey Deneyi ve Harun Yahya’nın Yanılgıları – 2
- Yaratılışçı safsatalara cevaplar – 1
- Yaratılışçı safsatalara cevaplar – 2
- Yaratılışçı safsatalara cevaplar – 3
- Archaeopteryx ve Harun Yahya’nın Yanılgıları
- NETcevap.org’daki ‘Net Hezeyanlar’
- İnsan Evrimi ve Yaratılışçılık
- Birkaç evrim karşıtı iddianın cevapları
- Embriyoloji ne diyor?
- Harun Yahya’dan bir inci daha
- Evrim karşıtları bunu nasıl açıklar?
- Harun Yahya öğreniyor mu?
- Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 1
- Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 2
- Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 3
- Harun Yahya’nın böcekleri
- Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya
- Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği?
- Adnan Oktar’ın istediği oldu
- Sahte fosil komedisi sürüyor…
Bütün yazıları ( yorumlar haric) arsiv şeklinde indirebilme imkanımız varmı ?
Malum bu bilgilere ulaşmak ve muhafaza etmek kolay değil.
@CasTRo
Bildiğim kadarıyla böyle birşey yok.
size soru sormak istiyorum… herşey yoktan geldi diyorsunuz, peki yokluk nerdeydi….
yusuf,
olmayan birsey nasil ve nereden gelmis olabilirki >?? olmayan birseyin nerden nasil geldigide sorulmaz degilmi??..
ayrica, bilindigi gibi, eger Big Bang teorisi dogru ise, ki su anakadarki butun bilimsel buluslar dogru oldugunu gosteriyo, hersey buyuk bir patlamayla basladi.. ama bu buyuk patlama ne ilk nede son patlamadir.. son teoriler, galaksilerin patlamayla olustugunu, sonrada genisledigini ve daha sonrada tekrar buzulerek sifir noktasina dogru kuculerek kaybolduklarini soylemektedirler. hatta Hubble teleskobunun 2004′teki son cektigi resimlerle, bazi galaksilerin oldugu, baska galaksilerinde dogdugunu gostermistir.
kisacasi demek istedigim, aslinda hersey yoktan ve sifirdan baslamadi.. surekli devam eden bir dongu var.
Ey İnsanlık Âlemi!
Gerçekle yüzleşmeye hazır mısın? Gerçeği gördüğünde, onu, hakkıyla kabullenebilecek bir vicdana, insanlığa, cesaret ve iradeye sahip misin? Gerçekten hür müsün? Yoksa çevrendeki ve yakınındaki kendin gibi aciz ve ölümlü insanların, sana bakış açısını, senin hakkındaki düşüncelerini, ilahlaştırıp put haline getiren zavallı bir köle misin? Birazdan gerçeğin nuruyla yüz yüze geleceksin! Gerçekle karşı karşıya geldiğinde, kendi karanlıklarını çiğneyip, gerçeğin nuruna yürüyebilecek cesur bir yüreğe sahip misin?
Katiyen bil ki, sonsuzlarca bir daha bu dünya hayatına geri gelmeyeceksin! Asla, bir daha böyle bir fırsat da yakalayamayacaksın! ALLAH, seni, meleklerin bile imrendiği en mükemmel varlık olan insan olarak yaratmışken, nasıl olur da, gerçek manada insan olmazsın? Ve muhakkak bir gün, gerçek bir ölümle öleceksin! Gerçek bir ölümle ölecek insan, nasıl olur da yalan yaşayabilir? Hem kendi vücuduna, hem Dünya’ya, hem Evren’e bir bak; hiçbir şeyi gayesiz ve intizamsız göremeyeceksin. Nasıl olur da, bu kadar anlamlar, gayeler, intizamlar içerisinde her şeyin, sana boyun eğdirildiği senin hayatın; anlamsız, gayesiz, intizamsız olabilir? Nasıl olur da, zail, geçici, sahte mutluluklarla kendini kandırabilirsin? Acaba vücudu yalancı bir Cennette; kalbi, aklı, vicdanı, sırr-ı insanîsi Cehennem’de azap çeken bir insana mutlu denilebilir mi?
yüreğin cesaretin varsa gel savun düşücelerini…
herşey yoktan var edilmedi diyorsunuz da..sizin bilimden haberiniz yok herhalde..kuran herşeyin yoktan var edildiğini 1400 sene önce bildirdiği halde bilimin bunu yeni keşfetmesi ve bunu tasdik etmesi big bang le herşeyin yoktan var edildiğinin kanıtıdır…demek siz gündüzün ortasında gözünüzü kapatıp kendi karanlıklarınızı gündüz zannediyorsunuz..evren genişlemekte; bilim bunun şahidi..en önde fizikçilerin deneysel sonuçlarla bunu tasdik edecek siz elinizde hiçbir delil yokken big bangi inkar edip herşey ezelde vardı..varlığın başlangıcı yoktur diyeceksiniz..bu sizin ne kadar karanlıklara gittiğinizi göstermiyor mu?stephan hawking evrim teorisinin baş savunucularındanken o dahi bunu kabul ettiği halde siz nasıl reddebilirsiniz ki..madem genişleyen bir alem var..elbette başlangıcı olması gerekir..siz yoktunuz.. annenizin karnınızda bir damla su iken şu anki halinizde miydiniz..ve siz ezeli misiniz..siz başlangıçsız mısınız ki bu iddiayı ortaya atıyorsunuz..vardınızda neyi beklediniz..
Ey İnsanlık Âlemi!
Biz Müslümanlar, başlangıcından günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam eden insanlığın bütün dini tecrübesini, ilahi vahye şahitlik eden bütün mukaddes kitapları, 124.000 peygamberi bütün mucizeleriyle şahit göstererek; aynı şekilde gizemi, ahengi, düzeni, hikmetleri ve güzellikleriyle beraber Evren’i ve bütün bir varlık âlemini şahit göstererek; yine insanlığın bu ilahi vahiylerle teyit edilen ortak aklını, vicdanını, insanlık onurunu, insanı insan yapan bütün yüce ahlâkî değerleri ve vasıfları şahit göstererek ilan ve ispat ediyoruz ki, ALLAH; Evren’in yegâne Yaratıcısı, Hâkimi ve bütün âlemlerin Rabbidir, tektir, O’ndan başka İlâh ve Rab yoktur, Ezelî ve Ebedî’dir. Kur’an ise, indirildiği andan itibaren hiçbir harfi değişmeden zamanımıza kadar gelen, içi mucizelerle dolu, insanlığı, Dünya ve Ahiret saadetine götüren ve insanlığın tek gerçek Mürebbî’si, terbiye edicisi, ALLAH’ın kelamıdır. Kur’an’ın kendisine vahyedildiği Hz. Muhammed de(A.S.M.); ALLAH tarafından, Nuh peygambere, İbrahim’e, Yusuf’a, Musa, Davud, Süleyman, İsa ve diğer bütün ALLAH’ın elçilerine(A.S.) gönderilen ilahî vahyi tasdik eden, evrensel mesajı ile bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen son peygamberdir. İslam dini ise, bütün peygamberlerin, üzerinde yürüdükleri ilahî mesajın kendisini, özünü ve aslî prensiplerini muhafaza edip, en mükemmel tarzda temsil edip tekmil ettiren son dindir.
Bu öylesine sonsuz bir gerçektir ki, Güneş’ten daha açık, Evren’in kendi varlığına olan şahitliğinden daha kat’îdir. Bu gerçek, insanlığın ufkunu ihata eden sonsuz bir okyanus, nurlu ışıklarıyla her şeyi aydınlatan sonsuz güneş hükmündedir. Bizler, o sonsuz denizden bir damla ve o güneşten bir şua gibi birkaç gerçeği sunacağız. O damla, batılın bütün pisliklerini boğmaya ve o şua da, batılın bütün karanlıklarını dağıtmaya yeterlidir.
** Bu hakikatlarla gerçek manada, derinden anlayarak yüz yüze gelen hiçbir insan; bir daha asla bu hakikatları, bu gerçekleri çiğneyerek, hakiki manada Hıristiyan, Yahudi, Budist, ateist vs. olamaz. Ya büyük bir izzetle bu hakikatlere iman edip, ALLAH’a teslim olur. Yani ya İslam’la imana gelir; ya da sonsuz bir zilleti, helaketi kabul ederek susar. **
! Bu Evren, ALLAH’ın mıdır? Evet, ALLAH’ındır. Çünkü yoktan var edilmiştir. Bu, öylesine bir gerçektir ki, Evren’in kendi varlığına olan şehadetinden daha kat’î, sonsuz bir gerçektir ve bu gerçekte bütün mukaddes dinler ve bütün peygamberler(A.S.), mukaddes kitaplar, insanlığın aklı, bilim ve Evren’in kendisi; sonsuz kesin delillerle bu gerçek üzerinde ittifak etmişlerdir. Bundan daha sonsuzlarca kesin bir gerçek şudur ki; yokluk asla varlığın kaynağı, faili olamaz. Yani bir “Ol!” diyen olmadan varlık vücuda çıkamaz. Çünkü her bir fiil, mutlak bir fail ister. Bir iğne ustasız, bir harf kâtipsiz olmaz iken, hiç mümkün müdür ki; bu kadar hikmetler, muazzam intizamlar manzumesi olan Evren failsiz olsun? Yokluk ta fail olmadığına göre; varlık, hangi sebebe dayanıp ta vücuda çıkabilir?
Kesin bilinen bir gerçek şudur ki; hiçbir resmin ressamı, o resmi meydana getiren boyalar değildir. Kör bir resim, mutlaka gören bir ressam ister. Ölü bir resim, muhakkak diri bir ressam ister. Akılsız bir sanat, mutlaka akıllı bir sanatkârı gerektirir. ALLAH da, senin gibi bir resim yapıyor. Gören bir resim… Ağlayan bir resim… Diri bir resim… Duygulu bir resim… Ressamını tanıyabilen bir resim… Nasıl bir ressam ister? Acaba körü yapan gören olur da, göreni yapan nasıl kör olabilir? Hangi tabiat? Hangi atomlar? Hangi evrim? Hangi tesadüf? Ölüyü yapan diri olur da, diriyi yapan nasıl ölü olabilir? Hem akılsız bir sanatın sanatkârı, akıllı olur da; senin gibi, bir hücresinde binler harikalar bulunan akıllının sanatkârı, nasıl akılsız olabilir? Hangi atomlar? Hangi tabiat? Hem bu hayatın, duyguların(sevgi, akıl, merhamet, öfke, pişmanlık, korku, hayal, düşünce, mantık, irade, övgü, utanmak, sıkılmak, üzüntü, coşku vb.) kaynağı ne olabilir? Kesin bilinen bilimsel bir gerçektir ki, madde, hiçbir zaman maddî olmayan manevî bir sıfatın kaynağı olamaz. Maddenin bütün fonksiyonları da, sonuçta yine maddedir. Hangi işlemlerden geçerse geçsin, sonuç yine atomik fonksiyonlardır. Maddî fonksiyonlarla ruhî fonksiyonlar arasında bir bağlantı, bir etkileşim olmakla beraber; asla ‘merhamet’ diye bir atom, ‘akıl’ diye bir iyon, ‘korku’ diye bir elektron, ‘sevgi’ diye bir nötron, ‘utanma’ diye bir proton yoktur. Maddî varlık(yapı) üzerinde, etkileri ve tezahürleri görülse bile, bütün bu maddî olmayan vasıfların kökeni, asla madde olamaz ve maddeyle izah edilemez. Bunun aksini iddia etmek, bilimi, bütün gerçekliğiyle inkâr etmektir.
Hem öyle bir kamera gösterin ki, tatları, kokuları, duyguları, hayalleri, rüyaları çeksin. Bu mümkün müdür? Asla! Ve bu, sonsuzlar ötesi imkânsız… Ama siz, bütün bu olguları, bir kamera gibi çekip kaydediyorsunuz. Yaşadığınız bütün her şey, tüm ayrıntılarıyla sizde kayıtlanıyor. Hepsini hatırlayabiliyor ve tekrar seyredebiliyorsunuz. Gördüğünüzü, duyduğunuzu, tattığınızı, kokladığınızı, yaşadıklarınızı; maddî ve duygusal olarak, bütünlük içerisinde kaydediyor ve tekrar seyredebiliyorsunuz. Hem de bu seyretmeyi; kaset, CD aramadan, ileri geri sarmadan, zamana bağlı olmadan(neredeyse zamansız, aniden), istediğiniz kadar tekrarlayabiliyorsunuz. Atomlardan ve hücrelerden oluşan zifiri karanlık içerisindeki beyinde, maddî olmayan olgu ve olayları görerek, hissederek, seyreden nedir? Hâlbuki gözünüzü kapattığınız anda görme bitmiştir. Hem atomların ve hücrelerin asla gözü yoktur. Şimdi o zifiri karanlıkta apaydınlık, rengârenk âlemleri seyreden nedir? Hem gözünüzle bir CD’yi cihaza takmadan seyredebilir misiniz? Asla! Peki, bu hafıza CD’sine girip, bütün istediği her şeyi, anında birbirine karıştırmadan, çıkartıp seyreden nedir? Madde, görmediği ve algılamadığı bir şeyi, asla çekip kaydedemez. Hâlbuki sizin, seneler boyu süregelen, yaşadığınız her şey(hayalleriniz, rüyalarınız, duygu, şekil, renk, tat, koku, ses vs.), bütün boyutlarıyla sizde kayıtlanıyor. Söz konusu hayalleri, rüyaları, duyguları ve olayları, hangi şey; görüp, nereye, ne ile kaydediyor? Sevginin, korkunun, duyguların maddesi yok ki, onlarla beyinde kayıt yapılsın. Eğer bu kayıtlar, maddî olsaydı; beynin kütlesi, Evren’in kütlesinden daha büyük olması gerekirdi. Ve nasıl oluyor da, bu kayıtlar, asla birbirine karışmıyor? İstemediklerinizi neden silemiyorsunuz? İsterseniz, saatlerce hafızanızdakileri birbirine karıştırın, sonra bırakın, asla hiçbir şeyin karışmadığını ve kaybolmadığını göreceksiniz.
Bu bağlamda, tüm bu sorular, ancak RUH gerçeğini kabullendiğimizde mutlak cevabını bulabilir.
Bütün maddî varlıkların, kendisinden meydana geldiği atomların beş mutlak sıfatı vardır:
1-Acz-i mutlak (mutlak aciz-hiçbir iradeye güce sahip değil)
2-Fakr-ı mutlak (Mutlak fakir-kendine bile sahip değil)
3-Cehl-i mutlak (Sonsuz cahil-hiçbir ilmi iradesi yok)
4-Camid-i mutlak (Biyolojik anlamda mutlak cansız-yani mutlak manada sonsuz ölü)
5-Zaaf-ı mutlak (Mutlak manada zayıf -kuvvetsiz-vücudu dahi kendinden olmayan)
Atomların bu vasıflarını, bir araya getirdiğimizde manevî olarak, müthiş sonsuz bir karanlık vücuda geliyor. Karanlık ise, Nur’un(ışığın) aynasıdır. Karanlık, ne kadar şiddetliyse, üzerinde yansıyan veya içerisinden geçen ışığı, o derece kuvvetli gösterir. Maddeyi meydana getiren cansız ve ruhsuz atomların üzerinde, ışığın ve Nur’un gerçek kaynağı olan ALLAH’ın isim ve sıfatları, tecelli edip parlıyor. Yani, sonsuz karanlıkta, sonsuz nurlar parlıyor. Madde ise, bu sonsuz isim ve sıfat nurlarının mazharıdır. Asla mastarı ve kaynağı değildir. Aynada tecelli eden, yansıyan Güneş gibi…
Yukarıda dediğimiz gibi, eğer aynalarda akseden Güneş’e, gökteki Güneş’in aksi denilmezse; bu Dünya’dan yüz binlerce defa büyük, milyonlarca derecelik çekirdek ısısıyla dev bir Güneş’i, maddesiyle birlikte o aynaların içinde kabul etmek gerekir. Veyahut o aynalarda parlayan akisleri, inkâr etmek gerekir. İşte aynen bunun gibi, atomlar üzerinde tecelli eden ilahî sıfat ve isimleri, ALLAH’a vermeyen insan, o atomların içerisinde ilm-i muhît ve kudret-i mutlaka ve bin bir isimle müsemma ‘Hayy’ bir zatı kabul etmeye veya o isim ve sıfatları, inkâr etmeye mahkûm olur. İşte hayat; bir nur, bir akis… Yeryüzünde hayat nuru ile parlayan tüm canlılar, bunun apaçık şahidi…
Hem Basar(görmek); bir nur, bir akis… Yeryüzünün çiçeklerinden gökyüzünün yıldızlarına kadar, görülen ve gösterilen her şey, bunun apaçık şahidi… Ve gerçekten göz, görmek içindir. Çift oluşu, yani simetrik oluşu daha kat’î… Görmek için… Ve bütün insanlarda tenasüb-ü mutlakayla(tenasüp ki her şeyin en güzel görüneceği ve en mükemmel vazife göreceği yerine konması kanunudur) çifter gözler, sonsuz kat’î… Ve bütün hayvanlarda çifter, simetrik gözler görmek için… Bu, sonsuzlar ötesi kat’î… Gözü yapan, asla gözün kör atomları olamaz! Atomları kör olan göz, kendi başına nasıl gören olabilir? ‘Basîr!’ Yani gören, gördüren, gösteren… Bütün çiçeklerdeki, bitkilerdeki, hayvanlardaki güzel intizamlı, ölçülü boyamalar, göze göstermeye kast; yani onları boyayanla gözü yaratıp, onları göze gösteren, aynı Zat’tır. Çünkü görmek olmazsa, o güzel boyamaların, süslemelerin hiçbir anlamı yoktur. Hem, kamuflaj yapan hayvanların, kimi avının gözünden, kimi avcısının gözünden gizlenmesi; gözü Yaratanla o kamuflajı Yaratanın, aynı Zat olduğunu gösteriyor. Hem, avlanan bitkilerin, avının gözüne göre renklerle bezenmesi; o bitkileri Yaratanla avının gözünü Yaratanın, aynı Zat olduğunu gösteriyor. Hem, kanatlarını, tüylerini açarak raks eden hayvanların, yine göze hitap etmeleri; gözü Yaratanla o raksları verenin, aynı Zat olduğunu gösteriyor. Hem, kör yavruların ve bitkilerin görürcesine hareketleri, onları görerek, hedeflerine sevk eden Zat’ı gösteriyor. Daha saymakla bitmez. Burada tesadüften bahsetmek, sonsuzlarca imkânsız… Çünkü şu Evren; kanunlar, hikmetler, intizamlar, ölçüler, mükemmellikler manzumesidir. Kanun ise, asla tesadüf tanımaz. Tesadüf de kanun tanımaz. Şu Evren, kanunlar manzumesi olduğuna göre, asla tesadüf yoktur. Tesadüf yoksa bilerek, görerek, kastederek yapmak vardır; yapan da ALLAH olur. Çünkü eserlerin mükemmelliği, bu eserleri yapanın mükemmel olmasını gerektirir.
Hem şu binler duygularla donatılmış hayatın Muhyîsi(hayat vericisi) kim olabilir? Ölü atomlar mı? Sen diri olduğun halde aklını ve iradeni de katıp, ölü bir şeye hayat veremezken, nasıl olur da ölü atomlar sana hayat verebilir? Ve böyle bir akıl dışılık, nasıl bilim olabilir?
Hem hikmet; bir nur, bir akis… İntizamlı, ölçülü, tenasüplü, gayeli olan her şey bunun şahidi… Sen; kendine, bütün beden cihazlarına bir bak ve bütün mahlûkatın üzerinde parlayan, Güneş’ten daha açık görünen hikmeti, ilmi gör! Her şey, kastî olarak ve bilerek yapılıyor. Şimdi bu ilmi, bu hikmeti, neye verebilirsin? Kendinin dahi ne olduğunu bilmeyen akılsız, ölü atomlara mı? Gözünü, kulağını, ciğerini, beynini sen mi yaptın? Yoksa kalbini mi sen yaptın? Sen de şahitsin ki, bunların hiçbirinde, senin zerre kadar müdahalen yok ve bilmiyorsun! Eğer bu organları, gerçekten bizler yapmış olsaydık; onların nasıl yapıldığını da bilirdik. Çünkü yapanın, yaptığı şeyi bilmesinden daha makul olan nedir? İnsan vücudu, kastî bir şekilde bilerek, görerek yapılmıştır. Çünkü her organımız, belirli bir gaye ve görev üzerine programlanıp inşa edilmiştir.
Şimdi senin gibi akıllı bir dirinin bilemediğini, seni meydana getiren akılsız, ölü atomlar mı bildi? Hiç mümkün müdür ki, kendini dahi bilmeyen, her şeyi bilsin? Kendini dahi görmeyen, her şeyi görsün? Bu bir kiloyu geçen beyninle yapamadığını, beyinsiz atomlar mı yaptı? Yoksa tabiat ana mı? Veya evrim baba mı yaptı? Hangi akılla, hangi ilimle? Eğer bir şeyde akıl varsa, hayatı da vardır. Bilmek, görmek varsa hayatı gösterir. Şu fikre, şu teoriye bak ki! Önce tesadüfle başlayan, sonra tesadüfü sonsuz reddedip, atomlara ilahlık verip, bizzat bilerek yapılmayı kabul eden; sonra bunu da sonsuz reddedip, hiçbir maddî, manevî vücudu olmayan zamanı ilahlaştırıp mevhum bir ilah meydana getiren… Mesela, “Kuşlar, kendilerine uygun gagalar ve kanatlar inşa ettiler.” Şu saçmalığa bak! Sen, insan iken, bu muazzam, müthiş, uzayı keşfeden aklınla ve bu kadar sanatları yapan ilminle; bir sivrisinek kadar olamadın mı ki, binlerce yıldır hala kanatların yok? Kanatlı olup, uçmayı insandan başka isteyen bir canlı var mı? Bir tırtıl kelebeğe dönüyor; eğer o küçücük, bir gram bile olmayan beyniyle bunu kendi beceriyorsa; sen, koca beyninle, değil kendini bir şeye çevirmek, bir beyaz kılını siyaha çevirsen ya! Hayatın, canlılığın sırrını, hücre ve organlardaki akılları hayrete düşüren ölçü, disiplin, dizayn, program ve gayeliliğin kaynağını; cansız ve şuursuz atomlarda veya tesadüflerde aramak, ne kadar akla uygun bir tutum olabilir?
“Ağaçlar, tohumlarını yaymak için, insanların ve hayvanların hoşuna gidecek meyveler yaptılar.” deniyor. Bir insan, bundan daha alçak, hurafe fikirlerle insanlığını inkâr edip alçalabilir mi?
Böyle bir fikri, değil insan; ahmak bir hayvan, bin kat daha hayvan olsa kabul edemez. Sen, tanımadığın bir hayvanın, hangi besinleri yiyip, hangi tat ve kokulardan hoşlandığını bilemediğin halde, nasıl oluyor da akılsız ağaçlar, yani odunlar; insanların ve hayvanların, hangi besinlerden, hangi tattan, hangi kokudan hoşlandıklarını bilip, ona göre bu meyveleri yapıyorlar? Sen, bu aklın ve iradenle kendinden bir yaprak çıkarabilir misin? ASLA! Peki, nasıl olur da akılsız odunlar; içlerindeki suyu, bir çiçeğe, onu da bir meyveye döndürebilir?
Meyveler ne içindir? Bütün insanlık, bütün akıl, yeryüzünün bütün meyveleri; bunun apaçık şahidir ki, kesin olarak yemek için… Ama ağaçlar yani odunlar, bunu düşünemez. “Ben, bu meyveyi yapayım da, insan yesin.” diyemez ki! Hem, kendisi de yemez. Sen, hiç, meyvesini, kendisi yiyen bir ağaç gördün mü? Kendisinden haberi olmayanın, senden nasıl haberi olabilir? Hem hiç mümkün müdür ki, ağacın; kökünden, dalından, yaprağından çiçeğine kadar her şeyleri gayeli olsun da, meyveleri gayesiz olsun? Mümkün mü? Daha bunlar gibi sayısız hurafeler… Şu evrimci safsataya bak ki, önceden de belirttiğimiz gibi, teorisine önce tesadüfle başlıyor… Sonra tesadüfü sonsuz reddediyor… Atomlara ilahlık vererek, atomlar tarafından bilerek, kast ederek yapılmayı, mükemmelleşmeyi kabul ediyor… Sonra bunu da sonsuz reddediyor… Hiçbir aklı, iradesi, maddî ve ruhanî vücudu olmayan zamana ilahlık verip, bütün bu mükemmel eserleri ona dayandırıyor. Mükemmelleşmek varsa, mükemmelleşmeye karar vermek vardır. Bu da; akıl, ilim, iradeyi gerektirir. Bunlar da, mutlaka diri olmayı gerektirir. Çünkü bilen, diridir; gören, diridir; iradesi, aklı olan, diridir. Madem, bütün Evren’de atomlardan yıldızlara, galaksilere kadar milyonlarca bitki türünden milyonlarca hayvan türüne, ta insanlık âlemine kadar milyarlarca, milyonlarca, binlerce yıldır hiç bozulmadan, muazzam bir komplekslik, düzen içerisinde süregelen ritimsel bir mükemmellik var; şimdi bu mükemmellik kararını kim vermiştir? Hiçbir şeyi tanımayan tesadüfler mi? Akılsız, ölü atomlar mı? Hiçbir vücudu, iradesi olmayan zaman mı? Bu muazzam, mükemmellik fiilinin faili kim olabilir? Sonsuz hurafeler ve çelişkiler içindeki bu fikirler, bilimsel bir gerçekmiş gibi insanlığa yutturulmak isteniyor. Hâlbuki modern bilim, kat’î ve apaçık delillerle, evrim safsatasını, hurafeler lağımına atmıştır. İşte Paleontoloji… İşte Astronomi… İşte Fizik… İşte Tıp… İşte Biyoloji… İşte Kimya… İşte Fosil Bilimi… Ara geçiş formu bulmak için, yeryüzü eşildikçe teoriyi gömen ve acı bağırtılarla zorla itiraf ettiren ki, o itiraf; “Yeryüzünde bütün canlı grupları, hiçbir ortak atası olmadan, bütün özgün sıfatlarıyla erkekli ve dişili olarak, yeryüzünde aniden meydana gelmiştir, bir anlamda yaratılmıştır.” Hangi bilim dalını tutarsanız tutun; evrim fikrinin yüzüne binlerce kere, tiksinerek tükürdüğünü göreceksiniz.
Hem ikram, bir nur… Bütün yeryüzü sofralarındaki bitki, meyve ve sebzeler, bu nurun bir şahididir. Bir görme fiili var ama atomlar, ‘Basîr’(gören) değil… Bir duyma fiili var, ama atomlar ‘Semî’(işiten) değil… Bir hayat vakıası var ama atomlar, ‘Hayy’(hayat veren, diri) değil… Bir hikmet durumu var ama atomlar, ‘Hakîm’(hüküm ve hikmetin gerçek sahibi) değil… Bir rahmet durumu var ama atomlar, ‘Rahîm’(merhametli, acıyan ve bağışlayan) değil… Bir ikram olayı var ama atomlar, ‘Kerîm’(ikram eden, cömertlik ve iyilik sahibi) değil… Bir dekorasyon ve tezyin(süsleme) fiili var ama atomlar, ‘Müzeyyin’(süsleyen) değil… Bir boyayıp renklendirme fiili var ama atomlar, ‘Mülevvin’(boyayan) değil… Bütün bu ve benzeri fiil ve olguların, hikmetlerin gerçek sahibi ve kaynağı olan ALLAH ki; Kur’an’da tarif edildiği gibi, yaratılan hiçbir şeye benzemeyen, doğurmayan ve doğurulmamış, varlığı için hiçbir şeye muhtaç olmayan, Ezelî ve Ebedî, sonsuz hayat sahibi olandır. O; Evren’i, içindekileri ve her şeyi yaratandır. Yoktan var ettiği Evren’de, balçıktan(cansız ve ruhsuz atomlardan) yarattığı insana; ruh verip, düşünme kudretini, görüp işitme duygusunu ve yapıp terkip etme yeteneğini bahşedendir. İnsan ve tabiat, tıpkı bir ressamın elinden çıkan tablo gibidir. Ressam kör olsaydı, bu kâinat tablosunu böyle şekillendirip boyayamazdı; ölü olsaydı, cansız maddeye hayat veremezdi. Eğer ALLAH, yaratılmış olsaydı, o takdirde yaratamazdı. Çünkü mutlak bir kanundur, ‘Yaratılan, asla yaratamaz!’ O ALLAH ki, yaratan, yoktan var eden ve yarattığı şeylerden, yeni terkiplerle benzer ve farklı şeyler yaratan ‘Hâlik’tir; yarattığı şeyleri, bütün vasıflarıyla vücutta tutan ‘Kayyûm’dur; yarattıklarına hayat veren ‘Hayy’, şekil veren ‘Musavvir’dir. Her şeyi sanatlı bir şekilde yapıp terkip eden ‘Sânî’ ve ‘Bârî’dir. Yarattıklarına ikram eden ‘Kerîm’, rızk veren ‘Rezzâk’, bütün nimet ve eserleriyle kendisini sevdiren ‘Vedûd’, kendisini rahmetiyle, nimet, ikram ve güzellikleriyle tanıttıran ‘Ma´rûf’, her şeye hem fiilî ve hem de sözlü cevap veren ‘Mucîb’, her şeyi bilen ve bilerek yapan ‘Alîm’, her şeyi hikmetinin kanunlarına boyun eğdiren ‘Hakîm’dir. İşte bütün bu sonsuz vasıflar, ALLAH’a aittir. Bu sıfatları, gerçek sahibine, yani ALLAH’a atfetmeyenler; sonuçta onları, cansız ve ruhsuz, bizatihi karanlığı temsil eden atomlara ve tesadüflere nispet etmeye(atfedip göndermeye) mahkûm olurlar. Demek Ezelî ve Ebedî bir ruhun manevi güzelliğidir ki, sonsuz bir kudret ve ilim vasıtasıyla sanatlarında tezahür ediyor.*
Hem, aynalarda tecelli eden akislerin, Güneş’ten olduğunu kabul etmeyen insan, bu akisleri, bizzat Güneş’in kendisi gibi kabul edecek ya da o aynalarda parlayan akisleri inkâr etmeye mahkûm olacaktır. Aynen Güneş’in, aynalarda aksetmesi gibi, atomlar da; sonsuz Ezelî bir kudretin, ilmin, iradenin tecellisini aynalar gibi aksettiriyorlar. Çünkü onlardan yapılan her şey üstünde; sonsuz bir ilim, kudret ve iradeyle beraber, ALLAH’ın bin bir ismi aksedip görünüyor. Atomlar üzerinde tecelli eden bu isim ve sıfatların, ALLAH’tan olduğunu kabul etmeyen insan, her bir atoma, ilahlık vasıflarını vermeye mahkûm olur. Ressamlığı ressama vermeyen kimsenin, ressamın bütün kabiliyetlerini boyalara vermeye mahkûm olup; mimarlığı da, mimara vermeyen kimsenin, mimarın tüm vasıflarını taşlara vermeye mahkûm olması gibi…
Hem öyle ki, ilâhlık vasfı yüklenen bu atomlar; aynı zamanda hem hâkim-i mutlak, hem mahkûm-u mutlak, hem kâdir-i mutlak, hem âciz-i mutlak, hem âlim-i mutlak, hem da cahil-i mutlak konumunda olmalıdırlar. Yani atomlar, bir eşeğin gözünü, kulağını, ciğerini ve bütün organlarını en mükemmel bir şekilde programlayıp, dizayn edip yaratabilecek kadar mükemmel ve sonsuz bir ilme sahip olacaklar; diğer taraftan da sonuçta kendilerini eşek edecek kadar cahil olacaklar… Kimi atomlar, karar verip insan olacaklar; kimi atomlar da karar verip pislik olacaklar… Böyle bir şeyin olması mümkün müdür?
Bizim de parçası olduğumuz şu kompleks yapıdaki Evren, muazzam kanunlar manzumesidir. Birbiri ile ilişkili olarak en hassas dengeler ve ölçüler üzerine kurulan evrenimizin varlığı; anlamı ve gayesi olmayan tesadüflerle asla açıklanamaz. Çünkü ölçü ve kanun, tesadüf tanımaz. Tesadüflerin egemen olduğu yerde, ölçü ve kanun olamaz. Evren’deki disiplini, varlıklar arasındaki ahenkli ilişkiyi, simetriyi, müthiş bir intizam içerisinde dönen elektronları, yıldız ve gezegenleri, galaksi sistemlerini; tesadüfler üzerine oturtmak, asla mümkün değildir. Muazzam bir düzen içerisinde gayeli, ölçülü ve dengeli bir şekilde yaratılan varlıklar âlemi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bütün Evren’imiz, içerisinde yaşadığımız Dünya, cansız ve diri varlıklar, bütün bir varlık dünyası; sözünü ettiğimiz bu ölçülülüğe ve hikmetliliğe şahittir. Bütün bu yaratılmış varlıklardaki mükemmellik, onları yaratıp yapanın da, en mükemmel olmasını gerektirir. Bütün bu varlık âlemi, sonuçta her şey, onları hikmetli yaratan(Hakîm), her şeyi ilmi ile bilen(Âlim), ölüden diriyi çıkartarak hayat veren(Muhyî), ikram ve cömertlik sahibi(Kerîm), rızk veren(Rezzâk), esirgeyip bağışlayan, merhamet sahibi(Rahmân ve Rahîm) ALLAH’ı apaçıkça akıl gözüne göstermektedir. Bu deliller, sonsuz bir denizden bir damla, sonsuz bir güneşten ancak birkaç parıltıdır.
Sayın Mehmet Kaçar,
Oldukça uzun yazıları, muhtemelen başka bir kaynaktan aynen aktarmışsınız, hangileri kendi ürettiğiniz cümlelerdir? bilemedim ( hepsini de kendiniz bizzat yazdıysanız kusura bakmayın). Aşağıdaki paragrafınızı çok tipik olduğunu düşündüğüm için buraya aldım:
“Kesin bilinen bir gerçek şudur ki; hiçbir resmin ressamı, o resmi meydana getiren boyalar değildir. Kör bir resim, mutlaka gören bir ressam ister. Ölü bir resim, muhakkak diri bir ressam ister. Akılsız bir sanat, mutlaka akıllı bir sanatkârı gerektirir. ALLAH da, senin gibi bir resim yapıyor. Gören bir resim… Ağlayan bir resim… Diri bir resim… Duygulu bir resim… Ressamını tanıyabilen bir resim… ”
Bu paragrafla ilgili olarak aşağıdaki yanıtları kayda geçirmek isterim:
Resim benzetmesi, ya da buna benzer diğer benzetmeler (çöldeki saat vb) hiç bir şeyi kanıtlayamaz, çünkü:
1- Resimdeki şekiller ve bunları oluşturan boyalar oluşmuş, bitmiş, son şeklini almış nesnelerdir. Çevre ile etkileşimleri sadece eskimek ve yıpranmak şeklinde yüksek entropi yönünde olur. Halbuki canlılar çevre ile dinamik bir etkileşim içindedir, sürekli olarak değişir ve ortama uyum sağlarlar. Ürettikleri ya da çevreden aldıkları enerji ile düşük entropiyi sağlayabilirler. Bu yönleriyle tablodaki resimler ile canlılar ( ve bu kapsamda, insanlar) birbirine benzemez. 2- Hepimiz resim yapan ressamları görmüşüzdür, resmin yapılma süreci maddi bir olaydır, kullanılan aletler ve ressamın harcadığı enerji söz konusudur. Hiç bir ressam tek bir “Ol” emriyle bir resmi yapamaz. Halbuki evrenin ve canlıların olşumunu hiçbirimiz görmemişizdir, bu konuda hiç bir deney yoktur. İddia edilen olay evrenin hiç bir ek maddesel güç gerekmeden, tek bir “Ol” emriyle yaratılmasıdır. Bu şekliyle evrenin ve canlılığın oluşumunun resim yapma sürecine benzer yanı yoktur. 3- Resim yapan ressamın bilinçli olduğunu biliyoruz, “evren de bir resme benzediğine göre bilinçli bir varlık (Tanrı) tarafından yaratılmış olmalıdır” denmektedir. Resim yapan ressamın bilinci beyin ile birlikte varolan bir bilinçtir, beyin hasarı gelişmiş hastaların resim yapma yetenekleri zayıflamakta ve kaybolmaktadır, yani bu bilinç maddesel bir temel (beyin) gerektirmektedir. Halbuki evreni yarattığı varsayılan bilincin hiç bir maddi unsuru olmadığı söylenmektedir, bu şekilde maddi unsuru olmayan bir bilince ilişkin hiç bir deneysel kanıt yoktur, sözgelimi hiç kimse bir ruh ya da hayalet görmemiştir (bazı insanlar gördüğünü iddia etse de ispat edilememiştir). Bu şekliyle de resmi yapan bilinç ile evreni yarattığı varsayılan bilinç arasında benzerlik yoktur.
squidward e cavap…siz diyorsunuz ki madde herşeyi yapar..şu kainatta hüküm ve güç sahibi herşey maddi..öyle mi?..yazdıklarınızdan ve düşündüğünüz kadarıyla öyle görünüyor..peki şu an bilgisayar kullanıyorsunuz..bilgisayar ekranına gelen herşey madde değil mi?peki bu bilgisayarı harekete geçiren bilgisayarın maddi yapısı mı yoksa proğramı mı?eğer proğramı demezsen veya bilgisayarın parçaları bu proğramları yaptı dersen o zaman proğramcının bütün yaptığı proğramları (manevi kayıtları) komutları,dizaynı,ölçülü düzgünlükleri,tuşların seçimini bastığınız yerleri,v.b. proğramcının bütün hünerlerini hiçe atarsınız…bu şekilde proğramcıyı da aşağılamış olursunuz..bu kadar gerçekleri gördüğünüz halde proğramcıyı inkar edip,bütün bu akıl,irade,tasarım sahibi bir zatın hünerlerini bilgisayarın en küçük parçasınada vermeniz lazım.. hadi aklınız varsa ve bozulmamuşsa buna evet deyin..
Mehmet Kaçar’ ın cevabına cevap:
Tekrar aynı yere geliyoruz, benzetmeler hiç bir şeyi kanıtlamaz. Verdiğiniz örnek resim örneğinden farklı değil. Bilgisayarı harekete geçiren tabi ki programcıdır, ama bu programcı beyni ve elleri olan bir insandır, fiziksel varlığı olmayan bir ruh değildir. Bilgisayarı insanın yaptığından hareketle Tanrı’ nın varlığı ispatlanamaz. Sizin çok kesin bir gerçek olarak gördüğünüz olgular ne yazık ki çok tartışmalı. Bu konular düşündüğünüz kadar basit değil. Yoksa zaten konuşacak bir şey olmaz herkes teist olurdu.
squidward; demişsin ki bilgisayardan yada resimden Allah’ın varlığına ulaşılmaz.Neden ulaşılmasın ki ; Sana bunu sonsuz ispat edeceğim..Öncelikle bir sorum var ; Fikrini senden daha iyi savunacak biri var mı? Ve en iyi savunan sen misin?
varsa onları da çağır..Bütün Ateistleri çağır..Ve fikirleriniz birleştiriniz..Öyle konuşalım..
mehmet kacar…
yazini okudum.. ve hemen arenalara birakilan “beyinleri pek gelismemis” okuzler aklima geldi nedense….
Burada bireysel bir tartışma yapıyoruz, dolayısıyla başka kimseleri konuya dahil etmeye gerek yok, ancak tabi ki bizim dışımızda isteyenler de tartışmaya katılabilir. Ayrıca şunu sğyleyeyim, kendimi ateist değil, agnostik olarak tanımlarım. Ateistlerin ve başkalarının fikirlerine herhangi bir gereksinmem yok, ancak benim fikrimi mutlaka benden iyi savunacaklar vardır, bunun aksini düşünmek megalomanlık olur. Bugün için başka bir şey yazacak zamanım yok. Şimdilik esenlikler dilerim.
öncelikle girişiminizden ve çalışmalarınızdan dolayı sitenizi tebrik ediyorum. her ne kadar sadece sinir bozucu boş safsatalar olsa da ortalıkta gezen evrim karalamaları, hepimizin yapamadığını yapıp cevap verdiğiniz için kendi adıma teşekkür ediyorum.
sayın squidward, sizin de yaklaşımınızı ve fikirlerinizi görünce çok memnun oldum. gecenin bu saatinde evrim ile ilgili bir bilgiye ulaşmaya çalışırken geldiğim bu sitede de(tıpkı diğerleri gibi) bilimle dini çatıştırma gafletine düşen, üstelik bunu mantık çerçevesinde gerçekleştirmeyi bile başaramayan insanları gördükçe sinirlerim yine tepeme çıkmıştı, yazdıklarınızı okuyunca biraz rahatladım. her ne kadar bu tutumdaki herkese cevap yazmak için yanıp tutuşsam da sonucun sadece vakit kaybı olduğunu üzülerek görüyorum. çabanızı takdir ediyorum,okuduğum kadarıyla fikrinizi destekliyorum.bir yere yerleşmek gerekirse ben de bilinmezciliğe yerleşen bir insanım.
ayrıca mehmet beye sormak istiyorum; acaba evrim teorisini okuyup araştırdınız mı? hatta hayatınızda hiç objektif bir görüşle araştırma yaptınız mı? bırakın öğretilmiş fikirleri ezbere savunmayı, hayatınızda “düşünme” olgusuna yer vererek hareket edin lütfen. en azından adil bir tartışma yapmak adına yapın bunu. sonsuz ispatınızı da merakla bekliyorum.
tebrikler doğrualrı yazmışsınız…ezberletilegelmiş sözler sürekli tekrarlanıyor bazı insnalarca …hep subjektif yorumlar hep masallar doğruluğu tartışılmayan dini doğmalar :(((
insider ; siz var mısınız? evren var mı? ne zamandan beri varsın?evren ne zamandan beri var?
Sayın Insider, duygu ve düşüncelerinizi paylaşıyorum. Ne yazık ki, bu tür değerli sitelerde yazılan yorumların sahipleri arasında mantıklı düşünüp mantıklı yazabilen, yazdığı anlaşılabilir olan ve muhatap alınıp tartışılabilecek kişi sayısı çok az. Şayet ilgilenirseniz, evrendeki ince ayar kavramı ile ilgili olarak bir başka sitede yazdığım şu yazıyı okumanızı dilerim: http://www.bilimfelsefedin.org/?p=292
Bu yazı ile ilgili yorumlar ve sitedeki başka bir çok yazı ve yorum bence oldukça nitelikli ve okunmaya değer özelliktedir.
site için teşekkür ederim, şimdi bakacağım yazınıza. malesef insanlarımız ilkokuldan beri anlatılan münazara mantığını anlayamadıkları için hiçbir konuda, özellikle ülkemizin en hassas konularından biri olan inanç konusunda sağlıklı, anlatmaya ve dinlemeye özendirecek bir tartışma ortamı sağlanamıyor. ancak böyle gergin konuşmalar çıkıyor ortaya, bu güzelim sitelere emek verenlere de haksızlık oluyor.
squidward ; sen dünkü yazında ben ateist değilim demiştim..Sanırım sende kişilik problemi var..neyi düşündüğünü ve savunduğunun farkında değilsin…üstadın olan şeytan gibi..şeytan da senin yaptığını yapıyor..çok benziyor sunuz birbirinize..üstadın az çekmedi bizden ; şimdi de seni mi kullanıyor?..çok güvendiğin işbirliği teklifinde bulunduğun insider de cevaplayama dı ama..sanada aynı sorum geçerlidir..sen var mısın?varlığını bana ispatlayabilir misin?
1- squidward ın çok güvenip de işbirliği teklifinde bulunduğu biri değilim, kendisini tanımıyorum, sadece sitede karşılıklı yazışmalarınızı görünce kendi fikrimi yazmak istedim.
2- Allah’ın varlığını kanıtlamak için benim ya da evrenin varlığını, yokluğunu tartışmanız bence yeterli değil. ne tarafa çekileceği her zamanki gibi belli olsa da, cevap vereyim sorularınıza; ben 24 seneden beri varım, dünya yaklaşık 4,5 milyar senedir var.
3- Allah’ın varlığını sorgulayan herkes ateist değildir. Kişilik bozukluğu, ateist, agnostik, teist gibi terimlerin hepsinin anlamlarını öğrenmeden önce de kullanmanızı önermiyorum.
Mehmet Kaçar,
Fikir tartışması yapılması gereken bir platformda, fikire fikirle cevap veremeyip, hemen hakaret etmeye başlayan sizin gibi insanlarla ben ne tartışayım, nasıl tartışayım? Önce ateistle agnostik arasındaki farkı öğrenin, öğrenebilirseniz. Bundan sonra size cevap yazmayacağım, çünkü düzeyinizi hemen belli ettiniz.
insider ve sguidward cevaplar…Benim sizinle hiç bir problemim yok..benim problemim sizin Allah’ın varlığının delillerini görememeniz sebebiyle Allah’ın varlığını inkar etmenizdir..Madem Cenab-ı Hakkın varlığı,birliği konusunda deliller arıyorsunuz..Sorularınızda fikirlerinizde o şekilde olsun..Acaba bu siteyi tasarlayan bunlara emek verenlerin emekleri için yanlış bir sözü(size göre)abes bulan ve buna tepki gösteren sizler aynı titizliği sizi yoktan var eden ve bütün kainatı varlığının ve birliğinin delilleriyle ve bunların en muazzam fıtratı olan insanı yaratan bir zatın emeklerini boş görmek ve insanı en güzel şekilde yarattığı halde ,insanı insan yapan bütün değerleri aşağılayarak hayvandan daha aşağı indiren sizler hiç mi haya etmezsiniz… ve bu siteyi kuranların sizin yanınızda bu kadar değerli olmaları ,onları ve bütün mahlukatı yoktan var eden zatın hatırlı ve değerli olmaması mı hakaret..vicdanınız varsa ona …ve aklınız sönmemiş , insanlık değerleriniz bitmemişse onlara havale ediyorum..Size tüm samimiyyetimle söylüyorum ki Allah’ın varlığı şu evrenin varlığından hatta senin varlığından daha kati…ve bunu size ispat edeceğim..biiznillah..ben sadece sizin samimiyyetinize güvenmek istiyorum..Gerçekten doğruyu bulmakta samimi misiniz? Doğruyu bulmakta samimiyyetinizi gösterdiğinizde inanın doğruyu bulacaksınız..Biiznillah…
birde size şunu sormak istiyorum..”bu güzelim sitelere emek verenlere de haksızlık oluyor.” sözünü niçin kullanıyorsunuz ki.. siz buna karşı değil misiniz?bu site kendiliğinden oluşmadı mı ? tesadüfen siz burda değil misiniz?tesadüfen sizin klavyenizin tuşları kendi kendilerine tıklatarak bu kadar muazzam şeyleri yapma dı mı?site yi yapanlara niye haksızlık olsun ki.. site nin yapılmasını hiç bir zaman bütün insanlar toplansa
kendi kendine olmuştur veya zamanla veya evrimle olmuştur diye iddia etseler sizi bunda bir an bile şüpheye düşürebilir mi?…bu kadar basit bir site dahi , gören ,diri,akıllı,tasarım kabiliyetleri olan,buraya gelecek kişilerin ne amaçla geleceklerini düşünen,şuur sahibi biri olsunda senin gibi hayatlı , şuurlu,fikredebilen,seven,akıllı,gören,…v.s. bütün vasıfları veren atomlar olsun öyle mi?bu sizin ne seviyede düşündüğünüzü göstermiyor mu?Asıl seviyesini belirten sizler değil misiniz?..Akşam evinizde yemekler le dolu bir sofra olsa , eşiniz veya annneniz , o yemekleri yerken sizin gözünüzün içine baksa sizde deseniz; bu yemeklerin tuzu , suyu ,yağı,v.s. ne kadar güzel bir araya gelmiş veya kendiliğinden olmuş veya zaman bunları yaptı veya evrimleşti ,veya benim kabiliyetsizliğim gereği ben bu yemekleri yapanı göremiyorum veya kabul etmiyorum demek nasıl sizin gibi şuurlu,fikredebilen,gören,diri bir insana yakışır..Annenizin ve Eşinizin bu sözünüze cevabı ne olur…
gerçekten size bir şeyler anlatmanın vakit kaybı olduğunu düşünmemin tek sebebi evrim konusunu bilmemenizdir, ancak anlatacağım çünkü herkesin sorup cevap almaya hakkı var, birileri anlatmazsa siz yanlış bilmeye devam edeceksiniz. kendi adıma konuşuyorum sadece, evet ben doğru olanı bilmek isterim ancak bunun bilinmesinin kesin olarak mümkün olduğuna inanmıyorum. ben sadece olduğunu ya da olmadığını var sayabilirim, ki bu da kesin bir gerçek olmaz. siz de yaratılan her şeyin Allah tarafından bilinçli olarak yaratıldığına inanıyorsunuz ve tek kaynağınızın Kur’an olduğunu söylüyorsunuz. Benim için Kur’an yeterli değil, bana ayetlerden alıntı yapmak dışında bir şeyler sunarsanız düşünürüm anlattıklarınızı çünkü Kur’an da yazılanları ben de biliyorum, tefsirlerini de Kur’an’ı da bir çok kez okudum, bilmeden yorum yapmaktan kaçınıyorum. Ancak size tekrar hatırlatıyorum; evrim teorisi bir inanış tarzı, bir din değildir. Kuramın kurucusu darwin bile bir ateist değil agnostik olarak bilinir. O yüzden öncelikle evrim teorisiyle mi yoksa dini inanışlarla ilgili mi tartışmak istediğinizi belirleyin.
Evrim teorisi her şey tesadüfen oluşmuştur ve oluşmaktadır demez, dememiştir,deseydi bu kadar insan emin olun savunmazdı. Teorinin tesadüfi sayılabilecek kısmı, doğal seleksiyonun mutasyon kısmında yer alır, ki mutasyon da genlerin rastgele değişimi olarak özetlenebilir. Size burada teoriyi düzgün ve yeterli bir şekilde açıklayamam ama lütfen bu sitedeki ve benzer evrim sitelerindeki tanımlarını okuyunuz. Ancak kısaca söyleyebilirim ki teori, dünya üzerindeki canlıların ortak bir kökenden geliştiğini ve değişime en iyi adapte olabilen canlının özelliklerinin sonraki nesillere aktarılarak evrildiğini söyler. yanlışım varsa daha doğru tanımlayabilecek ya da bilen birinin düzeltmesini rica ederim. Yani hiç kimse yemek sofraya tesadüfen kendi geldi, bu site tesadüfen evrimleşti(!) demiyor. Ancak ben hayatın nasıl başladığını düşündüğümde, çamurdan yaratılıp içime ruhun üflendiğine inanmayı değil, 150 yıldır bilimsel olarak araştırılmış -sizin de araştırırsanız bulabileceğiniz- kanıtlara dayanarak bu teoriye inanmayı tercih ediyorum. Kur’an’da yaratılışla ilgili yazılan bilgileri ve içinde çelişen bazı konuları da yetersiz bulduğum için, bir teoriyi baz alarak değil, kendi fikrimi geliştirerek inanmadığımı söylüyorum. Ancak evrenin, tüm varlığın temelindeki Tanrı’nın ne ya da kim olduğunu bilemeyeceğimize ve sizin de bunu kanıtlayamayacağınıza inanıyorum(ben de olmadığını kesin olarak kanıtlayamam). Bunlar benim görüşlerim ve inancım. Evrim teorisi, Kur’an’daki bilgilerle çeliştiği için inanan herkesin ateist olarak tanımlanmasına yol açsa da, tekrar söylüyorum, bir inanış tarzı değil, bilimsel bir kuramdır. Anlamsız benzetmeler yapmadan önce lütfen araştırıp öğreniniz, samimi bir ricamdır.
insider; birşeyi iddia ettiğin zaman onu ispat etmen gerekir…insider ;varlığını bana ispatlayabilir misin?ve niçin yaşamak için bu kadar bekledin.. daha önce veya sonra dünyaya gelmedin?
yazılanları baştan sona okudum, evrim bilime dayanıyor diyosunuz peki eğer böyleyse bilim neden evrimi sürekli her gelen saniyede biraz daha çukurlara atıyor, bakın günümüzden milyonlarca yıl önce yaşamış bir sinek fosili ile şuan yaşayan aynı tür sinek bütün fiziksel sistemleriyle anatomisi, morfolojisi sitolojisi ve histilojisi ile bire bir aynı, bunu ben yada sıradan bir insan söylemiyor, bunu dayandığınız bilim söylüyor, benim anladığım siz bilimin işinize gelen yanlarını kullanıyorsunuz, yani şimdi bilim evet allah yok herşey doğal seleksiyon ve doğal seçlimle bu halini aldı ve almaktadır, dese bilimi göklere çıkaracaksınız, ama eğer bilim evet sayın arkadaşlar, ateis tesit agnostik yada cümleten allah yok yada olabilir ama ispatlanamaz dese işite o zaman siz bilimi yerler altına alırsınız ve eğer elinizde güçlü kaynaklar varsa medya yada diğer mecmualar bunlarıda kullanarak bilimin geçerliliğini günden güne yozlaştırırsınız, şimdi durum bu o zaman ben şunu düşünürüm sizin başta bilime saygınız yok sadece çıkarımlarınız var, önce bunu kırmak lazım o yüzden öncelikle sizi mehmet abim gibi samimiyete davet ediyorum ama çıkarınız olmayan bi samimiyete.evrim denen kuram ise baştan başa darvinle başlayan bir hipotezdi daha sonra bunu başkaları çıkarları için değiştirdi anlam kaymaları oldu bu anlaşılma sorunları ortaya çıkardı. “”"”Darwin’in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmıyordu; kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir “mantık yürütme” idi. Hatta Darwin’in kitabındaki “Teorinin Zorlukları” başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori pekçok önemli soru karşısında açık veriyordu.”"”"
Darwin, teorisisnin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendirefeğine inanıyordu. Bunu kitabında sık sık belirtmişti. Ancak gelişen bilim, Darwin’in umutlarının tam aksine, teorinin iddialarını birer birer dayanıksız bırakmıştır
bunu söyleyen bilimin ta kendisidir ve dikkatli okursanız darvin kendiside karanlık bir yolda gittiğinin farkındaydı ama çıkarları için bunu açıktan ifade edemiyordu son dönemlerde açıktan söylemesede bu manaya gelen açılımlarda bulunmuştu. arkasında gittiğiniz evrim kuramını ortaya atan daha doğrusu kurmacasını ortaya atan darvin bile sağlam temeller üzerinde olmadığını biliyordu bilime güveniyordu ama bilim onu hakikatiyle ve tüm gerçekliğiyle alnın çatından vurdu…
madem bu kadar bilimsellikten yanasınız ayın ikiye bölünmesi dünyadan nasıl yapılıyor.ağacın yılana dönüşmesi …ya aman boşver zaten kendinizce bunlarada bişey bulursunuız size göre her saçmalık bilimsel zaten böyle devam edin bakalım ne olacak :))
modern evrim teorisi darwinin kuramının tamamını değil, sadece bazı görüşleri üzerine kurulmuştur. derin bir araştırma yaparsanız darwin öncesinde de yaşamın evrimiyle ilgili çalışmalar olduğu,hatta bazılarının çevre tepkisi korkusuyla hiç yayınlanmadığı görülür. modern evrim teorisi darwinin kuramını bire bir desteklememekte, hatta bir çok konuda düzeltmektedir. sonuçta darwin bu kuramı açıkladığında henüz dna kavramı bile bilinmiyordu, dna çalışmaları 1900ler sonrasında yayımlanıp başlamıştır. bilimin temelinde araştırma yatar; deneysel bulgulara dayanmayan açıklamaları bilim kabul etmez. bir bilimsel araştırma açıklandıktan sonra kuram olarak kabul edilene kadar bir çok farklı bilim insanı tarafından deneylerle,çalışmalarla tekrarlanır ve bilim her zaman gelişip değişmeye açıktır. evrim teorisi her zaman çürütülebilir, ancak bulunan onlarca fosilin gösterdiği değişim ve gelişim evrim teorisiyle uyuşamktadır. elbette bulunan fosillerle ve bunların konumlandırılmasıyla ilgili farklı görüşlerin ortaya çıktığı zamanlar olmuştur ama bunlar kuramı çürüten kanıtlar değildir,çünkü dediğim gibi, bilim bir hipotezi kabul etmeden önce bir çok farklı biliminsanı tarafından araştırılıp çalışılmasını bekler. darwinin kişisel dini inançları, kendi hipotezinin gücüne olan inancı ya da beklentileri günümüzdeki modern evrim kuramının geçerliliğiyle ilgili değildir. evrim son derece aktif bir araştırma alanıdır. bilim insanları evrimi bir inanışa doğru yönelndirmeye çalışmazlar. bu yüzden bilim evrimi çökertmiştir, çürütmüştür ama siz onları yok sayıyorsunuz demeniz doğru değildir.
üstelik “siz” dediğiniz kitlenin kim olduğunu da merak ediyorum? benim için bir müslman, bir hristiyan, bir yahudi, bir ateist ya da bir teistve daha bir çok inanç sahibi) aynıdır.hiç kimse benim bir tarafım ya da karşıtım olamaz. inanç insanın kendi içindeki bir konudur, bu yüzden inanan ya da inanmayan insanları ayırmanızı,hatta bir de suçlamanızı doğru bulmuyorum.
ayrıca; evrim bir inanış değildir. inançlar da bilimin değil, felsefenin bir dalıdır. yani bilim evrim teorisini güçlendirerek ya da çürüterek inançlar üzerinde bir sonuca varamaz. bu yüzden insanların inançlarıyla bilimi birbirine karıştırma gafletine bir daha düşmemenizi umuyorum.
siz daha neyte inanıp inanamamanız noktasında boşluktasınızz şüpheleriniz sizi bir oyana bir bu yana savuruyor, burda yüreklilkle söylemeyebiliyorsunuz ama haliniz çok vahim. ayrıca bilim olmadan din ve inanış tam anlamıyla bilinemez. bilim akıl demektir akıl ise ancak hayat sahiplerinin işidir. bilimi dinden ayrı tutarsanız bilimsizlik içinde boğulursunuz. Bilim tek noktada buluşur oda islam dinidir. Din felsefeyle bir nebze açıklana bilir; metafizik olguları açıklamakm için uğraşır ama bunu bilim olmadan yapamaz, burdaki ince ama çok önemli bağı görememek gaflettir ve körlüktür, biz kimseyi suçlamıyoruz, böyle bir hakkımız yok ama var olan bir gerçeği inkar etmek gerçekten akıl dışılık, sormak istiyorum Allah yoktur ve herşey tabiiolaylar sonucunda kendi kendine teşkil olunmuştur; peki sen hangi organını kendin yaptın bana bunu açıklar mısın, yapanın yaptığını bilmesinden daha doğal daha gerçek ne olabilir; birpc yi yapanın pc nin hiç bir özelliğini bilmemesi gibi olanak var mı, eğer var derseniz siz mükemmelliği daha doğrusu mükemmel bir idareyi yok sayarsınız yai pc görüp pc yi yapan hakkında bir bilgi sahibi olamazsınız ama asıl önemi olan yapanını bilmek değilmidir. bir düşünün pc niz bozulduğunda onu bilgisayarcıyamı götürürsünüz yoksa bilgisayarınkendine bırakırsınız düzelsin diye tabiki servisine götürürsünüz yani onu kabul etmek zorunda kalırsınız, işi kendimize döndürelim biz çok mükemmeliz bu bir gerçek hasta olduğumuzda neden doktora gideriz neden kendimiz kendimize çare olamayız yada ilaçlara baş vururuz bizim aklımız gücümüz yokmu neden muhtacız ki onlara, demeki biz yapılmışız bu mutlak bir gerçek, vücudumuz üzerinde görerek yapma bunu nereden anlıyoruz ellerinizi düşünün ve gözlerinizi düşünün ikisini birbirine bağdaştırın tam bir iş bütünüğü görürsünüz bir şeyi tutmak için önce onu görmemiz lazım ki ona göre elimizi ayarlayalım yani ikisi ortak bir idarenin ürünü o zaman bir yapanı kabul etmek ve yapanın da tek olduğunu kabul etmek zorundayız, sorumu tekrarlıyorum bana kalbinizi nasıl yaptığını anlatırmısınız samimi soruyorum eğer gerçekten mantıklı bir şekilde anlatırsan ben susarım…
Sayın 8 soru işareti yada orjinaliyle ????????
Yazınızdaki mantık hataları.
1-’yapanın yaptığını bilmesinden daha doğal daha gerçek ne olabilir’ diyorsunuz. Peki Yapanın yaptığını bildiğini nereden biliyorsunuz. Açıklayın da biz de öğrenelim. Çünkü paylaşılmayan bilgi bilgi değildir.
2-PC örneğine bayıldım. PC’miz (Türçede Bilgisayar) bozulduğu zaman onu tamirciye götürüyormuşuz. 1 numadaki mantığınıza göre bizim (yine yazınız içinde kendi kendinizi tekzip ederek) hastalandığımız zaman doktora gitmememiz gerek. Çünkü bizi doktor yaratmadı ki. ‘Tanrı Yarattı’ bizim ona gitmemiz lazım.
Peki nasıl gideriz oraya, yeri nerede biliyor musunuz, söyler misiniz?
:D:D:D:D
ya arkadaşlar
yazıları okudumda mehmet kaçar arkadaş çok komik şeyler yazmış… insider new ateist ve squidward ile olan tartışmaları çok komik olmuş …ayrıca yazdıkları alabildiiğine subjektif ve nesnel ama yinede umarım yine yazmaya yazmaya başlar :))))) onunla bu site daha eğlenceli olur bence :)))
biraz neşelenelim dedim sadece … herkese iyi akşamlar
simdi okudum insidierin yazdiklarini ve bu sitede su ana kadar okudugum en mantikli yaziydi.. ama siz genede onunla eglenebilirsiniz.. az bi anlamaya calissaniz .. arkandayim kardesim..
hemen heveslenmeyin mehmet kacarin yazisindan bahsediyorum yanlislikla insidier yazmisim.. hem niye insidier se yokmu turkce bi karsilgi.. ugrasiyoz gece gece nedir diye..
mehmet kaçar,
evrim teorisini harun yahya gibi adamların siteleridnen değil bilim adamlarının ya da ateist forumlarından takip etmeni öneririm. evrim teorisinin doğru olup olmadığı bilimd ünyasında tartışılmamaktadır şu an, çünkü bilim adamlarının %99′undan fazlası [tam istatistik yok elimde 1987 yılında yapılan var o da değişmiştir zaten] evrim teorisini kabul etmektedir. yani boşuna boşuna allahla ilgili saçmalıkları buraya yazma .
şempazeler sürüsü şu akıldan biraz konuşun ne biliyorsunuz bakalım o kıt aklınızla konuşun
arıza sen mehmet kaçarın yazdıklarına mantıklı diyorsan benim senin gib “mantıklı ” bir adamla pek konuşacak şeyim yok demektir …ama sana bir dost tavsiyesi evrimi yada dinde var olan çelişkileri anlayabilmen için bir temele sahip olman gerekmekte.bu temeli hazırlayabilmen için geç kalmış sayılmazsın .birilerinin yazdığı masallara sen mantıklı diyorsan durum vahim demektir arkadaş !!! bak meslektaşız ama maalsef sen bir mühendis gibi düşünmemektesin !!! bunu söylerken kötü bir niyetim yok ! bak cüppeli ahmet hocayıda bazı insanlar dinlemekte ve ADAM MANTIKLI VE GÜZEL KONUŞUYOR DEMEKTE AMA programda onu ağırlayan sunucular söylediğine gülmekte !!! bu masallara milyonlarca i,nsanda gülmekte !! ama ben seni hala anlayamadım arkadaş çok tuhaf bir adamsın sen ya :)))) arkadaş m.kaçar adlı kişinin yazdıklarına mantıklı diyorsan VAY SENİN HALİNE :)))) arkadaş tarihide öğren psikolojiyide yani öğrenmen gereken çok şey var .bu hepimiz< için geçerli.ve de kızma ama senin işin biraz daha zor !!!
orneklemelerinde pek tutarli olmayabilir ama yazinin tamamini tekrar okudum gene mantikli geldi mantikli gelmesinden ote anlasilir idi..sizede ilerkii zamannlarda guzel tavsiyelerim olacak..suan yorgunum kafami toparlayamiyorum..
“Bizim burada yapmaya çalışacağımız şey, bütün temel inanç ve peşin hükümlerden sıyrılarak bir yaratıcının var olduğunu, olmasının gerekliliğini hatta zorunluluğunu tamamen bilimsel olarak ve aklen tespit ve ispat etmektir. Allah akılla bilinemez diyenlerin tam tersini söylüyoruz ve iddia ediyoruz ve ispatlıyoruz ki Allah akılla inkar edilemez.”
Bu cümleler http://www.geldeinanma.com/ sitesinin ilk sayfasından aldığım bir paragraftır.
Allah var diyenler, kendinize lütfen şu soruyu sorun: “Evet, ben Allaha inanıyorum fakat acaba bunu ispatlayabilir miyim? Hiç olmazsa kendi aklıma bunu kanıtlayabilir miyim? Eğer cevabınız hayırsa bu çok önemli bir eksiklik değil mi? Sırf müslüman bir ülkede sırf müslüman bir anne babanın evladı olarak doğduğunuz için onları takliden müslüman olmak inanın çok kolay. Ama sizin kutsalınızı ve Allah’ı inkar eden biriyle karşılaştığınızda bütün benliğinizle inandığınız Allahı anlatamamak onun var olduğunu haykıramamak çünkü kendinizi bile ikna edememiş olmak içinizi burkmayacak mı? Ya da belki sizi de şüphelerin kıyısına kadar getirip inançsızlık uçurumuna bırakmayacak mı? Yoksa siz de bu ispatlanacak bir şey değildir buna sadece inanılır diyenlerden misiniz? Eğer bu cevap sizi tatmin ediyorsa söyleyecek sözüm yok. Yok eğer bu cevap sizi de benim gibi tatmin etmiyorsa http://www.geldeinanma.com/ sitesine bir göz atmanızı önemle tavsiye ederim.
Allah yok diyenler, O’na inanmayanlar lütfen siz de zahmet edip bir bakın bu web sitesine. Yapılan ispattan sonra hala söyleyecek sözünüz varsa bekliyor olacağım. İddia ediyorum ki bu ispatla inkarcılığın beli kırılmıştır. Ve Allahı aklen ve bilimsel olarak inkar etmek imkansızdır. Artık olsa olsa sizinki yalnızca bir göz kapama olabilir. Ama unutmayın gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.
ugur..
ayni mesajini bircok yere gondermissin.. nedenini anlamadim..!!!
herhalde geldeinanma.com sitesine o kadar cok etkilenmissinki, kaptirmissinki kendini, emin olmak istiyorsun herkes okusun…
senin icin bende okuyacam..::))